Bir imaj taklidi:

Kendini Tolstoy’a benzetmek isteyen Şair Rıza Tevfik

Kimi gençlerin kendilerini başta ünlü şarkıcılar ve aktristler olmak üzere mesleklerinde şöhret kazanmış isimlere fiziken, giyim, kuşam ve konuşmalarıyla benzetmeye çalışmaları gibi bu imaj taklidi işi bazen şair ve yazarlar arasında da görülebilmektedir. Bir ülkedeki şair ve yazarın, kendi memleketindeki veya başka ülkenin şair-yazarına benzemeye çalışması, onu sanat yönünden değil de, dış görünüş, fizik açılarından taklit etmesi söz konusu olabilmektedir. Ün yapmış bir yazara, şaire benzemek, benzetilmek, onun kılık kıyafet, saç, bıyık modelini taklit etmek eylemi, genelde karakteri çok oturmamış, gözü yüksekte olan ve sanat açısından daha zayıf eserler kaleme alanlarda karşımıza çıkar. Bu noktada bizim edebiyatımızda akla gelen ilk örneklerden biri kendini Rusrealist yazarı Lev Tolstoy’a benzetmeye çalışan şair Rıza Tevfik’tir. 1828-1910 yılları arasında yaşamış Rus yazar Tolstoy, Savaş ve Barış ile Anna Karenina başta olmak üzere roman ve öyküleriyle kendisini dünyaya kabul ettirmiştir. Zengin bir aileden gelen Tolstoy, Rus eğitim dünyasında da rol oynar. Buna karşılık 1869-1949 yılları arasında yaşayan Şair Rıza Tevfik, Osmanlı Türkiye’sinin son yıllarında özellikle siyasi yaşam içinde sansasyonel bir tavır takınır. Başarılı bir şair olan Rıza Tevfik, fakir bir aileden gelir. Gözü hep yükseklere çıkmaktadır. Babasının öğretmenlik görevleri sebebiyle değişik okullarda bölük pörçük eğitim alır. Hatta belli devrelerde Yahudi ve Ermeni okullarına devam eder, Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra I. Dünya Savaşı içinde Amerikan Koleji ile Robert Koleji gibi dönemin Misyoner taraflarının bulunduğu okullarda öğretmenlik yapar. Felsefeye meraklıdır. Kendi kendisine filozof anlamında “Feylesof” lakabını takar. Gözü yüksekteki bilgi şımarığı Rıza Tevfik siyasete de atılır. İşgal yıllarında Sultan Vahdettin ve Damat Ferit’in emrinde çalışır. Anadolu’yu ve Türk milletini parçalayan Sevr Antlaşması’na imza atan heyet içinde yer alır. Ulusal davadaki aleyhte davranışları tepkilere yol açar. Milli Mücadele’nin başarıyla sonuçlanacağını anlayınca 8 Kasım 1922’de bir yük gemisiyle Mısır’a kaçar. Arabistan, ABD ve Ürdün’de yaşayan Rıza Tevfik bir ara 1933’te Lefkoşa lisesinde konferansa gelir, hatta şiir kitabı Serab-ı Ömrüm burada basılır. Yüksek maaşla ve Larnaka’da sahile nazır bir ev verilirse kalıp öğretmenlik yapabileceğini söyler. Ancak Kıbrıs Türklerinin onun Atatürk ve milli mücadele karşıtı hareketlerine kızgınlığı sebebiyle Kıbrıs’ta kalamaz, Lübnan’a geri döner. 1939’da çıkan af yasasının ardından 1943’te İstanbul’a yerleşir.

Kendini beğenen, makam, mevki ve şöhret düşkünü olan Rıza Tevfik’in bu yanının bir göstergesi de kendisini ünlü Rus yazar Tolstoy’a çehre, dış görünüş olarak benzetmeye çalışmasıdır. İki resme bakılınca bu hemen anlaşılacaktır. Rıza Tevfik, atalar deyişiyle “haydan gelip huya” gitmiştir.

YORUM EKLE

banner96