Bereketçiler, sünnetli olduklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardı…

Rahmetli Burhan Mahmutoğlu en yakın dostlarımdan biriydi. Bir dönem Lefkoşa’da ikamet ettiğinde sık sık buluşur, koyu sohbetler yapar, hatta uzun uzun tartışırdık. Sosyal demokrat biriydi. ‘Bereketçi’ ailenin en küçüğüydü, ama ‘Bereketçi’ değildi. Bereketçi olan abileri merhum Vehbi ve Celal Mahmutoğlu idi. Yıllar önce Vehbi Mahmutoğlu ile de birkaç kez buluşmuş, sohbet etmiştik. Son zamanlarında tekerlekli sandalyede idi ve arada bir kızı tarafından Lefkoşa’ya tedaviye getirilirdi.

   Metin Fahrioğlu’nun anlattığına göre, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT), kuruluş amacına uygun olarak organize edeceği savunma için en önemli şey olan silahlanma çalışmalarını 1 Ağustos 1958 tarihinden itibaren başlatır. 16 Ağustos günü ilk ‘Bereket’ Erenköy’e vasıl olur. Teslim alınan ‘Bereket’, ‘Bereket çadırlarında’ depolanır. ‘Bereket’, TMT emrine Türkiye’den gönderilen savunma amaçlı her çeşit silah ve patlayıcı yükün kod adıdır. Çok büyük bir kısmı balıkçı sandalları ile ve de her türlü risk göze alınarak taşınan ‘Bereket’, Erenköy bölgesindeki ‘Bereket Çadırlarına’ teslim edilir ve geçici korumaya alınırdı.

   Daha sonraki günlerde Bereket’in teslim alındığı Erenköy bölgesine Yeşilırmak köyü, Girne’nin 3 mil doğusunda bulunan 3’üncü Mil Sahili ile Karpaz’da Balalan köyü de eklenir. Bu çadırlara indirilen yük daha sonraki günlerde, İngiliz sömürge yönetiminin ve Rumların dikkatini çekmeden, fakat yaşamsal büyük risk alınarak adsız kahramanlar tarafından çeşitli yöntemlerle Kıbrıs’ın her tarafındaki direniş noktalarına ulaştırılır. 16 Ağustos 1958 tarihinde Kıbrıs’a vasıl olan ilk ‘Bereketi’, Erenköy balıkçılarından Vehbi Mahmutoğlu, Cevdet Remzi ve Asaf Elmas 15 ayaklık bir sandal ile taşımışlardı. Ancak bunun başarılması hiç de kolay olmamıştı. Vehbi Mahmutoğlu ve beraberindekiler, gittikleri Anamur’da şüphe ile karşılanmışlar, gözaltına alınmışlardı. Ancak Ankara’dan gelen Özel Harp Dairesi mensuplarının Kıbrıs ile temas kurmasıyla serbest bırakılmışlar ve bundan sonraki bereket işlemleri için taahhüt almışlardı.

   Tabii ki ilk gidişte sorunlar yalnız bunlar değildi. Vehbi Mahmutoğlu ve beraberindekiler ilk seferinde gözaltına alındıklarında kendilerinden Türk olup olmadıklarını ispat etmeleri istenmişti. Tek çare o günlerin koşullarında sünnetli olup olmadıklarını görmekti. Bu şekilde hiç olmazsa inandırıcı olabilirdi. Öyle de oldu ve pantolonlar çıkartılarak, sünnetli oldukları bizzat saptandı. Bu arada kendilerinden ‘Kelime-i Şahadet’ getirmeleri de istenmişti… O zamanlar Dillirga köylerinde yaşayanlar nasıl bilebilirdi ‘Kelime-i Şahadet’ getirmeyi? Zaten bölgede Rumca lisanı hakimdi ve Türkçeden daha iyi Rumca konuşuluyordu. İşte ilk sorulanı bilmediklerinden, sonrasında sünnetli olup olmadıklarına bakılmıştı…

   Bunları geçen hafta KIBRIS TV’deki televizyon programıma katılan eski TMT’cilerden Rauf Özhun ve Ahmet Ced anlatmışlardı. Günün sonunda, bugün bu adada, kendi devletimizde, ay-yıldızlı bayraklar altında barış, huzur ve güven içerisinde yaşanıyorsa, geçmişte yapılan fedakârlıkları unutmamak gerek. Onlar ‘kelleyi koltuğa alarak’, Kıbrıs Türk halkını bekleyen tehlikelere karşı korumak ve bu topraklarda tutunabilmek için her türlü riski göze almış, canları pahasına görevler üstlenmişlerdi. Bir kez daha onları ve tüm şehitlerimizi rahmetle anarız.

   Onların ve daha nicelerinin özverileriyle kurulan egemen devletimizin kalkınması, güçlenmesi ve layık olduğu noktaya ulaşabilmesi için bugünün idarecilerinin, özellikle de hükümet edenlerin, geceyi gündüze katarak çalışması gerekir. Çünkü bu günün koşulları düne kıyasla zor değildir. En ağır şartlarda geçmişte yerine getirilen görevler, her zaman hatırlandığı ve ders alındığı takdirde, bu adadaki varlığımız, birlik ve beraberliğimizle, Anavatan Türkiye’nin destek ve katkılarıyla ilelebet baki kalır ve her türlü sorun ve zorluk da aşılmış olur.

                                                                                    ***

Nice değerlerimizi yitirdik-Erensel, Avcıerler,

Onbaşı ve Arif Unan sonsuzluğa uğurlandılar

   Hafta sonu nice değerlerimizi yitirmenin üzüntüsü içindeyiz. Çevresinde sevilen, iyi bir insan olarak bilinen Eralp Erensel geçen Pazar günü Karaoğlanoğlu’nda son yolculuğuna uğurlandı. Tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyurulurken, annesi Engin hanım, kardeşleri Hasan, Gürcan ve Mutlu Erensel, yeğenleri Cahit, Özlem ve Sami Güreller, yokluğuna asla alışamayacaklarını ifade ederek, “Acımız sonsuzdur. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” dediler. Eralp Erensel’in babası Cahit Erensel daha önce Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu.

   Ahmet Bistan Avcıerler ise dün Gazimağusa’da toprağa verildi. Tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyurulurken, sevgili eşi Argül hanım, evlatları Havva, Osman, Salih, Mehmet ve eşleri, yokluğuna asla alışamayacakları Ahmet Bistan Avcıerler’i her zaman kalplerinde yaşatacaklarını ifadeyle, sonsuz acı içerisinde olduklarını belirttiler, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını dilediler.

   Bu arada 1974 öncesinde de aslen Omorfo’lu olup, Güzelyurt’ta ikamet eden, çevresinde sevilen bir sima olan Osman Onbaşı, dün Gaziveren’de defnedildi. Tüm dost ve akrabalara üzüntü ile duyurulurken, evlatları Mustafa-Ceraldine, Türkel-Mel, Mert-Laura, Abdullah-Danielle, torunları Tanyel, Osman, Carmel, Grace, Edward, Matilda, Rosabella, Hayden, Amy ve Leyla, büyük bir acı içerisinde olduklarını belirterek, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını temenni ettiler.

   Kardeşleri Huriye-Ahmet Enginsoy, Pembe-Mehmet Şanlı (merhum), Hayriye-Ertan Güler (merhum), Emel (merhume)-Asaf Can, Nasibe-Abdullah Onbaşı, Ayşe-Hüseyin Onbaşı, yeğenleri Fatma-Naim Enginsoy, Hilmi-Mustafa-Sertel Şanlı, Aslı-Ulaş Can, Şükrü-Gözde Onbaşı, Nilay-Naile Onbaşı ve eşleri, canları gibi sevdikleri Osman Onbaşı’nın vefatından dolayı büyük acı içerisinde olduklarını ifade ederek, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını dilediler.

   Öte yandan aslen Lefkoşa’lı olup, Alsancak’ta sakin, çevresinde sevilen, iyi insan Arif Unan dün Alsancak’ta son yolculuğuna uğurlandı. Annesi Vedia Unan, babası Mehmet Münür Unan (merhum), sevgili eşi Seval hanım, kızı Melis Unan, tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyurdular, “Acımız sonsuzdur. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” dediler.

    Kıbrıs Vakıflar Bankası Ltd Yönetim Kurulu Başkanı ve Üyeleri ile Genel Müdür ve Tüm Personeli adına yayınlanan başsağlığı mesajında, banka çalışanlarından Ayşen Özdenefe’nin kıymetli babası Oktay Özdenefe’ye Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve sevenlerine sabır, metanet ve başsağlığı dileğinde bulunuldu. Çatalköy’ün sevilen simalarından olan Oktay Özdenefe, Meclis Başkan Yardımcısı Fazilet Özdenefe’nin de amcasıydı.

Işık İkidereli gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandı

   Bu arada Lefkoşa’nın sevilen isimlerinden, emekli öğretmen Işık İkidereli (73), yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek, geçen gün Lefkoşa’da son yolculuğuna uğurlandı. Dışişleri Bakanlığı Emekli Protokol Müdürü Muhittin İkidereli’nin eşiydi. Oğlu merhum Yurdakul İkidereli’nin yanına defnedildi. Cenaze törenine Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Meclis Başkanı Zorlu Töre, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, bazı polis komutanları ve sevenleri katıldı. Dışişleri Bakanlığı ve Eşleri Derneği (DİMED) Başkanı Oya Ertuğruloğlu, yayınladığı mesajda, duyulan derin üzüntüyü dile getirdi, Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı dileğinde bulundu.

   Işık İkidereli, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde önemli hizmetleri bulunan merhum emekli öğretmen ve yazarlardan Talat Yurdakul’un kızıydı. Aslen Tatlısu’lu (Mari) olan ve K. T. Cemaat Meclisi’nde de çalışan Talat Yurdakul, Halkın Sesi gazetesinde uzun süre köşe yazarlığı yapmış, İngiliz idaresinde, yazılarından dolayı öğretmen olarak birkaç kez adanın ücra köylerine sürgün edilmişti.

   Değerli dostumuz Muhittin İkidereli, meslektaşımız oğlu Ahmet İkidereli’ye, tüm ailesi ile sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dileriz. Işıklar içinde uyusun.

YORUM EKLE

banner111

banner75

banner88

banner110