“Biliyorum”

Rüya gibi başlayan bir evlilik... Aniden mutsuzluğa sürüklenen bir kadın... Çözüm arayışında kaybolan bir erkek...

Bu yaşanmış hikâyemizde evlilik hayatında yaşadığı psikolojik şiddeti bizimle paylaşan direnişçi bir erkek var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Ahmet” olarak bahsedeceğiz…
   Severek evlendiği kadının anlam veremediği bir şekilde değişmesi, ışığını kaybetmesiyle, Ahmet’in hayatı da olumsuz şekilde değişmeye başlar. Bir süre sonra öğrendiği cevapla dünyası sarsılan Ahmet, suçlu olmadığı halde, suçlu hissettirilmenin acısıyla psikolojik olarak çökmeye başlar.

 

Saygı ve sevgi çerçevesinde


   Kendimi olduğum gibi kabul eden ve seven bir kişiyim. Karşı cins ile de aram hep iyi oldu. Kadınlara saygı çerçevesinde yaklaşıyorum. Hem arkadaş anlamında, hem sevgili anlamında hayatıma giren kadınlarla güzel bir iletişimim bağı kurabildiğimi düşünüyorum. Bana hep farklı olduğum söylemişlerdir.
   Hiçbir kız arkadaşımı aldatmadım. Genelde saygı ve sevgi çerçevesinde uzun süreli ilişkiler yaşarım. Öyle ki arkadaşlık ettiğim kişilerle evleneceğimiz düşünülürdü. Geniş bir çevrem var. Kendi cinsimle de aram iyi, tabii arada kavgalar, sinirlenmeler oluyor erkek dünyasında ama genel olarak kendi cinsimle de iyi anlaştığımı söyleyebilirim.
   Liseyi bitirdikten sonra askerlik de derken hayata atıldım. İş konusunda şanslıydım. Kendi istediğim ve yeteneğim olduğu alanda çalışmaya başladım. Çalışma hayatım da, özel hayatımda yolunda gidiyordu.

 

Dayatılan şekilde
 

Kadının hayatın tamamlayıcısı olduğunu düşünüyorum ve saygı duyuyorum. Evlilik konusuna gelince, bu konuda toplumun bize dayattığı şekilde olması gereken bir şey ya da olmaması gereken bir şey diye bir yaklaşımım olmadı. Evliliğin çiftlerin birlikte yaşamalarının gerçek tanımı olduğunu düşünmüyorum. Ancak toplumun, kültürümüzün bir beklentisi olarak bize dayatılıyor.
 

Çok eğleniyorduk
 

Evlilik çiftlerin birbirlerine emek harcadıkları, birbirlerine katlanmak zorunda oldukları için değil, birbirlerini sevdikleri ve saygı duydukları için kurulması gereken bir bağ olmalı. Evliliğin bu nedenle başlaması gerek, toplum istediği için değil.
   Yirmili yaşlarımın sonuna doğru hayatıma evlenme isteği uyandıran kişi girdi. Gezide tanıştık kendisiyle. İlişkimiz arkadaş olarak başladı ve birbirimizi tanıdıkça sevgili olarak devam ettik. Beraber zaman geçirmekten zevk alıyor, çok eğleniyorduk. Hatta çevremizde ilişkimize imrenildiğini söyleyebilirim.
   Her şey çok güzel ilerliyordu. Ona göstermiş olduğum emeğe karşılık verdiğini düşünüyor, beraber sağlıklı bir evlilik yürütebileceğimizi hissediyordum. O da aynı şekilde düşünüyor olacak ki, beraber evlilik konusunda konuşmaya başladık ve günün sonunda beraber evlilik kararını aldık.

 

Sebebini anlayamıyordum
 

Dostlukla başlayan arkadaşlığımız evlilikle sonuçlandı. İlişkimiz başlarda arkadaşlık döneminde olduğu gibi, heyecanlı, imrendirici haliyle devam etti, rüyada gibiydim. Fakat ilerleyen zaman içinde hayat arkadaşımın gözlerinde ışık sönmeye başladı. Onu bu şekilde görmek içime dokunuyor, sebebini anlayamıyordum.
   Birçok şeyi isteyerek değil de, sanki zorunluluktan yapıyormuş gibi bir hali vardı. Kendisine hayatında eksik bir şey olup olmadığını, sorunun ne olduğunu sorduğumda, hayatımızı etkileyecek önemli bir şey olmadığını söylüyor, net bir şey söylemiyordu. Bir şey olmadığını söylüyordu ama durumu giderek daha da kötüleşiyordu.

 

Mutsuz bir ruh
 

Hayat ışığını kaybetmesiyle beraber artık kişisel bakımından da vazgeçmişti. Evin sorumluluklarını paylaşmıştık. Fakat kendisine düşen sorumlulukları da yerine getirmiyordu artık. Anlayacağınız hayat arkadaşım hayattan soğumuş, mutsuz bir ruh hali ve yaşantı içindeydi.
   Cevap arayışlarım daha da yoğunlaşmıştı ama aşamadığım bir duvar vardı karşımda. Sorunu anlama yolundaki ısrarlarım üzerine bir gün sessizliğini bozdu ve bir patlama yaşadı. Kendisini aldattığımı ve hatta kadının kim olduğunu da bildiğini söyledi. Şok olmuştum. Yapmadığım bir şeyle suçlanıyordum. Bir yanlış anlama olmalıydı.

 

Kendimi kötü hissediyordum
 

Bu durumu nasıl açıklığa kavuşturacağımı düşünürken, hayat arkadaşımın yaşadığı çöküntü yüzünden kendimi kötü hissediyordum. Olmayan bir şey için ne hale gelmişti. Farkında olmadan ona zarar verdiğimi düşünüyor, kendimi suçlu hissediyordum. Sanki onun yaşamından çalıyordum. Kendisini aldatmadığımı tatmin edici şekilde ispat ettim. Ya da ben öyle olduğunu zannediyordum.
   Anlamadığım şekilde sorun bir türlü çözülemiyordu. Ve ben de bu süreçte, kendimi doğru şekilde anlatmak için ne yapabilirim diye yollar arıyor, aynı zamanda psikolojik olarak yıpranıyordum. Eşimin mutsuz hali bir türlü geçmiyordu. Işığına kavuşması için gösterdiğim gayretler bir türlü yanıt vermiyordu.

 

Gitme demedi
 

Aramızda hoş olmayan birkaç olay yaşandıktan sonra umudumu yitirdim ve evi terk etmeye karar verdim. Beni psikolojik olarak çökerten şey ise “Gitme” dememesiydi. Evliliğim gerçekliği olmayan fikirler ve nedenini tam anlamlandıramadığım bir şekilde son buluyordu.
   Aradan birkaç ay geçtikten sonra yanıma gelip, barışmak istediğini söyledi. Gözlerine tekrar yaşam enerjisi gelmiş, eski haline dönmüştü. Onu bu şekilde görmek beni de mutlu etti. Gerçeği görmeye başladığını ve o dönemi atlattığını düşündüm. Onu gerçekten seviyordum ve her şeyin düzeleceğini düşünerek evimize geri döndüm.

 

İkinci şok
 

İlk haftalar her şey ilk başlarda olduğu gibi mutluluk vericiydi. Psikolojik olarak ben de toparlanmaya başlamıştım. Fakat bir gece, ansızın, kollarımın arasındayken diğer kadın mevzusunu tekrar açtı. Ben şok olmuş bir şekilde dona kaldım. Konuyu anlamaya ve kimden bahsettiğini sorgulamaya başladığımda sinir krizi geçirdi. Eline ne geçirirse üstüme atmaya başladı.
   Sevdiğim kadın tarafından yapmadığım bir şeyle suçlanıyordum yeniden. Uçurumdan düşmüş gibiydim; hayal kırıklığı, umutsuzluk, kalbimde bir acıyla evi terk ettim. Ertesi gün ailesiyle konuşmaya karar verdiğimde, ikinci bir şok ve darbe daha yaşadım. Onlar da beni, farklı farklı kişilerle kızlarını aldatmakla suçluyorlardı. Eşim olmayan şeyleri, ailesine de anlatmış, onları da inandırmıştı. Beni suçlu göstermişti.

 

Sorular yanıt buldu
 

Gözlerimden yaşlar akarak eşimle yüzleşmeye gittim. Sinirlerim tamamen bozulmuştu, konuşurken ağlıyordum. Neden yapmadığım şeylerle suçlandığımı bir türlü anlayamıyordum ve psikolojik olarak çok sarsılmıştım. Yüzleştiğimiz sırada kendisini hiç aldatmadığımı söylediğimde, bana ‘Biliyorum’ dedi. Bu son kelimeyle beraber tüm soru işaretleri yanıt buldu. Her şeyi anladım ve psikolojik olarak yıkıntı şekilde evden sonsuza kadar ayrıldım. Yaşadığım psikolojik şiddetin etkisinden kurtulmam ise uzun zamanımı aldı.
 

ÖNERİ KÖŞESİ
 

Psikolojik şiddet

Uzman Psikolog Gülşen Koşucu yaşanılan olayla ilgili olarak bizlere bilgi veriyor:
   Karşımızdaki kişinin suçlu olmadığımız halde bizi suçlu hissettirme yoluyla psikolojik şiddet (gaslight) uyguladığını nasıl anlayabiliriz? Bu durumda ne yapabiliriz?
   Karşınızdaki kişi sorumluluktan kaçmak ve kendini haklı çıkarmak adına sizi yapmadığınız bir suçla suçlayıp sizin kendinizden şüphe etmenizi sağlayabilir. Kişi ayrılmak istiyor, fakat karşı tarafı suçlamak için elinde herhangi bir koz bulunmadığı için sizi suçlu hissettirme yolunu bir çözüm yolu olarak algılayabilir. Evlilik süresince kişilerde aşk ve tutku duygusu azalabilir. Tabii ki birçok kişi ayrılmak için evlenmez, fakat zaman geçtikçe, kişiler de değişebilir. Bu durumda “sana aşkım bitti” demek karşı tarafı yapmadığı bir suç için suçlamaktan daha zor olacaktır. Özellikle Türk toplumunda birçok ailenin bu durumu kabullenmesi de çok zordur. Genellikle şu sözler sarf edilir. “Kocan iyi, seni sever, evine bağlı, çalışkan daha ne istiyorsun.” Genel olarak boşanmak için karşı tarafın ya şiddet uygulaması ya da aldatması geçerli bir neden olarak görülmektedir. Kişi de kendisiyle ve ailesiyle yüzleşmekten kaçınmak için kendi mutsuzluğunun, evliliğin yolunda gitmeyişinin sebebini karşı tarafında davranışların kaynağı olarak gösterip ayrılma yolunu seçerler. Böylece ayrılık daha normalleştirilmiş olup ailelerin de bunu kabullenmesi kolaylaşır. Bunun yanında kişi evliliğinizin yolunda gitmeyişinin ve kendi mutsuzluğunun sebebi olarak sizi göstermek için davranışlarıyla ve sözleriyle ikna etme yoluna girerler. Yani sizi manipüle etmeye çalışır. Siz de duygusal şiddete uğradığınızın farkında olmayıp kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Eğer suçlandığınız konu ile ilgili kendinizden emin iseniz, kendinizi sorgulamamanız ve kendinizden şüphe etmemeniz bu noktada önemlidir. Ayrıca kendinizi kanıtlamaya çalışmak yerine muhakkak karşı taraf ile yüzleşmenizi tavsiye ederim. Unutmayınız ki siz yapmadığınız bir davranışla ilgili sürekli olarak suçlanıyorsunuz. Dolayısıyla şu soruyu kendinize sorunuz “Suçlu olmadığım bir konuyu neden karşı tarafa kanıtlamaya veya ispat etmeye çalışayım?” Ayrıca kanıtlamaya çalıştıkça veya kendinizde hata buldukça karşı tarafın sizi suçlaması daha da kolaylaşabilir. Böylece hayat sevincinizi kaybedebilirsiniz, özgüveniniz azalabilir ve kendinize yabancılaşabilirsiniz. Eğer ruhunuzda depresif duygular hâkim olmaya başladıysa, belli bir süre partnerinizden, ailenizden veya arkadaşlarınızdan uzak durup objektif bir şekilde kendinizi dinlemenizi öneriyorum. Bu gibi durumlarda aynı ortamda kaldıkça gerçekçi bakış açınızı kaybedebilirsiniz. Aynı zamanda da bu durumu daha kolay bir şekilde atlatabilmeniz amacıyla bir psikolojik destek almanızı da tavsiye ediyorum.

 

YORUM EKLE