Ben de senin çocuğunum

İlgi ve sevgisini hep erkek çocuğa yönelten bir aile… Değersizlik hissi ve sevgi açlığıyla büyüyen bir kız çocuğu… Ayrımcılığın yarattığı psikolojik yıpranmışlık…

Bu yaşanmış hikâyemizde çocukluğundan itibaren ailesinde yaşadığı evlat ayrımını ve bunun yarattığı psikolojik etkileri bizimle paylaşan direnişçi bir kadın var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikâyesini bizlerle paylaşan kişiden “Esin” olarak bahsedeceğiz…
   Hayat koşullarının getirdiği zorluklar karşısında anne ve baba ilgisinden mahrum kalan Esin’in hayatı erkek kardeşinin dünyaya gelmesiyle tamamen değişti. Tüm ilgi ve sevginin erkek kardeşine yönlenmesiyle dipsiz bir sevgi açlığı kuyusuna düşen, değersizlik hissiyle büyüyen Esin’in hikâyesini gelin kendi ağzından dinleyelim:

 

Zor zamanlar
 

Orta halli bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Dört beş yaşımdayken, babam bir süreliğine işsiz kaldığından, annem çalışmaya başladı. Köy ortamındaydık ve etrafımda kuzenlerim, akrabalarım olduğundan annemin evdeki yokluğunu ilk başta hissetmedim. Günlerim bir sürü çocukla birlikte dışarıda, meyve ağaçlarının üstünde geçiyordu.
   Annemdeki değişimlerle birlikte, benim de hayatım değişmeye başladı. Artık çok stresliydi ve sigara içmeye başladı. Şimdi düşündüğümde, aslında nasıl bir ruh halinde olduğunu anlayabiliyorum. İşsiz bir koca, ilgi bekleyen bir çocuk, kazanılması gereken para, evin geçindirilmesi, evin işleri derken bütün yük annemin sırtına binmişti.
   Bana göstermesi gereken zamanı haliyle başka işlere ayırıyordu. Hayat annemin zamanını benden çalıyordu. Hırçın bir çocuktum ve giderek daha da hırçınlaşıyordum. Şimdi düşünüyorum da, her şey annemin daha çok ilgisini çekmek içindi büyük ihtimalle. Her çocuk annesinin ilgisini ve sevgisini ister. Daha doğrusu hem annenin, hem de babanın dikkatinin kendisinde olmasını ister. Babam zaten o dönem psikolojik olarak iyi değildi, kendi dünyasındaydı ve haliyle o da benimle ilgilenemiyordu.

 

Erkek kardeşin doğumu
 

Babamın düzenli bir işe girmesiyle toparlamaya başladık. Sonra annem uzun süren çalışma saatleri olan işinden ayrıldı çünkü hamileydi. Bir kardeşim olacaktı. Çevremdeki herkesin kardeşi vardı ve ben de kardeşim olmasını istiyordum. Erkek kardeşim sağlıklı bir şekilde doğdu ve ailemize katıldı.
   Şimdi geriye dönüp baktığımda, bu olayla birlikte hayatımın, kişiliğimin hassas noktalarının oluşmaya başladığını görüyorum. Annem artık tüm ilgisini erkek kardeşime veriyordu. Zaten yeterli ilgi görmüyordum ve şimdi gözümün önünde, kardeşim olarak bana tanıttıkları erkek çocuğunu daha çok seviyor ve sürekli onunla ilgileniliyordu.
   İçimde dipsiz kuyu şeklinde sevgi açlığı büyüyordu. Bu açlık hayatımda duygusal konulardaki tüm kararlarımı etkiledi. Artık her şey kardeşimin isteklerine göre şekilleniyordu. O isterse alınır, ne için ağlarsa o şey hemen yapılırdı. Fakat benim isteklerim, duygularım hep ikinci plandaydı. Kardeşim büyümeye başladığında, bana yapılan ayrımcılık onun da dikkatini çekmeye başladı.

 

Sen de ağla
 

Bir gün, bir şeyin olmasını çok istedim ama annem bu isteğimi önemsemedi. Kalbim kırılmıştı çünkü kardeşim ne isterse yapılıyordu. Çocuk olarak öyle şımarıklığım, açgözlülüğüm yoktu. Az ile yetinmesini biliyordum. Ama çok istediğim, kardeşim istese yapacağı şeyi, ben isteyince yapmayınca, insanın kalbine kazılıyor ve bir daha unutamıyor bu olayı.
   Kardeşim bile benim üzülmeme üzülmüştü ve bana “Abla, sen de ağla, sana da alsınlar” dedi. Küçük haliyle, kim bilir neler geçiyordu aklından. İnsanın kardeşi olması çok güzel bir duygu. Sonuç olarak annemin onu daha fazla sevmesi ve bunu maalesef ki belli etmesi onun suçu değil. Ki zaten, ablası olarak beni sevdiğini bildiğimden, onu suçlamıyordum.

 

Değersizliğin acısı
 

Suçlama daha çok anneme karşı yaptığım bir şey. Yaşım olgunlaştıkça, onu affetmeye ve olduğu gibi kabul etmeye başladım. Ama bu kolay olmadı. Senelerin birikmiş, katılaşmış duygularını silmek kolay değil. Beni de kendince seviyor, biliyorum ama keşke erkek kardeşimi benden daha çok sevdiğini bu kadar belli etmeseydi. Böyle bir ayrımcılıkla büyümeme neden olmasıydı.
   Çocukluğumdan beri hep ikinci plana atılmanın ve dolayısıyla değersiz hissetmenin acısıyla büyüdüm. İçimdeki derin, karanlık sevgi açlığını açıklamaya kelimeler yetmez. Kendimi aşmak için birçok kişisel eğitimlere katıldım. Bu eğitimler kendimi aşmamda, yanlış olarak verdiğim duygusal kararlarımın kökenini anlamamda yardımcı oldu.

 

Çok sevdiğini söylüyordu
 

Kendimi bildim bileli hep sevilmek ve beni çok ama çok sevecek kişinin hayatıma girmesini istedim. Bunun dışında önemli olan bir şey yok gibiydi hayatta. Odak noktam buydu ve bunu sunan kişi karşıma çıktığında doğrudan kör oldum. Karşımdaki kişinin nasıl bir insan olduğu, kişiliklerimizin, hayat beklentilerimizin aynı olup olmadığı gibi sorular sormuyordum. 
   Çevremdekilerde uygun görmüyordu bizi ama onları duymuyordum. Karşımdaki kişi beni sevdiğini, hem de çok sevdiğini söylüyor ve bunu kanıtlayacak şeyler sunuyordu bana. İçimdeki derin sevgi açlığını tatmin eden, dolduran kişi karşısında gözlerim tamamen kapanmıştı. Çocukluğumda kırılmaya başlamış, incitilmiş kalbimi onarıyordu bu kişi. Ve o an tek önemli şey buydu.

 

Derin sevgi açlığı
 

Evlendikten sonra gözlerim açıldı ve gerçekleri görmeye başladım. Bir zaman sonra eşimin beni aldattığını öğrendim. Bu ortaya çıkınca, çok pişman oldu ve affetmem için yalvardı. Ama kalbim kırılmıştı ve yeniden sevgi açlığına geri döndüm. Onu affedemedim ve boşandık.
   Yaşadığım evlilik ve ciddi ilişkilerimde yaşadığım sorunlardan sonra kendime dönüp, neden bunları yaşadığımı sorgulamaya başladım. Eğitimler aldım, kitaplar okudum. Günün sonunda her şey dönüp dolaşıp içimdeki derin sevgi açlığına ve değersizlik duyguma bağlandı. Çünkü çocukluğumdan itibaren hep ikinci plana atılan evlat oldum. Erkek kardeşimin her istediği yapılırken, ki olmayan şeyler bile yaratılabiliyordu onun için, benim isteklerim hiç önemsenmiyordu. Sevilmeyen, önemsenmeyen ve haliyle değersizlik hissiyle büyüyen bir kişiyim.

 

Ayrım yapılmasın
 

Çocuk doğurmak kişilerin kendi tercihleri, onları nasıl yetiştirecekleri de kendilerine kalmış bir şey. Haliyle davranışlarının sonuçlarından kendileri sorumlular. Evlat ayrımı yapmak da, yapmamak da kişilerin elinde olan bir durum. Bu yaşadıklarımı paylaşmak istedim, çünkü maalesef insanlar evlat ayrımı yaparak çocuklarını büyütmeye devam ediyorlar. Bunun bir insanın hayatında çok derin yaralar açabileceğini ve duygusal anlamda yanlış kararlar almasına sebep olabileceğinin görülmesini istiyorum. Çocuklar cinsiyetlerine veya başka nedenlere bakılmadan eşit şekilde sevilmeli.
 

ÖNERİ KÖŞESİ
 

Çocuklara eşit bir şekilde davranmalı
 

Uzman Psikolog Gülşen Koşucu, ailelerin evlat ayırımı yapmaları sonucunda çocukta oluşabilecek zararlar konusunda bizlere bilgi veriyor:
   Çocuklar arasında bilinçli veya bilinçsiz yapılan evlat ayırımı çocukları her bakımdan olumsuz yönde etkiliyor. Kardeşler arasında yapılan ayırımın farkında olan çocukta; depresif belirtiler, özgüven eksikliği, yetersizlik hissi, başarısızlık, içe kapanma gibi birçok davranış ve ruhsal sıkıntı ortaya çıkabilir.
   Genel olarak erkek ve kız çocukları ya da büyük ile küçük çocuklar arasında, aileler ayırım yapmaktadır. Tabii ayırım yapıldığının farkına varan, hisseden çocukların da içlerinde derin yaralar açılmaktadır ve bu yaraların kabuk bağlanıp kapanması kolay olmamaktadır. Bu çocuklar ailesi tarafından sevilmediğini düşünebilir ve bu şekilde düşünmesi kendi iç dünyasında yalnızlığa itilmesine ve mutsuz hissetmesine sebep olabilir.
   Minik dünyasında fırtınalar kopan çocuklarda derslerde başarılı olma ihtimali düşük olabilir çünkü öğretmenlerini dinlerken aklında ailesiyle ilgili çok fazla soru işaretleri olup bu sorunları düşünmekten dikkatini veremeyebilirler. Ayrıca anne baba desteğini yeterince hissetmeyen ve duygusal ihmal yaşayan bir çocuk kendini önemsiz bir olarak hissedebilir ve bu durum okul hayatında yeterli performansı göstermekte zorluk çekmesine ve dikkatinin çok kolay dağılmasına sebep olabilir.
   Şunu da eklemek isterim ki her çocuk farklı ilgi alanlara, karaktere, mizaca ve görünüşe sahiptir. Ayrıca bir kardeşte beğenilen davranışların, diğer kardeşte de olmasının beklenmesi doğru değildir. Beş parmağında beşi bir olmadığı gibi, her çocuk da farklı özelliklere sahiptir. Dolayısıyla anne ve baba her çocuğunu olduğu gibi kabullenip kardeşler arasında kıyaslama yapmamaları gerekir.
   Bunların yanında anne ve babaların en sık yaptıkları hatalardan birisi yeni bir kardeş geldiği zaman büyük olan çocuğa “sen artık büyüdün, abla veya abi oldun” şeklinde konuşma yapmalarıdır. Oysa, aslında henüz o da daha bir çocuk. Böylelikle onun çocuk olma hakkı elinden alınmış olunuyor ve yaşından büyük sorumluluk veriliyor. Bu olay kardeşler arasında kıskançlık yaşanmasına yol açabiliyor.
   Ev içeresin de olabildiğince çocuklar arasında ayırım yapılmamalı, her çocuğa eşit sevgi, ilgi ve saygı dağıtılmalıdır. Onlara büyük, küçük, erkek veya kız ayırımı yapılmaması gerekir. Yapıldığı takdirde kendi anne babalardan uzaklaşmalarına, boşluk hissetmelerine ve giderek kendi kabuklarına çekilmelerine yol açmaktadır. Yeterince sevgi ve ilgi görmeyen çocuklar ileride sürekli sevgi arayışında olabilirler. Kendi anne ve babalarında bulamadıkları sevgiyi ve ilgiyi başka kişilerde arayabilirler. Bu sevgi arayışı da yanlış evliliklerin oluşmasına yol açabilir. Özetle şöyle diyebiliriz anne babanın çocuklar arasında ayırım yapmamaları, çocukların ruh sağlığını olumlu yönde etkileyip, mutlu bir kişi olmalarına yardımcı olacaktır. Çocuklara eşit bir şekilde davranmalı, eşit bir şekilde adil olunmalı, ihtiyaçlarını eşit bir şekilde karşılanmalı ve en önemlisi kız-erkek ayırımı veya büyük küçük çocuk ayırımı yapılmayarak, her çocuğun aile için ne kadar önemli olduğunu ve özel olduğunu hissettirmeleri gereklidir.

 

YORUM EKLE

banner107

banner96

banner108