Aslında ambargo yoktu, sonradan olmuş!

İsmail VOLKAN

Kıbrıs’ın kuzeyinden 1974’ten bu yana biz hiçbir şey satmadık mı yurt dışına?
   Bu ambargo denen olay gerçekten bize her zaman engel miydi?
   Ülkemizde şu anda Avrupa’ya, hatta Amerika’ya bile hellim ve peynir satan firmalarımız olduğunu biliyoruz.
   Ya da Arap ülkelerine ciddi peynir satışı yapıldığını görüyoruz.
   Eskisi gibi zor değil artık müşteriye ulaşmak, internet var, uluslararası fuarlar var.
   Eğer kaliteli, iddialı bir ürün varsa elimizde mutlaka satarsınız.
   Ürün Afrika’da da olsa KKTC’de de fark etmez.
   Zahmetli olsa da geçmişte de satıyorduk, şimdi de satabiliyoruz istesek.
   Peki neden ambargo var diyorlar bize?
   Ticaret, daha doğrusu “Para” söz konusu olduğu zaman bizi herkes tanır.
   Kandırmayalım birbirimizi boş yere, ambargo söylemleri falan çok inandırıcı gelmiyor artık.
   Kendi ambargomuzu kendimiz koyuyoruz, bunun da farkındayız.
   Aslında biraz yakın geçmişimizi sorgularsak böyle bir durumun olmadığını rahatça görebiliriz.
 

Bir kuruş harcamadan üretim yapıyor ve ihracat yapıyorduk
 

İhracat konuda ülkemizde sanırım en iyi örnek Sanayi Holding’dir.
   Ganimet getirilerinin zirvede olduğu dönemdir desek yanlış olmaz bence.
   Makarna, plastik, kumaş, galvaniz boru üreten fabrikalar, hatta teknolojik sistemlerle su motoru, kalorifer ve fırın gibi sayamadığım birçok çeşit üretim yapan fabrikalar vardı..
   Düşünün bu fabrikalar ham maddesiyle birlikte,
   Hatta anlatılanlara göre stoklarıyla birlikte kalmıştı bize avanta olarak!
   Savaştan kaçarken eski sahiplerinin boşaltmaya zamanı olmamıştır belki de.
   Öyle kendi iç piyasamıza falan değil, ciddi ciddi bu fabrikalar o dönemlerde büyük üretimler yapıyor ve satıyordu.
   Irak, Mısır ve diğer Arap ülkelerine galvaniz boru gibi birçok değerli ürün satıyorduk.
   Avrupa’ya narenciye satıyor, Türkiye’ye su motoru, kalorifer ve kot pantolon gibi birçok ürün sattığımızı biliyorum.
 

“Dış güçler” KKTC’nin üretmesine izin vermemiş
 

Peki nasıl battı, personel ve elektrik gideri haricinde hiçbir harcaması olmadan bu fabrikalar?
   Kimisi asker dedi, kimisi emir öyle gerektirdi dedi, kimileri de mecbur kaldık dedi.
   Ama gerçeği söylemekten herkes kaçındı.
   Stokta bedavadan ham maddesi varken zarar göstererek birçok fabrikanın buhar olup bir gecede Adana’ya taşındığıyla ilgili iddialar var.
   Aslında Sanayi Holding yönetimine “dış güçlerin” müdahale etmesinin ardından batmış sistem!
   “Dış güçler” bizim üretmemize gerek olmadığını söylemiş, biz de mecburen üretmedik sattık ve batırdık fabrikaları.
   Direnmek isteyenler de olmuş tabii, “biz yine üretir satarız” demişler ama gemiler gidememiş istenilen limanlara.
   Bir yerde takılıp kalmış gemiler, nedendir bilinmez..
 

“İçtiğimiz portakal suyu bile ithal”
 

Tabii ki ganimet sadece fabrikalarla sınırlı değildi,
   Tonlarca rekoltesi olan narenciye bahçelerimiz olmuştu, para harcamadan hasada hazır!
   Dünyanın birçok önemli ülkesine satabiliyorduk.
   O dönemlerde ciddi bir kazanç kaynağıydı hem Güzelyurt halkına, hem de bölgedeki köylere.
   KKTC’de birçok köyden otobüsler kaldırılır ve bahçelerde mevsimlik çalışmak için gittiklerini anlatır eskiler.
   Düşünsenize ev hanımı da olsa, evine katkı sağlamak için çalışma imkanı yaratıyordu üretim yapmak.
   Dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiğimiz avanta bahçeler olmasına rağmen onu da bir şekilde batırmışız.
   İhracatı geçtik, kendi iç piyasamız için bile üretemiyoruz artık.
   Şu anda içtiğimiz portakal suyunu dahi Türkiye’den ithal ediyoruz.
 

Yakın geçmişin en büyük yağmalarından biri
 

Kıbrıs Adası tarihinde çok yağma gördü, bu da yakın geçmişimizde yaşanan en büyük yağmalardan biriydi sanırım.
   Biz ne yaptık peki tüm bu olanlara karşı? Sustuk ve izledik.
   Bu hale gelmemizdeki en büyük neden de bu sanırım ülke olarak.
   Belki de işimize gelmişti, az enerji harcayarak, memur olup para kazanmak.
   Halbuki isteyince satabiliyorduk, kimseye de muhtaç olmadan yaşayabiliyorduk.
   Şu anda memur maaşların ödenmesi için devletin özel sektörden para dilenmesini değil, yeni yatırımcıların teşvik edilmesini konuşuyor olmalıydık.
   Ne bileyim belki genç girişimciler için ayrılan bütçeden söz etmeliydik.
   Ya da iklimimize uygun ne üretebiliriz araştırma yapmalıydık tek bir ülkeye muhtaç olmak yerine.
 

Tarım dendi mi aklımıza sadece arpa geliyor
 

Kıbrıs’ta eskiden tütün, nohut, pamuk ekilir hatta iç piyasa için yetecek kadar unluk buğday ürettiğimizi söyler büyüklerimiz.
   Biraz daha geri gidersek Akdeniz ikliminin dünyadaki en değerli ürünü olan zeytin ve zeytinyağı gibi üretimlerimiz de olmuş.
   Böyle bir nimet de vardı elimizde.
   Aynı şekilde iklimimizin meyvelerinden harup ve pekmezinin de hatırı sayılır bir tarihi var geçmişimizde.
   Hatta İngiliz döneminde ülkenin en büyük gelir kaynaklarından biri olması için çaba sarf edildiği de bilinmekte.
   Ancak şimdi, tarım üretimi dendi mi ülkemizde aklımıza sadece arpa geliyor.

Yıllardır bunun haricinde alternatif bir üretim için kimse yeltenmiyor.
   Bazı istisnalar olsa da üreticiler sadece arpa için harcıyor enerjisini ve zamanını.
   Kendi iç piyasamızdaki unu üretmek için bile yeterli buğday hasadımız yok artık.
 

Kuzey’de arpa, Güney’de Aloevera
 

Çok uzak ülkelere gitmemize de gerek yok aslında kendimize yeni kaynaklar bulmak için.
   Mesela, Güney komşularımızın fikirlerini de çalabiliriz!
   Sonuçta bunu ilk kez yapmıyoruz..
   Güney’de son 3 yıldır ciddi miktarda“Aloe Vera” üretimi yapılıyor,
   Gidip yerinde de görme şansım oldu, gözümüzün alabildiği kadar tarlalar ekilmiş.
   Adamın biri yurtdışındaki krem üreticilerin hammadde sağlamak için fabrika açmış Larnaka tarafında.
   İlk başlarda ithal ederken, bakmış ki Kıbrıs’ın iklimi uygun Aloe Vera için.
   Hemen projesini hazırlamış, devlet de desteklemiş.
   Şimdi birçok kişi ekmek yiyor o fabrika sayesinde.
   Biz de yapamaz mıydık böyle bir çalışma?
   Tabii ki yapamazdık, arpa parası ve kuraklık parası alabilmek için sırasını bekliyor çiftçi.
   Aynı toprak, aynı iklim ama artık üretmiyoruz ya da üretemiyoruz eskiden olduğu gibi.
   Sadece günü kurtarmak için yaşıyoruz.
 

YORUM EKLE

banner96