'Bana bak, ben varım'

Yukarıdaki söz Fransa’daki “Sarı Yelekliler” hareketine ait…

Geçen cuma günü, cumartesi günkü eyleme hazırlanırken “Sarı Yelekliler”, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yönelik “Bana bak, ben varım” diye mesaj göndermişti.

“Bana bak, ben varım” güzel bir söz…

“Varım ve sana bunu hissettireceğim” demek istiyor.

Nitekim dünkü eylemlerinde “Sarı Yelekliler”, Macron’a kendini hissettirdi.

“Sarı Yelekliler”, geçen cumartesi olduğu gibi dün de başta Paris olmak üzere Fransa genelinde “akaryakıt zamlarını” ve “kötüleşen ekonomik koşulları” protesto etti.

Hükümet, geçen haftaki şiddet olaylarının tekrarlanmaması için bu kez yoğun güvenlik önlemleri aldı.

Ülke genelinde 89 bin polis görevlendirildi, Paris'i ise 8 bin polis ile 12 zırhlı araç korudu ama yine de eylemcilerin bazı araçları yakması, kentleri adeta savaş alanına döndürmesi engellenemedi.

Eylemciler kararlıydı ve bu kararlılıklarını ortaya koymayı başardı.

Üst üste üç cumartesi günü gerçekleşen eylemler, hem devletin kendilerini dikkate almasını sağladı hem de bu hareket dünya genelinde büyük sempati topladı.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem 1 Ocak’ta başlaması öngörülen akaryakıt zammını 6 aylığına erteledi, hem de talepler arasında yer alan asgari ücrete zam yapılması için girişim başlattı.

Hükümetin akaryakıt zammını 6 aylığına ertelemiş olması ve asgari ücrete yüzde 3 zam kararı “Sarı Yeleklileri”, tatmin etmedi.

Söz konusu adımları “kırıntı” olarak değerlendiren eylemciler, Macron’un zaman kazanmaya çalıştığını düşünüyordu ki dün yeniden eylem yaptı.

Zaten “Sarı Yeleklilerin”, 42 maddelik bir istemler manifestosu var.

“Sarı Yelekliler”, hükümetin zenginden almayı beceremediğini, ya da almak istemediğini ama hep halka, dar gelirliye yüklendiğini iddia ediyor. Yani artan sınıfsal çelişkilerden şikayet ediyorlar.

Macron’a tepkili olan herkes sokakta, hatta ona oy verenler, partilileri de…

Emmanuel Macron ve ona yakın medya “Sarı Yelekliler”e, ısrarla ırkçılık ve Vandalizm suçlaması yapıyor ama 42 maddelik talepler arasında “sığınmacılara insanca yaklaşılması” ve “göçmenlere eşit ücret verilmesi” de var. Yani ırkçılık suçlaması gerçek değil, “Sarı Yeleklileri”, marinalleştirme çabası da ne ülkelerinde ne de dünyada kabul görebildi.

Öfke patlamasını temsil eden “Sarı Yelekliler”, kıstırılıp da canı yakılanların nasıl hırçınlaşabileceğine, birlikten nasıl kuvvet doğabileceğine, sokağa çıkmanın nasıl hak getirdiğine güzel bir örnektir.

“Sarı Yelekliler”, kuzu kuzu beklemekle hak elde edilemeyeceğini gösteren bir harekettir.

Bu hareket, “haberleşmek ve toplanmak için kullandıkları”, sosyal medyanın “nasıl faydalı kullanılacağını” göstermesi açısından da harika bir örnek ve göstergedir.

“Sarı Yelekliler”in benzerleri Belçika’da ve Almanya’da da oluşturuldu…

Sosyal medyada klavye kahramanlığının hiçbir fayda etmeyeceğini anlayan halkların Avrupa’da hakkın meydanda alınabileceğini hatırlaması ve eyleme geçmesi dünya genelindeki emekçiler ve demokrasiye inananlar tarafından olumlu karşılanıyor ve destekleniyor. Almanya, Belçika ve İspanya’daki sol hareketler de “Sarı Yelekliler”e destek verdi.

“Ben varım”, diyerek varlığını hissettirenler mutlaka hakkını alır ama yerinde oturup da yakınanlar, birilerinin kendisini kurtarmasını bekleyenler kesinlikle isteğini elde edemez.

“Sarı Yelekliler”, dünyadaki tüm emekçilere, ezilenlere, hakkını elde edemeyenlere, sınıf farklılığının ağırlığını üzerinde hissedenlere önemli mesaj vermiştir.

Kuzey Kıbrıs’ın da dünya üzerinde olduğunu ve orada da bir halk bulunduğunu hatırlatmamıza gerek yoktur sanırız…

YORUM EKLE