Bayramın ruhuna, gereksinimimiz çok

Hemen hemen hepimiz çocukluk günlerimizden başlayarak, bayrama, bayram günlerine mesaj olarak yüklenen yönlendirici görevi biliyoruz.


Bayramlarda, kırgınlıklar son bulur.


Küs olanlar barışır.


İyi ilişki içerisinde, yepyeni beyaz sayfalar açılır.


Bütün mesele, yılda iki kez elde edilen bu fırsatı da, değerlendirmektir.


Şimdi bazılarınızın aklından, “Barışmak, kırgınlıkları sonlandırmak için ille de bayramı mı bekleyim?” sorusu geçiyor olabilir.


Elbette küslüklerin, kırgınlıkların, kısaca iletişim sorunlarının en erken zamanda giderilmesi en sağlıklı olandır.


Eğer buna fırsat yaratmakta sorun varsa, o fırsat bayramların ruhunda doğal olarak sunulmaktadır.


Bayramlar, dinlerin, en kapsamlı sosyal günleridir.


Modern hukuk, dinlerin kural koyuculuğunun önüne geçmiştir.


Bilim, akıldan geçen sorulara, evrensel, ortak yanıtları geçerli hale getirmiştir.


Günlük dilimizde “Allah bilir” desek de, bireysel ve toplumsal yaşamı, sağlıklı, gerçekçi öngörülerle, yönlendirmenin mümkün olabileceğini de biliyoruz ya da bilmek zorundayız.


Bu bayram günü, toplumun sorun havuzunda birikmiş konulardan bazılarını alıp sizlere aktarmayı tercih etmiyoruz.


Tercihimiz elbette, sorunları yok saymak anlamını taşımaz.


Eğer insanlarımız, yokluk, hatta yoksulluğun çok yaygın olduğu, evlerinde su ve elektriğin olmadığı yılları, duygusal derinlik ve özlemle anıyor, arıyorsa, bugünün yöneticilerinin bir değil bin kere düşünmesi gerekir.


Neredeyse tüm kutsal kitaplarda farklı sözcüklerle, doğrudan ya da dolaylı anlatımlarla adalete vurgu yapılır.


Neden?


Çünkü, adaletin olmadığı yerde bireysel ve toplumsal huzurun olmayacağı kesindir.


Bu, yüzlerce binlerce yıl evvel de böyleydi, yüzlerce binlerce yıl sonra da…


En önemli adalet kurallarından biri hak ederek sahip olmaktır.


Helal lokma, bedeli ödenerek, sofraya taşınan lokmadır.


Onurlu bir aile reisi için en önemli gurur nedenlerinden biri, “Çocuklarımın boğazından haram lokma geçmedi” sözlerinde ifadesini buluyor.


Ülkeyi yönetenler, kendilerine ait olmayan, emaneten onlara teslim edilen değerleri, bir süreliğine yöneten insanlardır.


Ortak değerleri ciddiyetle, istismarsız yönetmek esas olmalıdır.


Peki bizde böyle mi?


Olmadığı ortada.


Refah düzeyimizi iyi yerlere taşıyacak toplam gelir var ancak gelir paylaşımında adalet yok.


En masum yanıyla, vergisi ödenmediği için meşruiyeti sorgulanan gelirlerle, servet sahibi olan ve toplumun gözüne en büyük çöpü, saygıdan yoksun sokanlar var.


Hiçbir iktidar da gıkını çıkaramıyor.


Bu ve benzeri durumları gören vatandaşın, siyasi sorumluluk taşıyanlara saygı ve güven duymamasından daha doğal ne olabilir ki?


Bu bayramda en başta hükümet edenler, toplumsal sorumluluklarının muhasebesini yapmalı.


Bırakın farklı partileri, aynı parti içinde aktif olanlar, toplumsal amaca katkı koyacak dayanışmaya ne kadar saygılı olduklarını sorsun.


Yoldaşını arkadan hançerleyen, ona tuzak kuran birinin insani değer karnesinde bir tek geçerli not olamaz.


Sıradışı bir dönemde bayramımızı yaşıyoruz.


COVID-19 dünyayla birlikte bizler için de tehdittir.


Eğer koruyucu önlemlere uyarsak, panik yapmaya hiç gerek yok.


Sosyal mesafe kuralına uyacağız.


Maskemizi takacağız.


El öptürmeyeceğiz.


Sarılmayacağız…


Öpüşmeyeceğiz…


Nasıl ki, trafikte dikkatimizin bir parçası öteki sürücülerden gelecek kaza riskine karşıdır burada da bizim dışımızdakilere karşı kendimizi koruyacağız.


Herkes kendini korursa, Koronavirüs uçarak “penceremizden” içeri girmez…


Bu bayramda herkese, sağlıkla taçlanmış, mutluluk, başarı ve çok güzel günler diliyoruz.

YORUM EKLE

banner75