Annan Planı bir rüzgârdı, gelip geçti; şimdi ne yapabiliriz?..

Kıbrıs sorunu, 21 Aralık 1963’te toplumlararası çatışmaların başlamasıyla dünyanın gündemine oturmuştu… Aradan bunca yıl geçti. BM Barış Gücü de 1964 yılından beri Ada’da görev yapıyor. Söz konusu güç, çatışmalar nedeniyle Kıbrıs’a gönderildi. Ancak Rum tarafı, bu tarihi gerçekleri unutturmaya çalışırken, sorunun 1974’te başladığı izlenimini yaratma sevdasında…

Bir Rum gencine Kıbrıs’ta olayların ne zaman başladığını sorarsanız, alacağınız yanıt 1974 tarihidir. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör ülkelerinden Türkiye’nin müdahalesi, onlara göre bir istila hareketidir. Türkiye, Ada’nın Yunanistan’a ilhakına izin vermediği, engel olduğundan dolayı Türk askerini ‘istilacı’ olarak göstermek istemektedirler.

Halbuki ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ 21 Aralık 1963’te ‘Kanlı Noel’ ile birlikte büyük yara almış, Türk ortak silah zoruyla devletten dışlanmış ve cumhuriyet Rum egemenliği altına alınmıştı… ‘Kıbrıs Türk halkını top yekun imha etmeyi öngören meşhur ‘Akritas Planı’, ENOSİS’i hedeflemişti, ancak Kıbrıs Türkünün direnişi ve Türkiye’nin müdahalesi, Rum-Yunan planlarını akamete uğratmıştı. Sonuçta, Kıbrıslı Türkler kıl payı uçurumun kenarından dönmüştü…

O günlerden bu yana köprülerin altından çok sular geçtiği gibi, çok da genel sekreterler geldi, geçti. Kimileri iz bıraktı, kimileri bırakmadı. Kofi Annan iz bırakanlardan… Kendi adını taşıyan planı vardı ya, o yüzden!

24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen Annan Planı Referandumu’ndan bu yana 15 yıl geçti. Önceki gün yıldönümü idi. Bir kez daha anımsadık o günleri… Plana Kıbrıs Türk halkı ‘evet’, Rum tarafı da okkalı bir şekilde ‘hayır’ demişti… Kıbrıs Türk tarafında II. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafında da Lider Tasos Papadopulos ile AKEL eski Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas karar verici konumdaydılar. DİSİ’nin evet tezine AKEL de ayak uydurmuş olsaydı, bugün adadaki durum çok farklı olacaktı…

Hristofyas, Talat’a söz verdiği halde, son dakika caymış ve Papadopulos’un çizgisine meyletmişti… Bu yüzden Rum tarafından okkalı bir hayır çıkmıştı ortaya… Taraflardan birinde ‘hayır’, ötekinde ‘evet’ çıkmış, ip kopmuştu. Halbuki iki taraftan da evet çıksaydı neler olmazdı bu Ada’da? Ancak kabul etmek gerekir ki, Rum tarafı her zaman büyük oynar. Bizans entrikalarında üzerlerine yoktur. Çünkü gelmiş geçmiş Rum liderlerinin, Makarios’un ‘Uzun süreli mücadele’ planından dönüşü olamaz ve mümkün değildir.

‘Uzun süreli mücadele’ planının da son noktası ENOSİS’tir. Bu nedenle Annan Planı’nı reddetmişlerdi… O günlerden bu yana süregelen Kıbrıs müzakerelerinde takınılan tavırlar da bunun göstergesi değil midir? Rum Lider Anastasiadis’in, Türkiye karşıtı ittifaklar oluşturması aynı amaca yönelik değil midir?

Her neyse; Kıbrıs Türk tarafından referandumda ‘evet’ oyu çıkması için Avrupa Birliği’nden (AB) ne sözler verilmiş, neler vaat edilmemişti? Hem BM’den, hem de AB’den? Kıbrıs Türk halkı üzerindeki ambargoların kaldırılacağı, izole edilmişliğin son bulacağı ifade edilmişti… Çünkü plan BM ve AB’nin ortak eseriydi. Kıbrıs Türkünün haksız uygulamaların esiri olamayacağı vurgulanırken, Genel Sekreterin bu konuda hazırladığı rapor da Güvenlik Konseyi daimi üyelerince itibar görmemiş ve rafa kaldırılmıştı…

İş bu kadarla da kalmamış ve Annan Planı referandumunda ‘Hayır’ oyu kullanan Rum tarafı ödüllendirilmiş ve tek yanlı olarak AB’ye üye alınırken, Türk tarafı da hava almıştı… Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşat Akar’ın, 15’inci yıldönümü nedeniyle AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiği mektuplarda da belirttiği gibi, Kıbrıslı Türklerin hala ambargolar altında tutulmasını içimize sindirmek mümkün değildir.

AB, Kıbrıslı Türklere en büyük kötülüğü yaparken, Kıbrıs sorununu da çok daha karmaşık bir duruma sürükleyerek, çıkmaza sokma yönünde en büyük pay sahibidir. Rum tarafı tek yanlı AB üyeliğiyle

YORUM EKLE