Artık yeter… Siyaset ego yarışı değil, çare üretme yarışıdır…

 KKTC Anayasası’nın 82’nci maddesi milletvekili andını içerir… Aynen şöyledir o ant:
   “Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
                                                               *
   Sevgili okurlarım; halk olarak kayıtsız şartsız egemenliğimizin temsil edildiği Yüce Meclis’in kürsüsünden gözlerimizin ta içine bakılarak verilen namus ve şeref sözleri kulaklarınızda çınlıyorsa, lütfen bir bu andın içeriğine ve bir de şu anda Cumhuriyet Meclis’imizdeki sayın milletvekillerinin adeta siyasal magazine dönüşen o serial biçimde yaptıklarına bir bakınız… Herkesi isyan ettirmekte, herkese “artık yeter” dedirtmektedirler… Marifet seçim zaferinin coşkusu içinde kamuoyunun önünde Meclis kürsüsüne çıkıp teatral biçimde ve gür sesle bu andı içmek değildir… Ya nedir?.. Bir onur ve namus andı olan bu metindeki vurguları harfiyen yerine getirmektir…
                                                               *            
   Sürüp gitmekte olan “hükümetsizlik” ortamında, ki bu ortam artık feci ve utanç verici bir krize dönüşmüştür, çoğu milletvekili içmiş olduğu bu andın gereklerini yerine getirmeye değil, egolarını ve ihtiraslarını doyuma ulaştırmaya çalışmaktadır… Odakta olan konu; halkın yüce çıkarları ve ülkeye hizmet değildir… Herkes birbiriyle hesaplaşma yarışında… Her birinin gerek partisel bağlamda, gerekse bireysel bağlamda yaptıkları ve söyledikleri hem yaşanmakta olan krizin boyutlarını büyültmekte ve hem de insanlarımızın özgür iradeleriyle seçip görev yapmaları adına o Yüce Meclis’ gönderdiklerinin gerçek çapını göstermektedir…
   Bu mahvedici pandemi sürecinde halkın tiyatro ihtiyacını fazlasıyla karşılayabilmek adına sahne aldıklarını kanıtlamaktan başka bir şey yapmayan politikacılarımız, eşine ender rastlanacak bir trajikomedinin üstadı olmaktan başka bir işlev gösteremiyorlar… Halk üzerinde yarattıkları tepkilerin sağduyuyla hiçbir ilgisi yoktur. Hem güldürüyorlar, hem ağlatıyorlar ve hem de kendilerine acındırıyorlar…
   Ne yazık ki, insanlarımız; “Ben bunlara mı oy verdim?.. Bize bunları yapmaları için mi onları yasama ve icraat yetkisiyle yükümlendirdim?” diyerek kendi kendilerini de hesaba çeker duruma getirilmişlerdir…
                                                               *
   Dünyada yoktur böyle bir hafiflik… KKTC sahnesinde politikacıların egolar ve ihtiraslarla örülü trajikomedisi berdevam iken, küresel bağlamdaki tabloya da bir bakalım: Dünya, şu anda 55 milyondan fazla insana pençesini geçiren ve dur durak bilmeden ilerleyen Korona belasıyla uğraşıyor... Alınmakta olan radikal önlemler ve büyüyen korku küresel üretimi gittikçe geriletiyor... Önümüzdeki yıllarda gelişmiş ülkelerin bile gıda darlığına gireceğinin ve açlığın başlayacağının altı evrensel ölçekte çiziliyor... İlaç darlığı ve ciddi tedavi yetersizlikleri zaten başladı ve büyüyor… Ekonomik durgunluk ve işsizlik milyonları sefalete ve açlığa sürüklüyor...
   Ve biz, sayın politikacılarımız sayesinde şu “KKTC” dediğimiz garip ülkede nelerle uğraşıyoruz, nasıl bir kısır döngünün içinde harap olup dünya gerçeklerine ters düşüyoruz... Yoksa biz bu dünyada değil de, bir başka gezegende mi yaşamaktayız?...
                                                               *
   Ciddiyeti içinde zerrece barındırmayan hesaplaşmalarla egolarını doyuma ulaştırmanın peşinde olan politikacılarımızın atraksiyonları sürerken siyasal krizle birlikte ekonomik ve sosyal krizler de şaha kalktı… Çünkü adeta kronikleştirilen bu hükümetsizlik ortamında ivedilikle üretilmesi gereken önlemler, kararlar ve çareler rafa kaldırıldı… Çözüm adına onlara dokunan yok… Umutsuzluğun, güvensizliğin ve belirsizliğin fay hatları üzerinde ülke depremlerle sarsılıyor… Hiçbir sektörün gözünün yaşına bakılamıyor… Gittikçe büyüyen yaralara ilaç ve merhem bulunamıyor… Ayıptır, günahtır, yazıktır…
   Politikacının siyasal sorumluk yüklendiği demokrasilerde başarması gereken işler bunlarsa eğer, hep birlikte ayağa kalkarak bu trajikomedinin sahne üstatlarını alkışlayalım… Çünkü rollerini çok güzel oynuyorlar…
                                                               *
   İnsanlar iş, aş ve sağlık derdindeyken bunlar egolarının derdinde… O insanların Meclis’teki vekilleri, ülkenin içine sürüklendiği dramlar silsilesini göremeyecek duruma geldiklerini kanıtlayabilme adına her şeyi yapıyorlar…
   Demokrasi ve siyaset, çare üretme mekanizmalarıdır… Bu kavramdan çok uzak işlerle meşgul olanlar şimdilerde öyle bir siyaset dönemine imza atmaktadırlar ki, kendi kendilerini oturttukları sanık sandalyesinde, değil halkımızın, tarihin affına da uğramayacaklardır…
   ARTIK YETER… Halk ve bu halkın bağrından çıkan tüm sektörlerimiz, hükümetsizliğin derhal sonlandırılmasını bekliyor… Bu beklentiye ters düşenler, bu halktan olamazlar… Onlar başka dünyaların insanları… Ve bu gidişle halk, çok yakında olduğunu duyumsatan ilk seçimde; onları o başka dünyalarında kaderleriyle baş başa bırakacaktır… Siyaset fiyaskolarının ağır bedeli vardır… Tarih bunun örnekleriyle doludur…

 

YORUM EKLE

banner75