Bir kere daha devrimci deha Beethoven üzerine

   Aralık ayı içinde yayınladığımız bir yazımızda da belirttiğimiz gibi, 2020 yılı, Beethoven’in doğumunun 250. yılına rast geldiği için tüm dünyada “Beethoven Yılı” olarak ilân edildi ve özel olarak kutlanmasına karar verildi.  Resmi olarak 16 Aralık 2019’da başlayan kutlamalar, Türkiye de dahil olmak üzere, tüm dünya sahnelerinde doludizgin devam ediyor. Dünya halkları, ne kadar tanırlar, ne kadar bilirler veya ne kadar dinlerler bilmem ama Beethoven’ı sevdiler. Hatta, klâsik batı müziğine oldukça uzak olan Türk halkının da, bu uzaklığa rağmen, kısıtlı bir müzik sever kitlesiyle de olsa, Beethoven’ın doğumunun 250. Yılını kutladığını söylemek mümkün.  Ama bu kısıtlı çevre bile konser salonlarının dolup taşmasına yetiyor!  Kutlamaların ülkemizde gördüğü bu yakın ilgide, Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İzmir Devlet Senfoni orkestrası gibi devlet orkestralarının hazırladığı anma etkinlikleri önemli rol oynuyorlar. Ama bunların yanında, son yıllarda birer başarı örneği olarak sayıları artan kurum veya kuruluşların özel orkestralarının programladığı etkinliklerin de kutlamalarda muazzam bir rol oynadıkları unutulmamalıdır. Kuşkusuz ki,  bu orkestralar kadar, hatta belik daha da fazla, İdil Biret ve Fazıl Say gibi dünya çapında iki Beethoven yorumcumuzun yaptıkları çalışmalar ve verecekleri konserler de bu kutlamalara olağanüstü bir kalite katmaktadır. 2020 yılı içinde programlanan etkinliklerin büyük bir çoğunluğunu, üstat Doğan Hızlan, 8 Mart 2020 tarihli Hürriyet gazetesinin 14 sayfasında yayınladığı çalışmasında bu etkinlikleri büyük bir özenle, ay be ay özenle sıralamış bulunmakta. Ben de birkaç etkinliğe dikkat çekmek istiyorum: İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Haziran 2020 de vereceği “Beethoven’in Aydınlık Yüzü” adlı konser ile kutlamalara önemli bir katkıda bulunacak. İstanbul Büyükşehir Belediye Orkestrası, zaten başlamış olduğu ve Beethoven’in karakter özelliklerinden yararlanarak hazırladığı 8 konserlik dizinin 5 ini Sultangazi, Bakırköy ve Kartal konser salonlarında gerçekleştirecektir. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ise ünlü bestecinin 5.  Konçertosunu zaten Ocak ayı içinde gerçekleştirmişti. Bu arada Boğaziçi Üniversitesi’nin önderliğinde organize edilen ve Beethoven’ı, “vizyonu”, “doğaçlamaları”, “Romantik dönem bestecisi olması” “Şen Beethoven” gibi çeşitli açılardan ele alan 8 konserlik diziyi de unutmamak gerekir. Bu arada, Bilkent Üniversitesi Senfoni Orkestrasının da  Şubat başında verdiği konserle bu kutlamalara katıldığını belirtelim.

Piyanist İdil Biret ve Fazıl Say


   Kısaca ünlü virtüöz piyanistlerimiz İdil Biret ve Fazıl Say’ın etkinliklerinden de söz etmek gerekir. Temmuz ayında Muğla’da Beethoven çalacak olan İdil Biret, 4 CD kutusu içinde Beethoven seçmelerini ve 19 CD içinde sonatlar, konçertolar ve senfoni uyarlamalarını kaydetti. Zaten bu kayıtları yapmış olan dünyadaki ilk ve tek piyanist olduğu da bilinmektedir. Bu arada İdil Biret, daha bu satırların yazılmasından 3 gün önce şef Rengim Gökmen yönetimindeki Avrasya Filarmoni Orkestrası eşliğinde ünlü bestecinin 5. Piyano konçertosunu seslendirdi. 2 yıldır “Beethoven benim idolüm ve mentorum” diyen ve 2016 yılında Beethoven ödülünü almış olan Fazıl say ise, 2017 yılında başladığı kaydı Avusturya’da bitirdi ve büyük bestecinin 32 sonatının tamamını yorumladığı 650 dakikalık 9 CD’den oluşan kaydı piyasaya çıkardı. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim:  Beethoven’ın opus verdiği 32 sonattan söz ediyoruz. Yani kısacası bunları beğenmiş ve ileride çalınabileceklerini düşünmüş! Kolay mı bunları bestelemek? Üstelik bu 32 sonattan çok daha fazla sayıda opus vermediği sonatı olduğu da biliniyor. Bu nasıl bir çalışma, üretme?! Sanki mutsuz hayatından öç almak istiyor!
   Kuşkusuz ki, tüm dünyada yürütülen bu anma ve kutlama çalışmaları boşuna değil. Beethoven anılmayı ve kutlanmayı daha yaşarken hakketmiş bir büyük müzisyen, bir büyük insan. Pek mutlu yaşadığı söylenemez. Özel hayatı hiçbir zaman istediği gibi gitmemiş ve sevgililerinden çok çekmiştir. Ama esas darbeyi, sevgililerinden ziyade, daha 28 yaşında ünlü bir müzisyenken Prens Lichnowski ile beraber çıktığı Prag, Dresden, Leipzig ve Berlin seyahatinden dönerken yakalandığı tifüs veya menenjit olduğu söylenen bir hastalığa bağlı olarak işitme duygusunu yitirmekle yemiştir. Tabii ki hayata küsmüş, kendi kabuğuna çekilmiş, intihar etmeyi düşünmüş ve hatta vasiyetnamesini bile yazmıştır. Kendi ifadesiyle, “büyük bir umutsuzluk içinde yaşamış ve müziğe olan aşkı ve yaşama olan tutkusu sayesinde hayata tutunmuştur”. Düşünün bu büyük insan, tam bir üstat olduğunu bütün dünyaya ilân meşhur 9. senfonisini seyirciye sunulduğu gün, salon alkıştan yıkıldığını bile duymuyordu!

 

“Devrimci ve dönüştürücü”

   Kanımca, Beethoven’ın önce kalplerimizde, sonra da kulaklarımızda yer bulmasının en önemli nedeni “devrimci ve dönüştürücü” bir kişiliğe sahip olmasıdır. Beethoven önce kendi özelinde, sonra da müziğinde “devrimci ve dönüştürücü” bir yapıya sahiptir.  Beethoven, kişilik olarak devrimcidir, zira,  daha 19 yaşında iken Fransız ihtilâlini yaşamış ve ilk gençliğini Fransız ihtilâli ile Viyana Kongresi arasında geçen yıllar içinde Avrupa’nın içinde bulunduğu yıkılış, kargaşa, savaşlar zinciri, ayaklanmalar, çatışmalar ortamında geçirmiştir. Kulaklarından silâh ve top sesleri, gözlerinin önünden de süngülenmeler ve yaralılar yıllarca yok olmamıştır.  Bu nedenle, “barış, kardeşlik” eşitlik, demokrasi” gibi değerleri kendisi için vazgeçilmez değerler olarak benimsemiştir. Bu tür değerleri benimsemesinde, 1870’lerin sonlarında, daha Bonn Üniversitesinde, hepsi aydınlanma yanlısı olan hocalardan aldığı felsefe dersleri de kuşkusuz bu değerleri benimsemesinde önemli bir rol oynamıştır. Yerleşik düzene kuşku ile bakıp, her zaman dönüşüme, devrime, yenilenmeye ve yeni özgün eserler üretmeye hep yakın olmuştur.  İlginçtir, ilk yıllarında tüm Avrupalılar gibi, o da Napoleon ’a büyük bir sempati beslemiştir. Bunun tek nedeni ordunun içinden yetişen basit bir asker olan Napoleon’un, bir soylu olmayıp,  imparatorluğunun da bir soya dayanmamasıdır. Fransız ihtilâli, kral veya imparator olmak için yüzyıllar boyu aranmış olan “imparator soyundan gelme“ kuralını ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle Napoleon’a sempati duyan Beethoven, üstelik duyma duygusunu kaybettiği yıllar içinde yaptığı olağanüstü bir çalışma ile bestelediği 3. Sefonisini, yani ”Eroica Senfonisini” ona ithaf etmeyi, hatta kendisiyle tanışmayı düşünmüş ve istemiştir. Ancak, Kasım 1805 de, ikisi de Viyana’da oldukları halde karşılaşmamışlar ve Napoleon, Viyana’da sahneye konacak olan Fidelio Operasına Avusturya’yı işgal eden Napoleon idaresince sansüre tâbi kılınması nedeniyle operanın sahnelenmesini geri çekmiş ve 3.senfoniyi de İmparatora ithaf etmeyerek “Kahramanlık Senfonisi “adı altında dinleyiciye sunmuştur. Sarayda “saray müzikçisi” olarak çalışan ve saraya mecburen bağımlı olan Haydn, veya her zaman kurulu düzenden yana olan Goethe’nin aksine, hiçbir kral veya Prens önünde eğilmemiştir. Fazıl Say’dan aktardığım a göre, “Prens! Sizin asaletiniz doğuşunuzdaki tesadüfe bağlıdır. Oysa ben kişiliğimi kendim oluşturdum. Yeryüzünde yüzlerce prens var, daha binlercesi de gelip geçecek, ama bir tane Beethoven var!” diyen odur. Aynı şekilde, Erdemol’un aktardığına göre de, Arşidük Rudolph ile İmparatoriçenin bir gezide resmedildiği bir tabloda, Goethe Kraliçe’ye saygıyla yol gösterirken arka plandaki Beethoven onları görmezden gelmektedir! 9. Senfonisinin ise, büyük bestecinin insani yönlerini gösteren  “eşitlik, kardeşlik, barış” temalarından oluşan onlarca şarkıyı içerdiği ve 5. Senfoninin ana temalarının da devrimci Fransız halk şarkılarına dayandığı bilinmektedir.

Ünlü bestecinin ölümünün 193 yılı…


    Beethoven’in” bir müzisyen ve besteci olarak devrimciliği” ise onu Beethoven yapan esas özelliğidir.  Zira Beethoven, belki “abartıyor!” diyebilirsiniz ama, kişisel düşünceme göre klasik batı müziğini “kuran bestecidir”. Nasıl Osmanlı Beyliği’ni kuran Osman Bey, ama Osmanlı Beyliği’ni bir devlet, bir İmparatorluk haline getiren Fatih Sultan Mehmet ise, klâsik batı müziğini de, “Romantik Dönemi” kurarak,  bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde “yoğun beste/yoğun müzik” eksenine oturtan Beethoven’dir. Fatih tarihte nasıl bir çağ açmışsa, Beethoven da batı klâsik müziği tarihinde “Romantik Dönemi” kurarak bir çağ açmıştır.  Fransız devriminin zaten saraydan çıkararak halka indirdiği klâsik müziği, Beethoven da maddi içeriği olan bestelerin yapılmasına yönlendirmiştir Böylelikle, öncelikle “müzik değil, icra önemlidir” anlayışı yıkılmaya başlamıştır. Liszt ve Chopin gibi çalarken yaptıkları her türlü gösteri mimik ve jestlerle saray dinleyicilerini mest esen müzisyenler, ki bunlara “çalgıcı müzisyenler” adı da verilmiştir, yavaş yavaş yok olmaya başlamış ve “çalarak popüler olma” devri sona ermiştir. Müziğin maddi içeriğinden çok “enstrümana ve enstrümanının teknik özelliklerine” önem veren bu müzisyenlerin yerini, ilk defa Beethoven dile getirdiği, “müzik insanın halini, duygularını ve sesini derinlikle notalara yansıtmalıdır” anlayışı almıştır. Nitekim tüm senfonilerinde Beethoven’in sesini duymak mümkündür. Üstelik bu anlayış, Beethoven’dan sonra 19. yüzyıl ve devamında klasik müzik bestelerinin eşiği oldu ve bu eşiği aşan eserler dikkate değer bulunarak dinlenmeye başladı. Aydın Büke’nin aktardığı gibi, Johannes Brahams’ın, “9. Senfoni’den sonra nasıl senfoni bestelerim arkamda bu devin ayak seslerini duyarak?” diye sorması boşuna değilmiş! Yine Büke’den aldığıma göre, Beethovenn’ın bütün bu yaptıklarının klâsik müzik alanında bir devrim olduğunu, 19. yüzyılın ünlü piyanist ve orkestra şefi Hansvon Bülow,“Beethoven’in  yaşamı boyunca bestelediği ve Opus verdiği 32 adet piyano sonatı Kutsal Kitabın Yeni Ahit bölümüne, Haydn’a ithaf ettiği 3 tanesini ise piyanistler için“yeni bir dinin kuruluşu” olarak nitelendirerek bunun ne kadar büyük bir devrim olduğunu vurgulamıştır.
   Doğumunun 250. yılı kutlanırken,  yarın, yani 26 Mart Perşembe günü ünlü bestecinin ölümünün 193 yılı… İnsanlığa, sanata ve kültüre unutulmaz hizmetlerde bulunmuş olan bu büyük insanın hatırası önünde saygıyla eğilmek, boynumuzun borcu olmalıdır.
   (Yararlanılan kaynaklar: Bebeklere Beatles, Büyüklere Beethoven, Cumhuriyet, 5 Şubat 2020, sh.14; BÜKE,A.: Devrimci bir dehaydı, kralları bile takmadı, Cumhuriyet Kitap, 11 Aralık 2014, S.1295, sh. 26-27; ERDEMOL, M.K.: Beethoven: Ateşli bir cumhuriyetçi, inançlı bir devrimci Cumhuriyet, 16 Aralık 2019, sh.4; HIZLAN,D.: Beethoven yılı, Konserler ve CD ler, Cumhuriyet, 8 Mart 2020,sh.14;İLYASOĞLU, E.:  2020 nizBeethoven’siz kalmasın, Cumhuriyet, 1 Ocak 2020, sh.14; İLYASOĞLU,E.: Beethoven yılına  doğru,  Cumhuriyet, 31 Temmuz 2019, sh.13.; KARAESMEN,E.: Leonardo giderken, Beethoven gelirken, Cumhuriyet, 19 Ocak 2020, sh.2.)

 

YORUM EKLE

banner107

banner75

banner108