Banksy’nin izleri: Mersin ve Ankara duvarlarında sağlıkçılar için çizilen grafitiler

Banksy adında bir bilinmez ve az rastlanan sanat anlayışı
2020 Ağustosu’nda bu sayfada yazdığım bir yazıda Banksy isminde bir “grafiti sanatçısı”ndan bahsetmiş ve gerçek adını bile bilmediğimiz bu “sokak sanatçısı”nın sanat anlayışının “otoriteye ve kapitalist düzene fırçaları ve boyaları ile başkaldırmak” olduğunu yazmıştım. Banksy, sanat anlayışındaki dik duruşu, istikrarı ve tutarlılığı ile kendi hedef kitlesinin hayranlığını kazanmış ve geldiği noktadan bir adım geri gitmemiştir. Vermekte olduğu savaşa var gücüyle devam etmektedir. Kimdir hedef kitlesi ve resimleriyle para kazanmak varken kimler için savaşmaktadır? Kimler için savaştığını resimlerdeki mesajlardan anlamak mümkündür: Çocuklar, kadınlar, işçiler, sokak insanları, göçmenler, mülteciler, savaşa katılan askerler, savaş kurbanı çocuklar, işçi çocuklar, av hayvanları ve özellikle sokak hayvanları, hatta polisler, siyahiler velhasıl şiddet ve kapitalist ezilmenin gadrine uğrayan bütün varlıklar… Bu sanat anlayışının izlerini bütün resimlerinde görmek mümkündür: Molotof kokteyli yerine çiçek atan bir protestocu çocuğu resmettiği “Çiçek Fırlatan Protestocu, isimli tablosu, Vietnam savaşında Amerikalıların attığı napalm bombasından korunmak için çırılçıplak kaçan meşhur genç kızı resmettiği “Napalm Girl”, yine korkudan perişan olduğu yüzünden belli olan küçük kızı Mickey Mouse ile Mc. Donald’ın ortasında giderken resmettiği savaş ve kapitalizm ilişkisini ortaya koyan tablosu, ve çok daha güzeli elinde bazoka olan tehdit edici bakışlı Mona Lisa! İsrail’li askerlerin üzerini aradığı küçük bir kızı resmettiği “Kız ve Asker” ve 450.000 sterline satılmış olan İngiliz bayrağı diken ve “Çocuk İşçi” adını taşıyan bir küçük çocuk… Ama en büyük patlamayı, göç olgusu nedeniyle ülkelerinden kaçarken boğulan çoğu çocuk göçmenler, Aylan, Şeyma ve Ümran bebekler için resmettiği “Akdeniz Üçlemesi” ile gerçekleştirdi: Bu tablosu tam 2.2 milyon sterline satıldı. Banksy, bu paradan 1 sterlin bile almadan parayı olduğu gibi Beytülhallim Hastenesinin çocuk servislerinin modern hale getirilmesi için hastane idaresine verdi. Bu günlerde Banksy’nin, göçmenlerin, özellikle çocukların denizde boğulmalarını önlemek için gemi kiraladığını ve Akdeniz’in sularından göçmenleri topladığını da belirtmek gerekir. Zira Banksy, Orta Doğu’da yaşanan savaşlar, çocuklara hep ölüm, yaralanma ve hastalık getirdiğine kalpten inanıyordu….
 
Küresel salgın döneminde Banksy’nin yeni gözdeleri: Sağlık çalışanları

Banksy’nin, küresel salgın döneminde yaptığı ilk eser Nottingham’daki bir binanın duvarına çizip boyadığı “Hullahop Çeviren Çocuk” adlı tablo oldu. Herhalde, her gün yüzlerce insanın hayatını kaybettiği bu dönemde böylesine neşe dolu bir çizim yapmayacağını düşünen sanat severler, tablonun Banksy’e ait olup olmadığını çok tartıştılar. Ama Banksy, çizimin kendisine ait olduğunu açıkladı. Amacı, hangi koşullar altında olursak olalım, hayata bağlı kalmanın ve hayattan zevk almanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktı. Bu tablo da Brandler Galleries tarafından yüzbinlerce sterline satıldı.
Küresel salgın döneminde ortaya çıkan tablonun giderek ağırlaşması, doğal olarak Banksy’nin sağlık çalışanlarına yönelmesine yol açmıştır. Hangi ülkede olursa olsun ve hangi sıfatı taşırsa taşısın, sağlık çalışanları 10 Temmuz 2020’den beri perişandır. Şu son iki yılda, belki de her bakımdan, korunmaya en muhtaç meslek sınıfıdır. Her ülkenin insanı sağlık çalışanlarına minnet ve teşekkür borçludur. Banksy sağlık çalışanlarına olan borcunu, İngiltere’nin Sauthampton şehrinde bulunan bir hastanenin duvarına çizdiği ve “(Game Changer) Çığır Açan” adını verdiği mükemmel bir tablo ile fazlasıyla ödedi. Kompozisyon tek kelimeyle harikaydı. 1 metrekareye yakın bir alana siyah beyaz olarak çizilen eserde, küçük bir erkek çocuk, yanında bulunan bir çöp kutusuna atılmış bulunan Batman ve Superman gibi oyuncakların arasından, yüzü maskeli, pelerinli bir hemşire oyuncağını seçerek eline alıp havaya kaldırıyor… Banksy içinde yaşadığı kapitalist toplumu çok iyi tanıyordu. Mesajı açıktı: “Artık yeni bir çağ açıldı… İnsanları yarattığınız sahte kahramanlar olan Superman veya Batman değil, sağlık çalışanları kurtaracaktır!” Resmin yanında da Banksy tarafından sağlık çalışanlarına hitaben yazılmış bir not vardı: “Yaptığınız her şey için çok teşekkür eder Her ne kadar siyah-beyaz olsa da bu resmin ortamı aydınlatılmasını umuyorum”… Eseri açık arttırmaya çıkarmayı daha önce düşünmüş olan sanatçı, “çizimin bir reprodüksiyonunu da hastane idaresine bırakacağını” yazmayı da ihmal etmemişti. Nitekim hastane idaresi, bu eseri Christie’s müzayede evi aracılığı ile açık arttırmaya çıkardı. Müzayede evi bu satıştan 2.5- 3 milyon sterlin bekliyordu. Ama müzayede sonunda eser 19 milyon 450 bin Euro’ya satıldı. Elde edilen bu yüksek meblağdan Banksy yine bir starlin bile almadan para, İngiliz Sağlık Kurumu’na (NHS) aktarıldı. Banksy’i kutlamaktan başka elden ne gelir?!
 
Türk ressamlar da Banksy’nin yolunda, ama ne fayda?
10 Mart 2020’den bu yana Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin sayısı 3 milyon 400 bin kişiye ulaştığı halde, insanoğlu, ne yazık ki sağlığın hayati bir kamusal hizmet olduğunu ve hayvanlar da dahil, canlıların hayatının kapitalizmin vahşi koşullarına bırakılmaması gerektiğini halâ anlamamış gözüküyor. İnsan sağlığını piyasaya açma ve kâr edilebilir bir alan haline getirme, milyarlarca Doların döndüğü bu piyasada temel amaç olarak kabul edilmesine insan şaşırıyor! Baksanıza özel ilâç şirketleri şimdiden Sağlık Bakanlığının etrafında dolaşmaya başladılar bile! Ama patent ve marka lisans savaşlarının bütün hızıyla devam ettiği ve bu nedenle 137 ülke insanına hiçbir aşının ulaştırılmadığı bu günlerde ne yazık ki zihniyetin de pek değişmediği görülüyor. Tabii acıyı en derinden hissedenler doğal olarak hastalar ve akrabaları ile sağlık hizmeti vermeye çalışan doktorlar, halk sağlığı uzmanları, ve hastabakıcılar. 24 Nisan itibariyle, Türkiye’de 165.000’i doktor,200.000’ni hemşire, 175.000’i de diğer sağlık personeli olmak üzere toplam 540.000 kişilik bir sağlık ordusu bu korkunç salgınla uğraşıyor. Ama iş koşullarından, hiç memnun değiller. Bezginler ve moralsizler. 2 yılda 216 meslektaşları aralarından ayrıldı. Tabii Covid 19 nedeniyle.2020 de 98, 2021 de 22 doktor hocalarını kaybetti sağlık çalışanları. Virüsle en önde savaşanlar olmalarına rağmen hem iş koşulları, hem de mali bakımdan çöküntü halindeler. Yoğun bakım ünitelerindeki artış arttıkça bir an önce meslekten ayrılmak istiyorlar. Ama en doğal hakları olan “izin ve istifa hakları” da ellerinden alındı. 10-15 gün kaldıkları hastaneye gelirken çektikleri metrobüs veya minibüs çilesini, nöbetleri bittikten sonra virüs götürme korkusuyla eve dönerken de çekmek istemiyorlar. Aldıkları maaşlarda en ufak bir düzeltme yapılmadı. Ne maaşları arttı, ne de söz verilen ek göstergeleri arttırıldı. Çocuklarını bırakabilecekleri bir kreş bile açılmadı onlar için. Geçenlerde bir hemşire soruyordu: “Bu çocukları başhekim hocamın odasına mı bırakayım?” Çocuklara hemşirelerin anneleri bakıyor! Aldıkları üç kuruşla çocuklarını özel kreşlere mi verecekler? Değmez diyorlar bu kadar savaşmaya. “Vereceğiz, vereceğiz dediler ama hiçbir şey vermediler!”. Yüksek risk grubu altındalar ama aşıları bile tam olarak yapılmamış! 29.865 hemşirenin Covid’e yakalanması tesadüf değil yani! Hele hele Covid’in meslek hastalığı sayılması yönünde yaptıkları talebin kabul edilmemesi ve “illiyet bağı” aranması koşulunu da haklı olarak çok komik buluyorlar. Sonuçta diyorlar “ alkışlar, alkışlar insanı gururlandıran boş alkışlar, ışıkları yakıp söndürmeler”den başka bir şey kazanamadık. Yediğimiz dayaklar da yanımız kâr kaldı!”…..
Halkımız bu şikâyetleri biliyordu, ama ellerinden bir şey gelemezdi. 2020 yılında ilk önce Mersin Büyükşehir Belediyesi halkımızın hislerine tercüman oldu ve Banksy’nin taktiğini izledi. Mersin sahil şeridinde pandemi boyunca boş kalan duvarlarına grafiti çalışmalarının yapılmasını özendirdi. Özgecan Aslan Barış Meydanında atıl halde duran Cep Sineması’nın duvarları sanatla çevrelendi. Duvarlar kadın, çocuk, gençlik ve korona resimleri ile renklendirildi. Belediye Park ve Bahçeler Genel Müdürlüğünden Güven Bozkurt, Toros Üniversitesi akademisyenlerinden Orhan Karakaplan ve Çukurova Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesinde doktora yapmakta olan öğrencimiz İbrahim Tokaslan gece gündüz çalışarak Özgecan’ın meydanına çok derin izler bıraktılar. Üstelik sadece Covid ve sağlık çalışanlarını değil, kadını ve gençliği de içerecek şekilde… Ama duvarın kuzey kısmı tamamen Covid-19’a ve sağlık çalışanlarının fedakarca çalışmalarına ayrılmış durumda. Halkımızın, doktorlar dahil tüm sağlık çalışanlarına duyduğu minnetin ifadesi bu desenler, renkler. Sinemanın Bulvara bakan duvarına resmedilen ve sağlık çalışanlarını simgeleyen Banksy’den mülhem hemşire resmi, halkımızın bu minnet duygusunu çok güzel ortaya koyuyor.
Bu yıl içinde ise, Banksy’nin izinden giden bir başka kurum da Ankara Büyükşehir Belediyesi oldu. Ağırbaşlı ve Halkı yanlısı tutum ve idaresiyle dikkatleri çeken Büyükşehir Belediye BaşklanıMansur Yavaş, 14 Mart Tıp Bayramında yaptığı açıklamada , “ Hiçbir koşulda yanımızda olmaktan vazgeçmediniz .Hakkınızı ne yapsak ödeyemeyiz. Pandemi döneminde kaybettiğimiz kahraman sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, tüm fedakar sağlık emekçilerinin önünde saygıyla eğiliyorum “ dedikten sonra, ANFA Genel Müdürlüğü ile işbirliği halinde, 20 Nisan’da yaptığı açıklama ile, sağlık çalışanlarına moral vermek ve ödenemeyecek olan vefa borçlarının amacıyla, sağlıkçıların en fazla kullandıkları yollar olan Bilkent Şehir Hastanesi bölgesindeki köprü ayaklarını”, grafitilerle süsletti. Banksy’nin yaklaşımının bire bir uygulanması anlamına gelen bu tasarım içinde, 3 köprü yanağı ve 13 kolon doktorlardan hastabakıcılara, ambulans şoförlerinden hemşirelere kadar resmedilmiş durumda. Bu resimler arasında, ülkemizde “ C ovid aşısını bulan Türk Profesör” olarak ün kazanan Uğur Şahin ile yine Prof.Dr. Özlem Türeci de yer alıyor.
Bu arada immünolog ve onkolog olan Prof.Şahin’in, Almanya Mainz merkezli Biontech şirketinin kurucu ortaklarından olduğunu ve Almanya’nın en zengin 100 insanı içine girdiğini, 5.4 milyar dolarlık kişisel serveti ile dünyanın ilk 500 zengini arasında da yer aldığını da belirtelim. İnsan sağlığını özel ticari piyasaya açarak maximum kâr etme amacını güden bir şirkette Ceo olarak çalışmakla bilim insanlığını bağdaştırmak da ayrı bir zorluk kanımca. Herhalde o nedenle bir röportajında %100 bilim insanı ama %70’de iş adamı olduğu söylenmiş! Hele hele o bilim insanı, Ceo sıfatıyla, bugün Avrupa’da yaşanmakta olan aşı savaşlarının baş aktörlerinden birisiyse. Baksanıza sağlık bakanımız bile, etrafında çok fazla tartışma tapılan Biontech aşının ikinci dozunun yapılma tarihinin ne kadar ertelenebileceğini bile Uğur Hoca’ya soruyor, aldığı tarihlere göre randez-vous’lar mail yoluyla erteleniyor , ama Hoca ile tekrar konuşulup da Biontech şirketinin, garanti olmasa da, “Haziranda 30 milyon doz aşı daha göndermek niyetinde olduğu” öğrenilince tekrar randez-vous işlemleri başlatılıyor !! İşte halk sağlığının, vahşi kapitalizm kuralları gereğince kamusal alandan çıkıp özel ticari alana bir “kâr aracı” haline dönüşmesi! Görüyorsunuz öldüren sadece virüs değil, patent yoluyla aşılar üzerinde mülkiyet hakkını alma savaşları, bu savaşlara bağlı olarak geçen zaman ayrı bir ölüm nedeni! Oysa eskiden bilim insanları “aşılar insanlığın ortak malıdır” diyorlardı! Küresel salgın dönemi kapitalizmin, bazılarının anlamamakta ısrar ettiği en çirkin taraflarını da bize gösterdi: Eşitsizlik, adaletsizlik ve parası olmayanın canı çıksın! Bilim insanları açısından da acı olan da “Dolara çevrilmeyen bilginin hiçbir işe yaramadığı” anlayışı! Ama fazla merak etmeye gerek yok. Yakında aşıları eczanelerden parayla almaya başlayınca bu sorun da kendiliğinden sona erecek ve biz ona da alışacağız!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a bu ince düşüncesinden dolayı gerçekten kalpten teşekkür etmek gerek. Mansur Bey, ne yapsak borcumuzu ödeyemeyeceğimiz, kendileriyle gurur duyduğumuz sağlık çalışanlarımıza duyulan minnet ve sevgiyi dile getirmek için kullanılan iki toplumsal davranış biçimine, yani “ışıkları açıp kapama ve alkışlama” ya bir üçüncüsünü ekledi: Grafiti konusu olarak duvarlarda yer almak… Tabii bu da onları, bir ölçüde de olsa onurlandıracaktır. Ama ne fayda? Gönül isterdi ki, aynen İngiltere’de olduğu gibi, bu grafitiler de paraya çevrilebilsin ve elde edilecek miktar sağlık çalışanlarına bağışlansın!

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75