Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı samimi değil…

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Die Welt gazetesine verdiği demeçte, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin yakın gelecekte mümkün olmadığını belirtti.


"Türkiye'nin gelecek 15 ile 20 yılda Avrupa Birliği'ne girmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı kanısındayım" diyen Asselborn, "Türkiye'de ağırlaşan insan hakları ihlalleri, Türkiye'nin olası bir AB üyeliği konusunda düşünmemizi ve hatta aklımızın bir yerinde tutmamızı dahi engelledi" yorumunu yaptı.




***


Sona saklayabileceğimiz ifademizi, burada seslendirelim.


Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı samimi değil…


Bu yeni bir durum mu?


Değil.


Biraz bilgi tazeleyelim.





***


1999 yılında gerçekleşen Helsinki Zirvesi, Türkiye – AB üyelik sürecinin en önemli kilometre taşıdır. Helsinki’de Türkiye’nin adaylık statüsünün teyit edilmiş, Türkiye’nin AB’nin yeni Genişleme Politikası çerçevesinde oluşturulan sisteme, diğer aday ülkelerle eşit statüde katılacağına ilişkin karar üretilmiştir.


Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, Türkiye’nin AB üyeliği için atması gereken adımları hızla atabileceğini söylerken, AB yetkilileri dolaylı ifadelerle, acele edilmemesini telkin etmişti.


Kısa süre sonra AB’nin Türkiye’nin duyarlılıklarını yok sayarak attığı adımlar, Ecevit’in tepkisine neden olmuştu.


AB’nin Ege ve Kıbrıs konularında, Türkiye’ye verdiği sözleri tutmadığını işaret eden Ecevit Kasım 2000’de,
 
Türklerin yaklaşık 600 yıldır Avrupalı olduğuna vurgu yapıp, şunları söylemişti: ''Türkiye, 1949'dan beri Avrupa Konseyi'nde üyedir. 1952'den beri NATO üyesidir. 1963'den beri Avrupa Birliği'nde ortak üyedir. 1995'denberi Batı Avrupa Birliği'nde ortak üyedir. 6 Mart 1995'den beri Avrupa Birliğiyle Gümrük Birliği ilişkisi içindedir. 10 Aralık 1999'dan beri de Avrupa Birliği'nde üye adayıdır. Türkiye, Avrupa Birliğiyle böylesine çok yönlü ve çok boyutlu ilişkiler içindeyken, hiçbir güç onu Avrupa'dan veya Avrupalılıktan koparıp soyutlayamaz.''



***


O zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) AET Bakanlar Konseyi, Türkiye'nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermişti. Söz konusu anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde Ankara Anlaşması olarak yürürlüğe girmişti.


Ankara Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin hukuki temelini oluşturmaktadır. Anlaşmaya imza atan dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Avrupa Birliği'ni, "Beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur eser" olarak özetlemişti.


Ankara Anlaşması'nın 2. Maddesi, yol haritasının özetiydi: "Türkiye ekonomisinin hızlı kalkınmasını ve Türk halkının istihdam düzeyinin ve yaşam koşullarının yükseltilmesini sağlama gereğini göz önünde bulundurarak, taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi özendirmektir."


***


Bunlar Türkiye – AB ilişkilerinde özellikle Türkiye’nin duruşuyla ilgili anımsatmalar.


Avrupa Birliği, sorun yapılacak yanları Türkiye’den çok daha fazla, sorunlu ülkeleri üye almıştır.


Zaman zaman bazı üyelerin, marjinal olarak nitelenebilecek, yaklaşımlarıyla Türkiye ile bağların kesilmesi isteniyor.


Ancak, bu asla karar dönüşemiyor.


Pratikte AB, Türkiye’yi, ‘Gancelliden (bahçe kapısından) içeri, sokak kapısından dışarı’ bir yerde tutmayı tercih ediyor.


Türkiye, rest çekip, Avrupa Birliği’ne sırtını dönüp yürümeye kalksa, arkasından koşulacağından da kimsenin kuşkusu olmasın.


Hem de koşacakların en önünde Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Rum yöneticileri.



  ***


Türkiye, ülke olarak stratejik konumu, doğal zenginlikleri ve genç nüfusu ile AB’nin geleceği için müthiş bir zenginliktir.


AB, Türkiye’ye tavrıyla kaybeden ve kaybedecek olan taraftır.


Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

YORUM EKLE

banner75