Ankara, mesajları verdi, biz de gereğini yapalım…

Olaylar ve gelişmeler bayram seyran dinlemez. ABD’den Rusya’ya, Çin’e, Endonezya’ya, Hindistan ve Hong Kong’a varıncaya kadar sorunlar dur durak bilmiyor. Hindistan’da, Bangladeş ve Çin’de seller ortalığı alıp götürdü. Rusya’da son sekiz yılın en büyük gösterileri oldu. Hong Kong’da da öyle! Ya; İsrail ile Filistinliler arasında bitmeyen kavga?..

Ortadoğu kazanı ise her zaman fakır fukur kaynıyor. O kadar ki, bu hastalık Ortadoğu’dan Yakındoğu’ya da bulaştı. Daha doğrusu Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan bulaştırdı bu hastalığı… Şimdiki Başbakan değil, bundan önceki Başbakan Çipras, Anastasiadis’in peşinden sürüklenerek, durup dururken hidrokarbon olayı yarattı. Ancak mutlaka daha başka birilerinden de yeşil ışık almıştı…

Her neyse; varsın gaz uğruna gaza gelsinler, ama yenilmekten bıkmayan pehlivan misali Doğu Akdeniz’in de tapulu malları olduğunu sanmasınlar. Doğu Akdeniz’de bir tek Güney Kıbrıs mevcut değildir.

Nitekim Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın konuya ilişkin görüşleri şöyle:

“Türkiye’nin ve KKTC’nin içinde olmadığı hiçbir kararın ve çözümün yaşama şansı olmadığını söylüyoruz. Hiçbir oldubittiye müsaade etmeyeceğimizi herkesin bilmesi lazım. Hakkımızı, hukukumuzu gasp ederek, yeni bir takım oluşumları gerçekleştirmeye çalışacak girişimlerin başarı şansı olmadığını devamlı surette söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Bunlarla ilgili atılması gereken ne adım varsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) hazır olduğunu herkesin bilmesini istiyoruz.”

Hulusi Akar, Kıbrıs temaslarına ilişkin de şunları ifade etti:

“Kıbrıs, bizler için bir milli davadır. Biz, Kıbrıslı kardeşlerimizle kader birliği içinde olduğumuzun bilincindeyiz. Biz burada herhangi bir şekilde bir çözümle alakalı çalışma metodu dayatmıyor, herhangi bir metodu da dışlamıyoruz. Ancak sırf müzakere yapmak için müzakere yapmanın da taraflara bir yararının olmadığını da dile getirdik. Türkiye’nin Garanti ve İttifak Anlaşmaları çerçevesinde önemli hak ve sorumluluklarının olduğunu herkesin bilmesi lazım. Bu güne kadar Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olduk, bundan sonra da aynı şekilde yanlarında olmaya devam edeceğiz.”

Yüreklere su serpen bu ifadeler, Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakmasında en büyük teminattır. Bu topraklara sımsıkı sarılma ve üretmenin gerekliliğini ortaya koyan bir mesajdır. Özellikle ‘sırf müzakere yapmak için müzakere yapmanın da taraflara bir yararı yoktur’ sözü dikkat çekicidir. Ancak kanımızca böyle bir durumun sadece ve sadece Rum tarafına yararı vardır. Çünkü yarım yüzyıldan bu yana hep aynı taktiği uygulayarak, sırf müzakere yapmak için müzakere yaptılar.

Oyalama ve zamana oynama taktikleriyle bu günlere geldik, dayandık. Çözüm diye diye bizi avuttular ve kendi işlerine baktılar, sadece ve sadece kendi çıkarlarını dikkate alarak, Makarios’un çizdiği ‘uzun süreli mücadele’ yolunda yürümeyi yeğlediler. Bu yolda nice yapıcı önerileri reddettiler, uzun süreli mücadele sonucu esas amaçlarına ulaşabilecekleri inancıyla zihniyet değişikliğine gitmediler.

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, toprakta ‘Yüzde 29 +’ diye yazmıştı kendilerine. Reddettiler. İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yoldaş Hristofyas’a “Annan Planı’na evet derseniz bu iş tamam” demişti, onu da yapmadılar ve son dakika caydılar. 3’üncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun da tüm iyi niyet ve samimiyetle ortaya koyduklarına rağbet etmediler. Şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın gerek Kıbrıs sorunu, gerekse doğalgazla ilgili önerilerine sıcak bakmadılar.

Günler, aylar, yıllar böyle geçti… Üstüne üstlük Kıbrıs Türk halkı, Annan Planı’na ‘evet’ dedi, ödüllendirileceği yerde cezalandırıldı. Rum halkı ‘hayır’ demesine rağmen, AB üyeliğiyle ödüllendirildi… Daha nice olanaklarla da! Kıbrıs Türk tarafı ise sadece avutuldu ve AB’nin verdiği sözler de yerine getirilmedi. Dahası   Brüksel, Rum tarafının istekleri doğrultusunda ortaya koyduğu politikalarla, dolaylı da olsa Kıbrıs Türk tarafı üzerinde baskı unsuru oluşturmaya kalkıştı…

Tüm bu olup bitenlerden sonra, açıkta kalan yine Kıbrıs Türk halkı oluverdi. Ancak uyuyan yavrusunu üşümesin diye gece kalkıp da örten anne misali, anavatan Türkiye de şefkatli elleriyle üzerimizi örttü, ayazda bırakmadı.

Rum tarafı da en nihayet anladı ki, artık uzatmaları oynuyoruz. Akıncı’nın da dediği gibi, 90+5’teyiz… Daha fazla uzatma kabul etmeyiz. Orta yerde buluşur ve bir uzlaşıya varabilirsek ne ala; olmazsa da dünyanın sonu değildir. Sonuçta çözüm olsa da, olmasa da yapılması gereken çok iş vardır. Bunları da yarına bıraksak?..

Her şey gönlünüzce olsun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
ALFAROMEO
ALFAROMEO - 1 hafta Önce

RUM-TÜRK SAVAŞINA HAZIRLANIN......

ABD, SAVAŞ İÇİN KOLLARI SIVADI....


ÇOK ALKOLİK OLAN BU TOPLUMUN KANLARINI, RUMLAR ARTIK, ŞARAP NİYETİNE İÇECEK....

KUDRET !!!!