Angonilerim oynadı, ben seyrettim…

Dıştan bakıldığı zaman, harika ötesi dört saat geçirdim, dün öğleden sonra.

Yaşam muhasebemin, yıldönümünden bir gün önce, bir deniz kenarı seçtik çocuklarla, ailece gittik.

Acele etmedik. Yavaş yavaş yedik yemeklerimizi. Finali de, harika tatlı, Laz Böreğiyle yaptık.

***

Duygularımı bastırdım. Zaman zaman ağlamanın eşiğinden de döndüm.

Çocuklar fark etse, o kadar güzel ortamda neden ağladığıma asla anlam veremeyeceklerdi.

11 yaşını yeni dolduran en büyük angonim, torunum Lara, bulunduğumuz ortamda selfiyle kendi fotoğrafını çekip bana gönderirken altına da, ‘TÜM ZAMANLARIN EN GÜZEL GÜNÜ’ yazdı.

Karlam, sık sık yanıma gelip, yanağıma öpücük kondurup, sevgisini seslendirdi. .

Beş yaşındaki Alenim, kendi tarzıyla sevgisini gösterdi. Densizliğini yoğunlaştırmadan, dört saate yaydı.

En küçüğümüz Zara, sevgisinin ölçüsünü bilip, anlatamamanın sıkıntısını Allah Allah diyerek, melodik bir  akışla anlatmaya çalıştı.

***

Sol kolumu bulunduğum mekanın korkuluğuna dayadım. Avucumla yanağımı buluşturdum.

Bir yandan, Gemikonağı’ndan  denize baktım, öte yandan bakış açımdaki angoniciklerimi, torunlarımı seyrettim.

Allah’a şükür, çok büyük çoğunluğumuz gibi ben de yaşama, sıfır noktasından başladım.

Bayramdan bayrama oldu, yeni ayakkabım ve pantolonum.

Bazen, bayramlıklarım, bir sonraki bayrama da saklandı.

Şimdi sahip olduklarım, bugünün değer yargılarıyla, hayat kalitemi iyi yerlere yerleştirse de geçmişimi hep özleyerek andım.

***

Sadece çocukların değil, yetişkinlerin de masumiyeti koruduğu yılları nasıl unuturum.

Paylaşımı, dayanışmayı kimse öğretmedi insanlarımıza o zaman.

Uygulamalı Müslümanlık o zaman da şimdiki gibiydi.

Kimse, Peygamberin, ‘ KOMŞUSU AÇKEN, TOK YATAN BİZDEN DEĞİLDİR’ dediğinden haberi yoktu. Ama, komşular ne pişirirse, paylaşılırdı. Kimsenin sofrası tek yemekle kurulmazdı.

Yokluğa, yoksulluğa rağmen dayanışma vardı.

***

Emeğe saygı, insanlığın bir parçasıydı.

Angonilerim oynar, ben seyrederken aklımdan güzel şeylerin geçmesi için canımı yedim.

Beceremedim.

Emeğin en cüce değer haline getirilmesi, her ne halse aklıma çok takıldı.

Empati yeteneğim çok iyidir.

Paylaşılan acılar azalırmış..

Ben de özellikle, acıları, sıkıntıları empatiyle paylaşıyorum. Azalsın diye…

Ancak, kendimi, emeğe saygısız patron yerine koyup, düşünce yapısını çözmeyi hiç başaramadım.

Çocukları izlerken, emeği değersiz sayan anlayışın, beni çok mutsuz ettiğini fark ettim.

Çok net anladım ki, emeğe saygısı olmayanın, insana saygısı da mümkün değildir.

Emeğe, insana saygısı olmayanın, yakından uzağa insanları sevmesi de imkansızdır.

Maddi paylaşımdan ödü patlayanlar, sevgiyi, saygıyı asla paylaşamaz.

***

Bir de en çok hangi nedenle kötümser oluyorum, bilir misiniz?

Dayanışma içinde, daha güzel gelecek için mücadele edebileceğime inandığım insan sayısındaki azalma nedeniyle…

‘Bir zamanlar daha çoktular ama, ya öldüler ya da yurt dışına mı gittiler?’

Yoooo… Ölenler oldu elbette.. Ancak onların sayıları çok az… Çoook olanlar, bir zamanlar mücadele için, kol kola girebileceğimi sandığım insanların, gerçekte o özellikte olmadığıdır.

***

Bir zamanlar, ‘on sağlam arkadaşın varsa, tamamdır’, derdim. Şimdi, o sayıyı yarı yarıya azalttım. Bunu konuştuğum herkese söylüyorum.

Tanıdıklarınıza, arkadaş muamelesi yapmayın.

Arkadaşlarınızı, dost olarak görmeyin.

Sahte arkadaş ya da sahte dostları hayatınızdan çıkarın. Sahtelikten kurtulabilirlerse, yeniden değerlendirirsiniz.

Sahte arkadaş, sahte dost, cebinizdeki sahte para gibidir. Onlarla bir şey alamazsınız. Alsanız alsanız, başınıza dert alırsınız…

YORUM EKLE

banner107

banner96

banner108