Beyrut’un acı-tatlı geçmişi ve Maraş’la ilişkilendirilmesi

   Evde otururken pencere camlarında öyle bir titreşim oldu ki, nedenini öğrenmekte gecikmedik. “Ada’ya gene yanlışlıkla bir füze mi düştü?” sorusu da kafaları kurcalamadı değil. Malum aylar önce Taşkent yakınlarına bir füze düştüğünde de ada adeta sallanmıştı… Bu kez öyle derinden gelen bir sarsıntı yaşanmadı, ama camların titreşimi çok büyük bir patlamanın işaretiydi.

   Nitekim Lübnan Sağlık Bakanı Hamad Hasan, patlamanın çok büyük hasara ve can kayıplarına neden olduğunu söylerken, Beyrut Valisi Mervan Abdul gözyaşlarına hakim olamayarak, patlamanın oluşturduğu manzarayı Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombası olayına benzetti.

   Şu ana kadar 100’den fazla ölü, 4 bin civarında yaralı var. Rakamlar her an değişebilir. Lübnan’ın kalbi olan başkent Beyrut’ta meydana gelen bu facianın nedenlerini araştırmak üzere oluşturulan komisyon beş gün içinde raporunu sunacak. Çeşitli söylentiler olmasına rağmen, peşinen bir şey söylemek veya suçu yüklemek olmaz. Ancak bilinen o ki, Lübnan bir süreden beri ekonomik sıkıntılar yüzünden nice eylemlere sahne olan bir ülke. Özellikle başkentte gün geçmiyor ki eylem olmasın.

   Açıklandığına göre yıllardan beri Beyrut Limanı’nda depolanmış binlerce ton amonyum nitrat bulunmaktaydı ve bunun ateşlenmesi sonucu böyle bir büyük facia yaşandı. İŞİD üstlendi, ancak inandırıcı olmadı. Bir an dikkatler İsrail’e çevrildiyse de, İsrailli yetkililer, patlamayla İsrail’in bir ilgisi olmadığını ifade ettiler. Gerçi olsa da kabullenilir mi? Lübnan’da Hizbullah’ın etkisi bilinmektedir. İsrail ile Hizbullah’ın etinin bir kazanda kaynamadığı da bilinmektedir.

   Ancak bunlar ayrı meseleler… Bir ihmal olabilir mi? Çünkü depolarda patlamaya hassas maddeler bulunduğu ifade ediliyor. Lübnan’ın şu anda bir başka ülke ile de alıp veremediği yok! Kendi dertleri kendine yeter. Adına bir ‘hesaplaşma’ desek, o da yerine oturmaz. Sabotaj desek soru işareti… Sonuçta bir ülkenin kalbinden vurulması kadar acı ne olabilir? Nedeni ne olursa olsun, Lübnanlı yetkililerin bunun hesabını sormaları gerek.   Yazık değil mi bunca masum cana? Yazık olmuyor mu böyle bir yıkıma?

   Ne bir başka ülkeyle savaş halindeydi Lübnan, ne de bölgenin kovboyu idi!

   Uzun yıllar önce de harabeye dönmüştü Lübnan’ın başkenti Beyrut. Doğu Akdeniz’in dört dörtlük eğlence merkeziydi. Ünlü film yıldızlarının, para babalarının uğrak yeriydi. Hatta hali vakti yerinde olan Rum ve Türk kumar düşkünleri günübirlik hatta birkaç saatliğine Beyrut’a gider, sonra da tekrar Kıbrıs’a dönerlerdi.

   Bir defasında, Rum Yönetiminin eski Dışişleri Bakanlarından Nikos Rolandis ile evinde mülakat yaparken Beyrut’tan da söz etmişti. Her zaman akılcı düşünen ve gerçekleri dile getiren Rolandis, her ülkede adil paylaşımın olması gerektiğini, aksi halde eninde sonunda bunun bedelinin ağır şekilde ödendiğini söylemişti…   Rolandis, “Beyrut’un yıkımını gördük. Ana caddelerdeki yaşam tarzı olağanüstü bir zenginliğin nişanesiydi, ama arka sokaklar?” diye devam etmiş ve arka sokaklardaki tablo, eğlence merkezlerinin bulunduğu semtlerle tam bir tezat teşkil ediyordu” şeklinde sözlerini sürdürmüştü.

   ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ kurulduktan kısa bir süre sonra iç savaş başlamıştı Lübnan’da ve Ortadoğu’nun eğlence merkezi Beyrut harabeye dönmüştü… İşte o dönemde Rumların da teşvikiyle uluslararası şirketler Maraş’ı keşfetmiş ve ata yadigarı vakıf malları üzerinde Beyrut’a alternatif bir kent yaratmışlardı… Doğu Akdeniz’in ve Ortadoğu’nun eğlence merkezi artık Maraş olmuştu… Ancak gözleri doymayanlar, adada illa ki bir ‘Elen Cumhuriyeti’ kurma ve ENOSİS’i gerçekleştirebilme sevdasıyla, adanın her tarafında olduğu gibi, Maraş’taki yüksek binalara da ağır makineli silahlar ve uçaksavarlar yerleştirerek, Mağusa Türklerine yıllarca kan kusturmuşlardı… Günü geldiğinde de bedelini ağır ödemişlerdi…

   Konu Beyrut’taki patlamadan açıldı, ama biz nerelere kadar geliverdik. Rum Yönetimi hala Fransa’dan Türkiye’ye karşı uzun menzilli füzeler satın alıyor, Kıbrıs topraklarını Fransızlara ve daha başkalarına peşkeş çekiyor, Doğu Akdeniz’de Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi dışlamaya devam ediyor. Nereye kadar? Adayı bir silah deposu haline getirmenin nelere mal olabileceğini maalesef düşünmüyorlar. Hiç olmazsa Beyrut faciasından ders alabilseler…                        

                                                                                 ***

Hey gidi Hüseyin Gürşan

   Yıllardır Gönyeli’de, Bülent Ecevit Rehabilitasyon Merkezi’nde tedavi görmekteydi. Sivil İşler’in bir mensubuydu ve Güzelyurt bölgesinden Halkın Sesi gazetesine de haberler göndermekteydi. İyi bir foto muhabiriydi Gürşan. Tedavi gördüğü yerde birkaç kez kendisini ziyarete gitmiştim. Ama bir süreden beri görmek mümkün olmadı. Sessiz sedasız o da gitti. Allah rahmet eylesin, ışıklar içinde uyusun.

   Bu arada Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı Personeli adına yayınlanan taziye mesajında, Sivil Savunma personeli Salih Gürşan’ın kıymetli kardeşi Hüseyin Gürşan’ın vefatından duyulan derin üzüntü dile getirildi, merhuma Allah’tan rahmet, yaslı ailesine başsağlığı ve sabır dileklerinde bulunuldu.

   Öte yandan aslen Dilekkaya’lı olan Goca Hacı’nın son torunu Nadire Öztinen dün Lefkoşa’da defnedildi. Hayatta olan evlatları Ayşe-Hüseyin Yaman, Sultan Kozen, Mehmet Öztinen, Cemaliye-Akbay Aras, Terim Gencay, Halide-Enver Tunceri, Ali-Besime Öztinen, Zerrin-İsmet Baykur, Tezel-Eren Kodan, torunları ve torun çocukları, Nadire hanımın vefatını tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyurdular, ‘Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun’ dediler.

   Şehit Hasan Cafer İlkokulu Ailesi ve Okul Aile Birliği de, okul öğretmenlerinden Özlem Kuyucuoğulları’nın değerli babası Vural Kuyucuoğulları’na Allah’tan rahmet, yaslı ailesi ile değerli öğretmenlere başsağlığı diledi.

   Diğer yandan Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri öğretim üyesi, çok kıymetli, iyi insan Ali Hikmet Civelek’in vefatı DAÜ’de büyük üzüntü yarattı. DAÜ’nün taziye mesajında, “Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun. Kıbrıs’ın güzel ruhu, DAÜ ailesi seni selamlıyor. Kıbrıs halkı önünde saygı ile eğiliyor. Hiç kimse, ama hiç kimse buralara senin bıraktığın izi bırakamadı, bırakamayacak. Hoşça kal, yurttaş Ali Hikmet Civelek” ifadeleri kullanıldı.

YORUM EKLE

banner75