Anastasiadis’e sormak gerek…

   "Avrupa'nın yapması gereken şey, gösterdiği sabrın neye yol açabileceğini düşünmek. Maalesef sükûneti bozan, tüm Doğu Akdeniz'i ve buraya kıyısı bulunan tüm ülkeleri kontrol altına almak isteyen bir ülke söz konusu."

   Bu sözler Rum Lider Nikos Anastasiadis’in…

   Avrupa diyerek Avrupa Birliği’ne seslenip, daha açık ifadeyle, “Türkiye’ye gösterilen sabrın neye yol açabileceğinizi düşünün” diyor.

   Anastasiadis’e sormak gerek…

   “Uzun yıllardır Kıbrıslı Türkleri yok sayan, Kıbrıs Rum siyasetine sabır gösteren, genelde dünya, özelde   Avrupa’ya, nelere yol açacağı, değil, nelere yol açtığını, anımsatmak yanlış mı olur?”

   Hiç yanlış olmaz.

***

   Kıbrıs’la ilgili Ankara ve Kuzey Lefkoşa, net siyaset belirsizliğiyle, hareket etmekle sıkıntı yaşadı.

   1963 – 1974 arası, Kıbrıslı Türkler, köylerinden, evlerinden, yerlerinden oldu.

   EOKA örgütlülüğü çatısı altında, Türk köylerine, Türk bölgelerine saldırıldı.

   Kıbrıslı Türk nüfusunun önemli bir kısmı göçmen oldu.

   Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Rum İşgali başladı.

   Kıbrıs Cumhuriyeti, Anayasal kimliğini yitirdi.

   Adadaki duruma, en başta ABD, NATO’nun zarar görmemesi önceliğiyle baktı.

   Johnson, mektubuyla Türkiye’nin yasal müdahale hakkını kullanmasının önünü alırken, temel kaygı iki NATO müttefikinin karşı karşıya gelmesinin NATO’ya vereceği zarardı.

   Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Mart 1964’te Kıbrıs için aldığı ve Anayasal kimliği bozulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rumlara teslim eden 186 sayılı Kıbrıs kararı şu şekilde başlar:

   “Kıbrıs ile ilgili mevcut durumun uluslararası barışı ve güvenliği tehdit etmesi muhtemel olduğu ve barışı korumak ve olabilir bir çözüm bulmak için derhal ek önlemler alınmadığı sürece daha da kötüleşebileceği aşikârdır.”

   Adaya Barış Gücü gönderildi.

   Rumların ciddi hiçbir saldırısına karşı Barış Gücü etkin tavır sergilemedi.

   Eğer Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin garantörlüğüne yaşamsal önem veriyorsa, en önemli nedenlerden bir 1963-   1974 arası, Rum saldırıları karşısında Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün hiçbir işe yaramamasıdır.

   Eğer Barış Gücü, o yıllarda işe yarayıp, Kıbrıslı Türklere güven verseydi, şimdi alternatif garantörlükler çok rahat konuşulabilir olacaktı.

   Türk tarafı olarak kararlı, sürekliliği olan politikalar üretip uygulayamadık.

***

   İstenildiği kadar kılıf giydirilmeye çalışılsın… Rum liderliği Kıbrıslı Türkleri, adanın yönetiminde siyasi eşitlik bir yana, etkili partner, etkili ortak olarak bile bir türlü görmemiştir, görememiştir.

   Görmesi için de dünya, hiçbir şekilde yardımcı olmamıştır.

   1974’te Türkiye adaya Barış Harekatı’yla müdahale edene kadar Kıbrıslı Türkler dikkate alınmamıştır. Tam tersi istenildiği zaman, baskı, şiddet ve dışlanma yaşanmıştır.

   1974’ten bugüne Kıbrıslı Türkleri ciddi muhatap almada, aşılamayan ve Rum toplumdan destek bulan, takıntılar var.

   Bu anlayış o kadar kronikleşmiştir ki, Kıbrıslı Türklere karşı insanlık suçu sayılacak, ambargoların sağlayıcıları olduklarından haberleri yoktur.

   1963 – 1974 arası, Rum toplumunda, “Nedir bu Kıbrıslı Türklere yaptığımız?” sorusunu ciddi ciddi soran bir tek siyasi yapı çıkmadı.

   1974 sonrası Kıbrıslı Türkler, barış ve çözüm isterken, Rumların da kabul edebileceği, adil taleplerde bulunulması için ses yükseltenler hep oldu.

***

   Şimdi Anastasiadis, Türkiye’ye karşı komşu ülkeleri ve AB’yi görev ve dayanışmaya davet ediyor…

   Peki Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Rum liderliği kaynaklı sıkıntı ve mağduriyetlere karşı, AB ve BM’yi göreve davet etme hakkı yok mu?

YORUM EKLE

banner75