Bir dolandırıcılık hikâyesi

Geçenlerde bir dolandırıcılık hikâyesi dinledim. Dolandırıcıların neler yapabileceklerini görmemiz ve anlamamız açısından bu hikâyeyi anlatmak isterim. Gerçi hikâye Türkiye'de geçmektedir, ama olsun...

Birisi, 75 bin Türk Lirasına arabasını satılığa çıkarır.

Bir kişi, arabaya alıcı çıkar ve satıcı ile temasa geçer ve buluşurlar. Sıkı bir pazarlıktan sonra, satış bedeli olarak 72 bin Türk Lirasına anlaşırlar.

Alıcı, kapora olarak 1000 TL öder ve geriye kalan satış bedelini, satıcının bankadaki hesabına yatırmak istediğini söyler ve satıcının banka hesap numarasını alır.

Alıcı birkaç gün sonra satıcıyı arar ve bankaya 59 bin Türk Lirası yatırdığını, aslında arabayı kardeşi adına satın aldığını ve kardeşinin, geriye kalan 12 bin Türk Lirasını, elden kendisine getireceğini, arabayı da kardeşi adına devretmesini, söyler.

Satıcı banka hesabını kontrol eder, hakikatten 59 bin Türk Lirası hesabına yatmıştır. Ve hakikatten birkaç gün sonra bir adam gelir ve alıcının kardeşi olduğunu söyler ve hakikatten de geriye kalan 12 bin Türk Lirasını, satıcıya verir.

Satıcı, alıcının talimatı üzerine, geriye kalan parayı getirmiş olan adama, arabasını devreder.

Buraya kadar her şey tamam gibi görülür. Satıcı, anlaştıkları satış bedelinin tamamını almıştır, arabayı da devretmiştir.

Birkaç ay sonra satıcının kapısını polisler çalar. Satıcıya hakkında dolandırıcılık suçlaması ile şikâyet olduğunu söyleyerek, onu karakola davet ederler. Satıcı karakola gidince öğrenir ki, kendisine bin Türk Lirası kapora veren ve bilahare hesabına 59 bin Türk Lirası yatıran kişi, kendisinden şikâyetçidir. Şikâyet ne? "Bu adam bana 60 bin Türk Lirasına araba sattı, bin Türk Lirası ona kapora verdim, geriye kalan 59 bin Türk Lirasını da hesabına yatırdım. Ancak o arabayı bir başkasına sattı ve devretti. Satış bedelini benden aldığı arabayı bana devretmedi. Beni dolandırdı."

Bre aman, bre zaman, satıcı gerçeği anlatmaya çalışıyor ancak kimse anlamıyor. Polisler ona iyi adam gibi görüldüğünü ancak pek de yapılabilecek bir şey olmadığını söylerler. Satıcı adam, avukat tutar, ancak aleyhine nitelikli dolandırıcılık suçuna ilişkin ceza davası açılmasını önleyemez. Çünkü ne polisler ne de avukatı, alıcı adam ile kardeşim dediği adam arasında bir ilişki olduğunu tespit edemezler. Adamlar kardeş değiller ve soyadları da tutmamaktadır. Satıcı, satış bedelinin tamamı ödendiği için, iki adamın soyadlarının farklılığına dikkat etmediğini söylemektedir.

Satıcı, dolandırıcılık suçundan hâkimin karşısına çıkar. Gerçekleri hâkime de anlatmaya çalışır. Hâkim da ona iyi bir adam olduğunu ancak, yapılabilecek bir şeyin olmadığını söyler. Sonunda hâkim, satıcıya bir öneride bulunur. Der ki, "Sen iyi bir adama benziyorsun, aldığın o 60 bin Türk Lirasını şikâyetçiye ödersen belki o da şikâyetini geri çeker ve sen bu dertten kurtulursun."

Satıcının avukatı da bu teklifi olumlu karşılar ve neticede, 60 bin Türk Lirası, şikayetçiye geri ödenir ve o da, iyi niyetini göstermek için, şikayetini geri çeker ve dava da bu şekilde düşmüş olur.

Bu hikâyeyi ağzım açık, aklım kaçık dinledim. Hikâyenin sonunun buralara geleceğini dahi kestiremiyordum. Böyle bir plan, böyle bir dolandırıcılık şekli, insanın aklının ucundan dahi geçmemektedir. Hade diyelim dolandırıldınız. Bir de bunu etrafınıza nasıl anlatacaksınız? Çünkü etrafınızdaki herkes sizi, ahmak yerine koyacaktır. Yahu, tanımadığın adama hesap numaranı niye verdin? İnsan soyadlarının ayni olup olmadığına bir bakar. Hiç şüphelenmedin yani? Dikkat etmiş olsa idin, bu işler başına gelmezdi. Zaten her önüne gelen seni kandırıyor. Lanet olasıca herif, araba da gitti, para da gitti. Söyle bana bu kaçıncı dolandırılışın be herif, ahmaksın işte, gözünü açmıyorsun işte... Bu ve buna benzer laflar, sorular... Dolandırıcı aradan sıyrılıyor, ona bir şey diyen yok.

 

Hasan Sözmener

YORUM EKLE