Barış Harekâtı’nın 45’inci yıl dönümünde düşünceler

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın gerçekleştirildiği 20 Temmuz 1974’ten bu yana 45 yıl geçti. Yarım yüzyıla yakın bir süre. Harekâtla Kıbrıs Türk halkı özgürlüğe kavuştu, kendi bölgesinde bir yaşama kavuştu.

20 Temmuz 1974 damdan düşercesine ya da durup dururken gelmedi. Barış Harekâtı, Ada’da ardı arkası kesilmeyen olaylar silsilesinin bir sonucudur. Nitekim gerek buradaki, gerekse Türkiye’deki yetkililerin de ifade ettiği gibi, ’15 Temmuz olmasaydı, 20 Temmuz da olmazdı.’

Her etki bir tepki doğurur ya, Yunanistan’da ‘Albaylar Cuntası’nın iktidarda olduğu o dönemde, faşist cuntacıların Kıbrıs’ta görevli Yunan subayları, Rum ordusu ve EOKA B militanlarıyla işbirliği halinde Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’a karşı gerçekleştirdikleri darbe tam anlamıyla ENOSİS kokmaktaydı.

Makarios’un, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak ederek, ENOSİS’i gerçekleştirmede geç kalması, zamanın geçmekte olduğuna inanan Albaylar Cuntası ve EOKA B militanları tarafından eleştiriliyor, hazmedilemiyordu. Bu nedenle Rum toplumu Makarios’çular ve Grivas’çılar diye ikiye ayrılırken, EOKA’cıların, Makarios’tan yana tavır koyan AKEL mensuplarına da diş bilediği bilinmekteydi. Nitekim 15 Temmuz darbesinde birçok Rum öldürülmüştü.

Makarios, darbeden kısa bir süre önce düzenlediği basın toplantısında, bazı kaygıları olduğunu söylemiş, kendisine karşı darbe hazırlığı içinde bulunulduğuna dair bilgiler aldığını ifade etmişti.

Bir anlamda adanın çeşitli bölgelerinde Rum polis karakollarına EOKA B militanlarınca yapılan baskınlar, Makarios yanlısı polisleri bezdirmeyi amaçlıyordu. Hatta Makarios, tehlikeyi sezdiğinden Başkanlık Sarayı’ndaki Yunan subaylarına yol vermişti… Bir diğer deyişle darbenin ayak sesleri duyuluyordu.

Darbenin esas amacı, Makarios’un gerçekleştirmeyi uzattığı ENOSİS’i bir an önce gerçekleştirmek ve Ada’yı Yunanistan’a bağlamaktı. Hazırlıklar ona göre yapılmış ve 15 Temmuz darbesinden birkaç gün sonra silahlar Ada Türklerine çevrilecek, böylece ENOSİS’in önündeki en büyük ve tek engel de kalkmış olacaktı… Modern silahlar ve tankların karşısında Türklerin dayanma gücü bir yere kadardı.

Darbenin gerçekleşmesiyle birlikte, Cumhurbaşkanı Makarios’un koltuğuna oturan ünlü EOKA’cı Nikos Samson, darbenin amacını gizlemeyerek, Rum halkına hitaben yaptığı konuşmada, “Burası Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” diyordu. Kısacası gidilecek köyün minareleri bir kez daha görülmüştü.

Bu gelişmeler yaşanırken, Kıbrıs Türk halkı derin bir endişe ve hatta moral bozukluğu içindeydi. Herkes ne yapacağını düşünüyordu ve 20 Temmuz’a kadar geçen süre sanki de bir asra bedeldi. En nihayet dönemin Türk Hükümeti, gelişmeleri soğukkanlılıkla değerlendirerek, Kıbrıs Türk halkının can ve mal emniyetini sağlamak için faşist darbeyi gerçekleştirenlere dur denilmesine karar vermişti. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, hükümetin müdahale kararını açıklarken, “Biz Kıbrıs’a savaş için değil, barış için gidiyoruz” diyerek dünyaya da mesaj vermişti.

Garantör ülke Türkiye, anlaşmalardan doğan hakkını kullanmamış ve müdahale etmemiş olsaydı, gerçekten adada bir insanlık trajedisi yaşanacak ve Kıbrıs Türk halkı toplu katliama tabi tutulacaktı. Türkiye’nin müdahalesi sayesinde adada tam 45 yıldır barış ve güven hüküm sürmektedir. Barış Harekâtıyla Yunanistan’da da demokrasiye dönüş gerçekleşmiş, Makarios da tekrar adaya gelerek makamına oturmuştu.

Böyle olmasına rağmen Kıbrıs’ta Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle bir anlaşmaya varılmış değildir. Kıbrıs Türk tarafının ve aynı zamanda Türkiye’nin tüm iyi niyetine rağmen, AB’nin şımarık çocuğu Kıbrıs Rum Yönetimi uzlaşmazlığını sürdürmektedir.

Geride kalan 45 yıl içinde Ada’nın kuzeyinde beklentileri karşılayabilen icraatlar yapılmış mıdır? Ne oranda gerçekleşmiştir? Bunlar da cevaplanması gereken sorulardır. Daha bunun gibi nice sorular yanıt beklemektedir.  Her bir buçuk yılda hükümet değişiklikleriyle yaşanan zaman kaybı birçok alanda projelerin gerçekleşmesini sağlamış değildir. KKTC olarak 45 yılda hemen her alanda ve her sektörde atılması gereken adımlar atılmış olsaydı, hem halkımız daha iyi koşullarda yaşam imkânı bulacak, hem de KKTC daha ileri noktalarda olacaktı.

Yapılanları inkâr etmemekle birlikte, Türkiye’nin katkılarını da dikkate aldığımızda devlet olarak çok daha fazlasının yapılması gerekirdi diye düşünüyoruz.

Barış Harekâtı’nın 45’inci yıldönümü kutlu olsun.

YORUM EKLE