Aşırı kıskançsa iki kere düşün

Yaşanılan şiddet (fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel, mobbing) konularında kişileri  medya yoluyla bilgilendirmeyi hedeflediğim bu sayfada paylaştığım tüm konular gerçek yani yaşanmıştır. Kişiler yaşadıkları şiddeti, hangi aşamalardan geçtiklerini ve sonucunda ne olduğunu bizlerle paylaşıyor. Yaşanmış örneklerden yola çıkarak; bu durumda olan veya olunması halinde kişilere izleyebilecekleri yolların neler olduğu uzman gözüyle gösterilecek. Yaşadıklarını bizlerle paylaşarak başkalarına yol göstermek, ışık tutmak isteyen kişiler, email veya facebook aracılığıyla benimle iletişime geçebilir.
 

Annesiz büyüyen bir erkek... Genç yaşta yapılan bir evlilik... Aşırı kıskançlık gölgesinde zindana dönen bir hayat...
 

Aşırı kıskançsa iki kere düşün
 

Bu yaşanmış hikayemizde evliliği süresince yaşadığı psikolojik şiddeti bizimle paylaşan direnişçi bir erkek var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Kemal” olarak bahsedeceğiz…
   Annesiz büyüyen ve bunun acısını her zaman hisseden Kemal, erken yaşta kendi ailesini kurmak ister. Mahallesinden sevdiği kızla hayatını birleştiren Kemal, zaman içinde aşırı kıskançlık göstererek hayatını yaşanması zor hale getiren, psikolojik olarak çökmesine neden olan eşini aslında gerçekte iyi tanımadığını anlar. Gelin Kemal’ın yaşadıklarını kendi ağzından dinleyelim:

 

Anne özlemi
 

Çocukluğumu düşündüğüm zaman genelde gözlerim dolar ve konuşamam. Annesiz büyüdüğüm için, anne özlemiyle geçti yıllarım. Bu durum eğitim hayatımı da olumsuz etkiliyordu, okula gitmek istemiyordum. Lise ikiye giderken okulu bıraktım ve çalışmaya başladım.
   Çalışma hayatını, kendi paramı kazanmayı çok sevdim. Bir yerde kendi içsel sorunlarından da uzaklaşıyor insan çalışırken. Tabii bu dönem kendi geleceğimi şekillendiren mesleğimi de seçmiş oldum. Askere gidene kadar aynı işte çalıştım askerliğimi de mesleğimi yaparak bitirdim.
   Lise döneminde aynı mahalleden bir kızla aramızda ilişki başladı. Arkadaşlığımız ben askerdeyken de devam etti. Onu seviyor, onun da beni sevdiğine inandığımdan askerden sonra evlilik için ilk adımı atmaya karar verdim. Fakat evlilik kararımıza ailelerimiz karşı çıktı. İki aile arasında öncesinden yaşanmış bir anlaşmazlık vardı ve sevdiğim kadının erkek kardeşi bana şiddet uygulayınca olay büyümüştü.

 

Daha toyduk
 

Evlilik kader işi derler, buna inanıyorum, günün sonunda ailecek sorun yaşadığımız bir ailenin kızıyla hayatımı birleştirme aşamasındaydım. Tabii kolay olmadı, belki de abisi doğal yolla aramızdan ayrılmasıydı, evlenemeyecektik. Abisi bizim evlilik isteğimizin ortaya çıkmasından bir süre sonra doğal bir şekilde merhum olunca, iki tarafta sakinleşti ve düğünümüz gerçekleşti.
   Evlendiğimizde ikimizde gençtik ve haliyle daha toyduk. Kanımca gençlikte yapılan en büyük hata insanın karşısındakini tanıdığını zannetmesi. Birden evlilik sorumluluğunun altına girince kişi gerçekten bocalayabiliyor. Evin geçimini sağlamak ve daha güzel bir hayatımız olması için iki işte birden çalışıyordum. Yanlış anlaşılmasın bu durumdan şikayet etmiyordum ama yorgun argın eve gittiğimde eşimden güler yüz bekliyor, halimi hatırımı sormasını kısaca bana ilgi göstermesini bekliyordum.

 

Ortak noktayı bulmak
 

Eşime bu durumu konuşuyor, beklentimin nedenini anlatmaya çalışıyordum. Sonuçta evlilik ikimiz içinde yeni bir süreçti bunu anlayabiliyordum. Konuşarak, birbirimizi anlamaya çalışarak ortak noktayı bulmaya çalışmalıydık ki evliliğimiz sağlıklı bir şekilde yürüsün. Ben annesiz büyüdüğümden, kendi evimin, ailemin ve çocuklarımın olmasını, mutlu olmayı istiyordum. Ama konuşarak bir yere varamıyorduk. Kendisi beni suçlayarak işin içinden çıkıyordu.
   Çok kıskanç bir karakteri vardı ve bu özelliği evliliğimiz süresince daha da ağır bir şekilde ilişkimizi etkiledi. Eğer eve beş dakika gecikirsem, hemen suçlamalara, hoş olmayan yakıştırmalara, “Kimin yanındaydın?” gibi sorulara maruz kalıyordum. Sokakta yürürken karşı cinsten tanıdık biriyle karşılaşsam ve selamlaşsak, ki kendi de tanıyor olabilir, kadının önünde kavga çıkarıyor, hem kendini, hem de beni hoş olmayan durumlara sokuyordu.

 

Görünmez zincir
 

Sırf kavga çıkmasın diye yolda yürürken başım önde, kimseyi göremeyecek şekilde gidiyordum. İşten eve dönerken, gecikmemek için sürekli bir panik halindeydim. Evliliğimizin ikinci yılında çocuğumuz oldu. Çocuğum olduğu için çok mutluydum ama aynı zamanda görünmez zincirlerle eşime tamamen bağlanmıştım. Annesiz büyümenin etkisiyle boşanmayı kesinlikle düşünmüyordum ve eşimde bunu biliyordu.
   Beraber bir şeyler yapmak istediğimde mesela beraber yemek yapmak gibi, bunu manasız buluyor ve istemiyordu. Bununla beraber ailesine de çok düşkündü ve zamanla, özellikle çocuktan sonra eşim vaktinin büyük kısmını ailesi ile geçirmeye başladı. Kendimi giderek daha çok değersiz hissetmeye başladım. Tabi ki herkesin kendi annesi, babası değerlidir ama evlendikten sonra kişinin kendi ailesi ve kurduğu yuvası arasında bir denge kurması gerekir. İşte bizde bu denge yoktu.

 

Sinir patlaması
 

Bütün bu sorunlar çözümsüz bir şekilde içimde birikmeye ve giderek psikolojik olarak çökmeye, mutsuzluğa sürüklenmeye başladım. Uykusuzluk sorunu baş gösterdi, hiç uyumadığım oluyordu. Hatta eşim neden uyumuyorum diye de kavga çıkarıyordu. Psikolojik olarak çöküşün içindeydim ve durumumun kötüleşeceğini hissediyordum. Boşanamayacağıma göre, daha kötü bir şey olmadan çözüm bulmalıydım.
   Eşime kendimi öne sürerek, delirmenin eşiğinde olduğumu söyleyerek aile terapistine gitmeye ikna ettim. Psikiyatris ile görüşmenin sonunda, doktor eşime ilaç yazdı. Eşim bu duruma çok bozuldu ve ilaçları kullanmadı. Bu sonuçla beraber çözümsüzlüğü daha da derinden hissetmeye başladım. Deniyordum ama olmuyordu, boşa çaba sarfediyordum. Ve günün sonunda sinir patlaması yaşadım, psikolojik olarak tamamen çöktüm.

 

Çözümsüzlüğü kabul ettim
 

Sinir patlaması sonrası, gözümü ertesi gün hastanede açtım. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Uyandığımda kadın doktorlar başucumda benimle iletişim kurmaya çalışıyordu. Bu duruma bile karım kıskançlık gösterip, hoş olmayan sözler sarf edince, o an artık çözümsüzlüğü kabul ettim ve boşanmam gerektiğine karar verdim. Boşanmamız bir seneye yakın sürdü ve bu süreçte ikinci bir sinir krizi daha geçirdim.
   Boşandıktan sonra iki sene daha psikolojik olarak destek almaya devam ettim. Evliliğim ve sonrası benim için çok ama çok zorlu bir süreçti. Erken yaşta evlenmek, evliliğin ne olduğunu bilmeden, karşınızdakini tam tanımadan evlenmek, uzun vadede benim yaşadığım sıkıntıları yaşamanıza neden olabilir. Eşinizde, sevdiğiniz kişide aşırı kıskançlık varsa, bunun bir çözümü yok maalesef, bunu acı tecrübelerle anladım. İnsan belli noktalarda değişemiyor maalesef.

 

ÖNERİ KÖŞESİ
 

Aşırı kıskançlık sorunu
 

Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz, Neden aşırı kıskançlık yapılır? Evlilikte\ilişkilerde kıskançlık sorunu nasıl aşılabilir? Sorularını yanıtlıyor:
   Genellikle bireyin hayatının bir alanındaki eksiklikler, bireyi başka bir alanda yoğunlaşmaya itebiliyor. Hikayemizde duygusal alanda olan boşluk bireyi çalışma alanına yoğunlaşmaya itmiştir. Duygusal alandaki boşluğun doldurulamamasından dolayı da bu boşluk daha da derinleşmiştir.  Oluşan duygusal boşluğu gidermek adına erken yaşta alınan karar ise ilerde daha büyük sorunların çıkmasına vesile olmuştur.
   Bireyin henüz kendisini tam olarak tanımadan ve nasıl bir hayat istediğinin farkında olmadan aldığı kararlar genelde bir süre sonra hüsranla karşılaşılmasına neden olmaktadır. Henüz kendi sorumluluğunu bile tam alamayan bir bireyin erken yaşta evlilik sorumluluğunu üstlenmesi çoğu zaman bu sorumluluğun altında ezilmesine neden olmakta çiftleri hem kendilerine hem de eşlerine karşı yabancılaştırmaktadır. Henüz kendi sorumluluğunu tam olarak alıp kendi ayakları üzerinde tam duramayan birey tam da bu noktada kendine ve karşısındakine güvensizlik sorunuyla karşılaşır ki bu durum da karşımıza kıskançlık sorununu çıkarır. Çoğu zaman bu sorun kendisinin yeterince iyi bir seçenek olmadığı düşüncesiyle ortaya çıkar. Eğer kontrol edilmezse o kişi hata yapabilir ya da gidebilir gibi düşünceler zihni meşgul eder.
   Kültürün getirdiği erkeğe yüklenen çapkın erkek profili de bu sorunu tetikleyen bir başka etkendir. Kültürün getirisi olan ‘seven insan kıskanır’ mantığıyla da maalesef sevgi, baskı, ilgi ve kıskançlığın kıskacında sıkışmış durumdadır. Oysa sevginin baskıyla hiçbir alakası yoktur. İlgi görmek herkesin hoşlandığı bir durum iken kontrol amaçlı aşırı ilginin baskıya dönmesi hayatı çekilmez kılar ve uzun süreçte baskıya uğrayan partneri boğar. Sevmek ve sahiplenmek elbette çiftlerin ihtiyaçları olan duygular ancak bu güzel duyguları abartılı yaşayarak başka boyutlara taşımak ilişkinin dengesini bozduğu gibi yukarıdaki hikayedeki gibi tamamen kopuş noktasına götürecektir.
   Bir insanla evlilik kararı almak için o insanı sevmek yanında güvenebilmek de gerekir. Her bireyin bireysel ilgi alanları vardır ve bunlara saygı duymak da ilişkinin sağlığı için önemlidir. Bireylerin bilmesi gereken kontrol ve baskıyla bir kişiyi sadece kısa bir süre yanlarında tutabilecekleridir. Esas sağlıklı olan sevgi ve gönül bağıyla bireylerin birbirlerine bağlı ve bireysel hayatlarına da saygılı olmayı öğrenmeleridir. Bunu öğrenen çiftler sağlıklı ve mutlu ilişkiler yaşarlar, sağlıklı bir aile kurarlar ve sağlıklı bireyler yetiştirirler. İlgiyi, baskının kölesi yapmaktan vazgeçip, kontrolün maşası olmaktan çıkarmak gerekir aksi taktirde parçalanmış ailelerle çok karşılaşmak durumunda kalacağız.

 

YORUM EKLE

banner107

banner75

banner108