Belediyeler, yas ilanı ve yaşlı adam

KONUK YAZAR

Yılmaz PARLAN

Her yıl aynı numara, “Trafik kazasında gençler öldü, kutlama olmaz”, “Türkiye’de şehitler varken biz kutlama yapamayız.” Son olarak Mağusa, İskele, Güzelyurt ve Lefke Belediyeleri yağmur sonrası yaşanan üzücü olaylar nedeniyle “Sel felaketinde gençlerimiz öldü” deyip dünyanın her tarafında ışıklandırmalar yaparak kutlanan yeni yılı yine karanlıkta geçiriyoruz. Bu numaralar artık bayatladı.

Burada bir düzeltme yapmak durumundayım iddia edildiği gibi “Gök delindi, çok yağdı vs vs” aslında öyle şiddetli bir yağmur yağmadı ama belediyelerimiz ev ödevlerini yapmadıkları için 15 dakikalık bir yağmur sonrası bile felaket yaşayabiliyoruz. Acı gerçek budur. Bir başka acı gerçek ölümün bile istismarını yapıyoruz.

Dünya döndüğü sürece ölümler hep olacaktır. Din tacirliğinden sonra bir de ölümün tacirliğini yapmayalım. Ayıptır!

Sen insanların bu şekilde ölmesini istemiyorsan alt yapını doğru yapacaksın. Düzgün işler yapacaksın, insana yatırım yapacaksın. Belediye olarak ruhsatlandırma yaparken ruhsat verdiğin yeri gidip denetleyecek, dere yataklarına, göl kenarlarına yapılaşmaya izin vermeyecek, yapılanları da yıkacaksın. İstifa diye bir şeyin olduğunu bilecek, durumdan istifade etmeyeceksin. Bu yas kültürü de bize Türkiye’den geldi. Ne demişti Reis “Bizde ne oluyorsa sizde de olacak.” Öyle de oluyor zaten!

Göl kenarlarına, dere yataklarına yapılaşma için çatır çatır izin ver, afet gerçekleşince de “yas” ilan et

Londra’da uzun yıllar yaşadım. Ayın 25 günü sürekli yağmur yağan bir metropolde yollarda su birikintisi bile bulmanız güçtür. Çünkü oradaki belediyeler ve başkanları seçildikleri zaman belediye kadrolarına yandaşlarını koymak yerine ev ödevlerini bir tamam yapıp insana ve alt yapıya yatırım yaptıklarından söz konusu felaketler yaşanmamaktadır.

Ama burada sen göl kenarlarına, dere yataklarına yapılaşma için çatır çatır izin ver, sonra da insan kaynaklı afet gerçekleşince “yas” ilan et. Olmadı bayım.

O felaketi yaşadığın yolda mühendislik hatası olduğunu kabul edecek, sorumluları da yargılayacaksın. Ben işte o zaman senin samimiyetine inanırım. Şu an yaptığına da samimiyetsizlik derim. Ötüken muhtarlığı kadar olamadınız. Adam tek başına köyün meydanını cıvıl cıvıl etti, köyde bir yaşam belirtisi sundu. Siz ve sizin gibiler 10 yıldır duygu sömürüsü yaparak Yeni Yıl heyecanımızı da öldürdünüz. Işıklandırma yapmamak, bütçenizden pay ayırmamak için popülizme sarılmanız hiç de hoş değil doğrusu.

Işıklandırmaya bütçe ayırmıyorlar ama belediye kadrolarını yandaş kadrolarla şişiriyorlar

Bu işlere para ayırmıyorsunuz ama belediyelerin kadrosunu da asgari ücretten kendinize yandaş gördüğünüz insanlarla doldururken diğer taraftan duygu sömürüsüne sarılmanız hiç de şık olmuyor bilesiniz.

Hade Avrupa’ya gitmiyorsunuz ama Kıbrıs’ın güneyine de mi geçmiyorsunuz? Orda kasabalara, köylere, şehir meydanlarına nasıl ışıklandırma yapıp insanlara bir nebze olsun hayatlarına renk katıp, coşku ve heyecan kattıklarını da mı görmüyorsunuz?

Bırakın ölümün tacirliğini yapmayı, bırakın duygu sömürüsünü. İnsanları da gereksiz yere rencide etmeyin. İşinizi düzgün yapın yeter! Belediyeler iş bulma kurumu değil hizmet etme merciidir.

Sizler zaten işinizi doğru yapsanız o insanlar ölmeyecek, duygu sömürüsüne sarılmanıza da gerek kalmayacaktır.

Hepiniz yas ilan ediyorsunuz ama beş yıldızlı otellerde, yaldızlı yerlerde yemeniz içmeniz yerinde maşallah!

Yapılaşmayla ilgili verilen tüm izin ve ruhsatlar belediyelerimizin birinci derece de yetkisindedir

Uzun yıllardır Mağusa’da iş yapıyorum. Son 10 yıldır benzer gerekçelerle şehrin yılbaşlarında doğru dürüst süslenmeyip, ışıklandırılmadığına tanıklık ediyorum. Bu kabul edilebilir olmadığı gibi, şehir zaten karanlık ama bunu belediye başkanlarımıza hatırlattığımız zaman verdikleri yanıt değişmiyor. “Elektrik bize bağlı değil’ deyip topu taca atıyorlar.

Ama seçimlerde dağıttıkları broşürler de yok yok. Sanırsınız ki ada Disneyland oluyor, vaatleri yan yana koyduğunuzda New York, Miami gölgede kalıyor, tabii sadece kağıt üzerinde. Seçimler bittikten bir gün sonra ise her şey unutuluyor, ağlama edebiyatı başlıyor. “Para yok” deyip tamamen kendilerinden kaynaklanan alt yapı eksikliklerinden dolayı yaşanan felaketlere sığınıp bu kez de “yas” ilan ediyorlar. Yani seçilirken de, felaket yaşanırken de tereyağından kıl çeker gibi işin içinden sıyrılıp üste de çıkıyorlar. Burada bir şeyi de hatırlatmak durumundayım; yapılaşmayla ilgili verilen tüm izin ve ruhsatlar belediyelerimizin birinci derecede yetkisinde ve uhdesindedir. Yani sorumlu mercidirler ama sanırsınız ki sürekli felaketlere yol açan bu çarpık yapılaşmaya uzaylılar izin verdi.

Seçilirken de, felaket yaşanırken de tereyağından kıl çeker gibi işin içinde sıyrılıp üste de çıkıyorlar

Dikkat çekerim son imar planı tartışmalarında bazı belediyelerimiz koro halinde emirnameye de karşı gelip itiraz ettiler. İçişleri Bakanımız Ayşegül Baybars bizzat açıkladı “Kendileri ile görüştüm, hiç bir itirazda bulunmadılar.” Ama Baybars, toplantı sonrası haberlerinin olmadığını açıklamalarının eskimiş köhne siyasetin devam ettiğini, bunun da üzücü olduğunu söylemişti.

Çünkü belediyelerimiz ruhsatlandırma işinden çok ciddi paralar kazanıyorlar. Bu yüzden bu rantın devamından yana olup çarpık yapılaşmaya bizzat davetiye çıkarıyorlar. Örneğin 74 sonrası tam 44 yıl geçmiş ama Mağusa ve İskele Belediyesi imar planı için hâlâ zamana oynayıp önümüzdeki 1-2 yıl sonrasını işaret ediyor. İnsanlığın Kızıl Gezegen Mars’a ulaşıp canlı yayın yaptığı bir dönemde şehirlerimizin bir imar planı bile yok. E böyle olunca felaketler de kaçınılmaz oluyor!

O yaşlı adam benim babamdı

İskele Belediyesi’ne gelirsek. Zaten vukuatları eksik olmayan, yeşile alerjisi olan bir belediye. Belediye başkanlarının art arda iki seçim kazanması doğru işler yaptığını da göstermiyor! O köşe başları tutulup düzen ve sistem kurulduğundan olan bir şey. Yani inanın düzen bir iskemleyi işaret etse o iskemle kazanır, adaylar değil!
Belediye, bırakın imar planı hazırlamayı Long Beach’te kendisine ait Babutsa Büfe’yi bile çalıştırmaktan aciz. Oraya uğrayan insanlara bazı çalışanlar sürekli “makineler bozuk, kahve yok” teranesini okuyorlar. Geçen gün oraya 85 yaşında bir adam gitti. Yaşlı adam parasını uzatıp “oğlum lütfen bir kahve alabilir miyim?” dedi. Çalışan ise “Amca makine bozuk” teranesini okudu. Kaldı ki kahveyi kendi yapmayacak, parayı atacağı makine yapacaktı ama makine içerde olduğundan o işi onun yapması gerekiyordu. Yaşlı adam çaresizce bir kenara oturup biraz soluklanmak istedi.10 dakika sonra ise çalışanın çalışma arkadaşları gelip içeri dalıp ellerinde birer bardak kahve ile çıkınca yaşlı adam yıkıldı. Çünkü TMT’de uzun yıllar görev yapmış ülkesi için mücadele ettiğine inanan bir insandı. Oradan üzüntü ile kalktı, üzüntü içerisinde Kuzucuk’taki evine gitti, kırgınlığı geçmemiş hâlâ söyleniyordu “paramı uzattım, rica ettim ama yapmadı. Benden sonra gelen arkadaşlarına ise tümüne verdi, ayıp yahu” dedi. O kadar ağırına gitti ki gece boyunca uyuyamadı, ertesi sabah erkenden soluğu İskele Belediyesi’nde aldı. Hayatında ilk kez bir devlet kurumunu, yani devleti devlete şikayete gidiyordu. Çünkü eski topraktı ve hayatı boyu yaşamını devlete itaat ederek geçirmişti. Yaşananlar karşısında tam bir travma yaşamıştı. İskele Belediyesi’nin bu durum karşısında ne yaptığını bilmiyorum ama o yaşlı adam benim babamdı…

İşinizi doğru yapın. Zaten işinizi doğru yaptığınızda kimse ölmeyecek, kimse de üzülmeyecek

Yani burada söylemeye çalıştığım şudur; siz önce insana saygı gösterin, insana yatırım yapın, yüreğinizde insan sevgisi olsun. Bırakın bu göstermelik “yas” ilanlarını, işinizi doğru yapın yeter. Zaten işinizi doğru yaptığınızda kimse ölmeyecek, kimse de üzülmeyecek…

YORUM EKLE

banner96