Atıl binalar ve mağduriyetler

Çılgınlar gibi bina yapıyoruz, her tarafı beton doldurduk. Elbette bir ülkede binaya, konuta, iş merkezlerine ihtiyaç vardır, bunlarsız bir ülke olmaz ama ülkemizde bu konu biraz abartılıyor.

Tabii ki bina yapacağız ama ihtiyacımıza göre inşa etmemiz lazım. Üstelik her yere mantar gibi beton dikmek, çağdaşlık değil tam tersine vahşiliktir. Doğal güzelliklerimizi, değerlerimizi yok ederek, nefes almamızı engelleyecek şekilde betonlar dikerek, ülkemize büyük bir kötülük yapıyoruz.

Doğal dengeyi de bozacak şekilde yaptığımız binalar, diktiğimiz betonlar felaketler yaşamamıza neden oluyor. Su baskınları hayatımızı olumsuz etkiliyor, en sonunda su baskını nedeniyle 4 gencimiz hayatını kaybetti ve biz bunlardan ders alacakmış gibi durmuyoruz.

Peki biz bu binaları dikiyor da bir şekilde mutlu mu oluyoruz? Hayır, plansız, programsız, gelişigüzel beton dikmek bize mutsuzluktan başka bir şey getirmedi. 2004 sonrası inşaat furyasında hem doğamızı mahvettik hem de çok sayıda insan, sahte müteahhitler, müteahhit kılığındaki dolandırıcılar nedeniyle mağdur oldu. Bu mağduriyet halen de devam ediyor.

Büyük umutlarla ev almak için tüm birikmişini harcayan birçok vatandaş, ne yazık ki yatırımcıların başlattıkları projeleri yarım bırakması, kimisinin paraları toplayıp yurt dışına da kaçması nedeniyle dolandırıldı. Dolandırılanların çoğu yıllardır hakkını arıyor ama bir sonuca da ulaşamıyor.

Ülkemizdeki atıl inşaat sayısı tam olarak bilinmiyor ancak rakamın 4 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Ev, apartman dairesi, işyeri alma niyetinde olan binlerce kişi mağdur edildi.

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, birçok inşaatın faaliyetinin 2007-2011 yılları arasında durduğuna dikkat çekerek, atıl kalan inşaatlardan bazılarının Bulut İnşaat, Herpa, Gary Robb ve Olivia gibi büyük şirketlerin olduğuna söyledi. Gürcafer, “Sadece Bulut İnşaat olayında 800 kişi mağdur oldu” dedi.

Cafer Gürcafer, atıl kalmış inşaatların hukuki durumu incelendikten sonra olanak mevcutsa, bu binalara devlet tarafından el konulabileceğini söyledi. Aslında bu konuda bir yasal çalışma da vardı. Hatta mağdur vatandaşlar bu yasal çalışma ile umutlanmış, devletin el koyacağı binalarla ilgili yapacağı projeden haklarını alabileceklerini düşünmüştü. Devletin bu konudaki çalışması biraz ağır yürüyor anlaşılan, ya da henüz çalışmalar kâğıt üzerinde, henüz somut bir şey yok.

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, bu konuda şunları söylüyor:

“Devlet yarım kalmış inşaatlar için özerk bir yönetim yapısı oluşturup, sözleşmeden dolayı mahkemeye gitti mi? Üstüne ara emri aldı mı? Satış emri aldı mı? Bankada ipotekli mi? Başka bir alacaklı tarafından üstüne tedbir kararı alındı mı? Bu gibi hukuki durumu tek tek inceleyip daha sonra olanak varsa, atıl inşaatlara el koyabilir.” Yapıların tek tek incelenerek 3-5 yıl içinde sonuca varılabileceğini belirten Gürcafer, ilgili tarafların ortak bir çalışması olması gerektiğini söyledi.

Vatandaşı mağdur edenler arasında hem yerli hem de yabancı işletmeler var ama çoğunluk yabancı. Cafer Gürcafer, devletin yabancı yatırımcıya izin vermeden önce yapılacak yatırımın, yerli şirketler tarafından yapılıp, yapılamayacağına bakarak izin vermesi gerektiğini söylüyor. Gürcafer, “Yerli yatırımcı varken yabancıya gerek yok. Ülkeye çok büyük bir yatırım yapılacaksa ve yerli yatırımcıların gücü buna yetmiyorsa o zaman finansal boyutu banka aracılığıyla ciddi şekilde güvence altına alındıktan sonra yapımına izin verilmeli” dedi.

Yapılacak çok iş var ama inşaat çılgınlığı da devam ediyor. Yaklaşık 4 bin adet atıl inşaat konusunda hiçbir şey yapılmazken, çarpık kentleşmeye ve doğa katliamına neden olan inşaatların inşasına da devam ediliyor.

Maalesef sahte müteahhitler ve sahte emlakçılar da halkı dolandırmaya devam ediyor. Ciddi tedbir almak için yeterince doğa katledilmedi, yeterince insan dolandırılmadı mı?

YORUM EKLE