Annan Planı sürecinde Denktaş çok sıkıntılıydı

Annan Planı’na ‘evet’ demek için on binler Lefkoşa’da, Girne Kapısı’ndaki İnönü Meydanı’nda toplanır, tezahürat yaparken, Rum kesiminden gelip de Saray’ın önünden geçen bazı ülkelerin diplomatları da ellerini ovuşturuyor, ‘bu iş bitti’ dercesine adımlarını sıklaştırıyorlardı…

Bastırılan broşürler havada uçuşurken, bazı arabaların bagajlarında getirilen Euro, dolar ve Kıbrıs Liraları da ‘birilerine’ teslim ediliyordu. O günlerde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ henüz AB’ye girmemişti. Referandum 24 Nisan 2004’te idi, 6 gün sonra da 1 Mayıs 2004 tarihinde AB üyeliği resmen onaylanacaktı. Böyle bir durumda, Rum halkının referandumda ‘evet’ demesi mümkün müydü, akıl kârı mıydı? Bu gerçeği Rumlar da biliyordu ve bu nedenle okkalı bir şekilde ‘hayır’ demişlerdi…

Bugün ölüm yıldönümü olan Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ne denli sancı içinde olduğunu bilenlerdenim. Referandumun bir tuzak olduğunu dile getiriyor ve ‘hayır’ oyunu savunuyordu. Hatta bu yüzden Türkiye ile ters düşmüş, ancak sonunda haklı çıkmıştı. Kıbrıs Türk tarafından ‘evet’ oyu çıkmasına rağmen, AB verdiği sözleri tutmamış, “Siz yeter ki evet deyiniz, biz ambargoları kaldıracağız” şeklindeki vaatlerini yerine getirmemişti… Hala getirmiş değildir.

Onun için Denktaş doğru yoldaydı. Gerek Glafkos Kliridis, gerekse diğer Rum liderleriyle yıllar boyu süren görüşmelerde sunduğu her akılcı öneri reddedilirken, Rumların esas amacının uzlaşma değil, fakat kendilerinin anladığı federasyon modelinde Kıbrıs Türk halkını çözmek, Rum idaresine dönüştürdükleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nde zamanla eritmek ve tüm adaya egemenliklerini yaymak olduğunu Denktaş çok kez saptamış ve yol haritasını çizmişti.

Rauf Denktaş, zamanında Makarios’la da, Glafkos Kliridis, Spiros Kiprianu, Yorgo Vasiliu ve diğerleriyle de müzakere masasında dirsek çürüttü. Ama Kliridis’le dostluğu bir başkaydı. İkisi de hukukçu ve son derece kurnaz politikacılardı. ‘Çetin ceviz’ de diyebiliriz. Birbirleriyle şakalaşmaları, esprileri görenleri hayrette bırakırdı. Örneğin görüşmeler bir ara New York’ta BM merkezine taşındığında yaptıkları şakalar Genel Sekreteri adeta çileden çıkarmıştı. Saatler süren görüşmelerden sonra, verilen arada Denktaş ve Kliridis aşağıya bahçeye iner, orada sohbete dalarlardı. O kadar ki, anlattıkları fıkralarla adeta kendilerinden geçer, kahkahaları ortalığı kırıp geçirirdi.

Meğer Genel Sekreter, yukarıdaki odasından onları izler, anlam vermeye çalışırdı. “Bu ikisi o kadar samimi, o kadar hoşsohbet ki, Kıbrıs konusunda niye anlaşamadıklarını bir türlü anlayamıyorum. İkisi de samimi dost. Ancak görüşme masasına oturduklarında sanki de onlar değil. Aşağıda bahçede sergiledikleri tavrın tam aksi oluyor. Pençe peş mücadele ediyorlar” demekten kendini alamıyordu.

Aslında BM’nin olduğu gibi, ABD, AB ve daha bazı ülkelerin de anlayamadığı, ya da anlayıp da anlamazlıktan geldikleri gerçek budur. Kişi olarak yakınlaşmaya bakıp da aldanmamalı. Çünkü Kıbrıs sorunu kişisel bir sorun değildir. Toplumsal ve ulusal bir sorundur.

Onuncu ölüm yıldönümünde Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı bir kez daha saygı ve rahmetle anarken, geçmişte yaşananlardan bir demet sunmak istedik. Denktaş’ın son sözleri, bu devletin bağımsızlık ve egemenliğine sahip çıkılmasına dairdi. Denktaş, merhum Bülent Ecevit’le birlikte adada barışın 20 Temmuz 1974’le geldiğini dile getirmişti. Haksız olmadığı aradan geçen bunca yıl onun kanıtıdır.

  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110