Bilgi vermesi gereken çok, bilgi veren yok…

Objektif, evrensel geçerliliği olan gazetecilik, bilgi edinmenin en önemli aracıdır. Gazeteci, bilgi sahibi olacak, o bilgiyi topluma taşıyacak. Bilgi ne kadar hızlı ve doğru elde edilirse, yurttaşlar da o kadar doğru haberden, hızlı şekilde haberdar olur.


***


Bugün, bütün bakanlıklarda birden fazla, basına bilgi aktarmak, basını bilgilendirmekle görevli çalışan vardır. Bu görevi yapanların bir görevi de, bakandan başlayarak, bilgi kaynağı niteliği taşıyanlarla bağlantı kurulmasına yardımcı olmaktır.


Gazetecilikte çalışma düzeni vardır ama haber akışı ya da gündemdir gazetecinin çalışacağı saati belirleyen. Örneğin gazeteye son şekli verilir, artık gazete baskıya girecek, son anda haber değeri yüksek bir gelişme olur, hazırlanan gazete daha yayımlanmadan neredeyse değersizleşir… Ön sayfadan başlayarak gazete yeniden şekillenir.


  ***


Kaza ve benzeri durumlarda haberi takip etmek gerekir. Ancak, haberin önünde aşılması gereken engeller varsa, o zaman ülkede bilgiye ulaşmanın pratikte ne kadar var olduğu gerçeğiyle yüzleşirsiniz.


Bakanlıklarda basınla alakalı görev yapanların çok büyük çoğunluğu, derinliği olmayan, kabul ve bakanların gezilerini haber diye servis eder. Dahası haber niteliği sorgulanan o gönderilenlerin, gazetede yer alması için canlarını da yerler. İçeriğin ne kadar dolu olduğu hiç önemli değil. Önemli olarak ilgili bakanının isminin ve fotoğraflarının basında ne kadar çok yer aldığıdır.


Bunların hesaplarını tutanlar da var. Bakan ne kadar çok basında yer aldıysa, işler o kadar yolundadır, bakan o kadar başarılıdır.



  ***


Objektif gazetecilik yapmak, sanıldığından zordur. Haber kaynağı niteliğindeki kurumsal yapıların tepesinde olanlar, kendilerine yarayacak içerikte yayınlar ister. Eğer bakanlar, müsteşarlar, müdürler kolay konuşuyorsa anlayacaksınız ki, işlerine geleni yutturmaya çalışıyorlar. Toplumun bilgilenmesi gereken ancak bir türlü açıklama yapılmayan konuda bilgi sahibi olmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.


Her zaman telefonlara yanıt verenler, telefonlara yanıt vermiyorsa anlayacaksınız ki konuşacak durumda değildirler. Ya da akıl hocalarının vermekte olduğu dersi henüz tam anlamamışlardır.


Tam o noktada basın görevlilerini ararsanız, ya onlar da kayıptır ya da konuşacak ‘takatları’ yoktur.



  ***


Gazetecilerin sordukları, ‘düşmanların’ bilmemesi gereken ‘devlet sırları’ değildir. Bunu bile bakanlara, müsteşarlara, müdürlere anlatmak zordur. Bir müdürü arayıp, yanıt evet veya hayır olabilen bir konu sorarsınız. İlk yanıt. ‘ Bakanıma sorayım.’


Bakana sorup öğreneceği bir konu olsa tamam. Kendi bildiğini söyleyip söylememeyi, bakana sormak için zaman istiyor. Soruyu Cumartesi sordunuzsa, sanki de telefonlar kapalıymış gibi, ‘ Pazartesi Sayın Bakanımla görüşeyim ben size dönerim’ diyenlere de çok rastlıyoruz.

YORUM EKLE

banner75