Birbirlerinin son dostlarıydılar: “Şair Baba ve Balaban”

“Şair Baba ve Balaban” başlığını, üstat yazarlarımızdan Vecdi Seviğ’den aldım. Seviğ bize, Cumhuriyet Gazetesinde yayınladığı “Şair Baba ve Balaban ile damak tadı” başlıklı makalesinde, ünlü yazarımız, Nazım Hikmet ile Anadolu’muzun ressamı İbrahim Balaban’la beraber yemiş oldukları bir sahur yemeğinde Nazım’ın Balaban’la, Balaban’ın da Nazım’la nasıl sarsılmaz bir dostluk içinde yaşadıklarına tanık olduğunu mükemmel bir dille anlatmıştı. Bu can dostlardan Nazım Hikmet 3 Haziran 1963’de Moskova’da, İbrahim Balaban ise bundan sadece 3 yıl önce bugün, yani 9 Haziran 2019 tarihinde hayatını kaybetmişti. Sadece “Ölüm Orucu” öncesi yenen sahur yemeğini anlatan çalışmaya değil, Balaban’ı bizlere tanıtan tüm kaynaklara bakıldığında, Balaban’ın hayatını iki evreye ayırmak mümkündür. Birinci evre Nazım’la daha karşılaşıp tanışmadıkları, ikinci evre ise Nazım’la tanışıp, onu “şair bir baba” olarak kabul ettiği evredir.
Nazım’ la tanışmadan önceki evre
Balaban’ın Nazım’ı tanımadan önceki hayatında bir olağanüstülük yoktur. Tam tersine, 1921 yılında Bursa, Osmangazi, Seçköy’de doğmuş bulunan Balaban, gariban ve şansız bir Anadolu köylüsüdür. Zira daha 16 yaşında iken bir arkadaşıyla birlikte kenevir yetiştirmesi nedeniyle tutuklanır ve 6 ay hapis 16 bin lira da para cezasına çarptırılır. 16 bin lira Balaban’da ne arar? Para cezasını ödeyemeyince ceza üç yıl hapse dönüştürülür. Resim yapmak üzere eline kalemi aldığı ilk yıllardır bu ilk hapishanesi. Ne yapsın? Vakit geçirmek için hapishanede resim denemeleri yapmaya başlar. Tabii boyası falan da yok! Renkli kurşun kalemlerini zeytinyağına batırarak resim yapmaya çalışır. Şansı hâlâ dönmemiştir. Tahliyesine sayılı gün kala dört mahkum tarafından dövülür ve yaralı olarak hapishaneden çıkar. Ama şansızlığı devam eder ve sevdiği kızla evlendiği gün düğününü basan hasmını öldürür. Tabii tekrar hapishane...
“Şair Baba”sı Nazım’la tanışmasından sonraki evre
Yeni mekânı Bursa Cezaevi oldu Balaban’ın… Ama tek başına değildi. Nazım ve Orhan Kemal de aynı ceza evindeydi. Balaban’ı Nazım keşfeder. Cezaevinin 32 numaralı koğuşunda Umurbey’li Sadık’ın sattığı tulumba tatlısından yerken Balaban’ın yaptığı suluboya bir resmi görür ve yakın çevresine, “ben burada bir ressam Yunus Emre keşfettim” diye başlayarak, ömürleri boyu sürecek dostluklarının temelini atar. 7 yıl sürecek olan bu dostlukta neler yaşanmadı ki? Öncelikle Nazım, kendisinden 20 yaş küçük olan bu gariban köylüyü büyüttü ve yetiştirdi. Zaten Nazım sanki Balaban’ı ressam, Orhan Kemal’i de edebiyatçı, özellikle hikâye yazarı yapmak için cezaevine girmişti! Nazım’ım, bir ressam olarak, Balaban’a desteği ve ilgisi sonsuzdu. Balaban, “Şair Babası”nın ona olan ilgisini şu şekilde ifade ediyor: “Ben resim yaparken, o beni bir baba gibi seyrederdi.  Öyle bir coşar ve şaşırırdı ki, ben renkleri tuvale vurdukça, bana, ‘nasıl bu düzeni ortaya çıkarıyorsun?’ diye sorar ve bağıra bağıra bana övgüler yağdırırdı”… Bu bağlamda Nazım Hikmet, 7 yıl boyunca Balaban’a ağabeylik yaptı, destek verdi ve ona tüm ağırlığı ile Anadolu üzerine çökmeye başlayan kapitalizm ile, ülkenin geri kalmış toplumsal yapısını öğreterek Balaban’ın bir “Anadolu Ressamı” olarak yol almasında çok önemli bir rol oynadı. Nazım Hikmet, gerçek bir ressam haline getirdiği Balaban’dan memnundur ve onunla övünmektedir. Kaleme aldığı “İbrahim Balaban’ın Bahar Tablosu Üstüne” şiiri bunu açıkça ortaya koymaktadır: “İşte seyreyleye gözüm, hünerini Balaban’ın/İşte sürülen toprak/İşte insan/ Dağın, taşın, kurdun kuşun efendisi/İşte çarıkları, işte poturunda yamalar/ İşte karasaban /İşte sağrılarında kederli, korkunç oyuklarıyla öküzleri/On yıl mapusta yattı ama, kaybetmedi umudunu Balaban… Harika ama Nazım’a yetmemiştir. Nazım bunun dışında, Balaban’ın  “Mapushane Kapısı”, ki bir harikadır ve “Harman” adlı tabloları için de edebiyatımızda ses getiren mükemmel şiirler yazmıştır.
Ya Balaban? O bu dostluğu nasıl dile getirmiştir?
Ülke içinde veya yurt dışında gezerek sanatını anlatmaya çalışan çok sanatçı görülmüştür. Ama dünyayı dolaşarak sergiler açan ve bu sergilerle ilgili toplantılarda kendi sanatını anlatacağına, dostu Nazım’ın sanatını anlatan tek sanatçı herhalde Balaban olmuştur. Nazım’ı “büyük bir sanatçı olarak takdim eden Balaban, onun bilgisine ve becerilerine hayran olduğunu, ancak hiç kimsenin yapısal özelliklerine karışmadığını, hiçbir zaman sanatsal baskılar uygulayarak başkalarının karakterlerini baskı altına alma yoluna gitmediğini, kendisini de özgür bıraktığını ve resimlerini kendi kimliği ile yaptığını” dile getirmiştir. Balaban, Nazım ile geçen yedi yılını, daha sonraki yıllarda yazdığı “Şair Baba ve Damdakiler” kitabında anlatmıştır. “Aslolan Hayattır” adlı tiyatro eserinde ve “Mavi Gözlü Dev: Nazım Hikmet” adlı sinema filminde de bu kitaptan alıntılar bulunur.
Son görüşmeleri
Yıllardan 1950, aylardan nisandır…8 Nisan… Nazım açlık grevi yapmaya karar vermiştir. O gece “Ölüm Orucu” için sahur yemeğine otururlar. Alkolden damıtılmış votkalarının eşliğinde, Nazım’ım İstanbul anılarını dinleyerek sabah güneş doğana kadar yerler. Nazım 15 Temmuz 1950 affıyla tahliye edilir Bursa Cezaevinden çıkmış olan ve köyüne dönen Balaban’a bir mektup yazarak, “ Balaban evlâdım nerede kaldın? Hani köyde fazla durmayacaktın? Biliyorum köyünü özlemişsin ama kırk beş gün oldu bre yeter, çık gel artık” deyince Balaban İstanbul’a gelir. İlk buluştukları yer şairin annesi Kadıköy Cihan Sokak’taki evdir. Günlerden cumartesidir.  Muhsin Ertuğrul da sofraya katılmıştır. Pilâv salata ve Marmara uskumrusuna, Balaban’ın koşup bakkaldan kaptığı bir şişe rakı eşlik etti. Nazım Muhsin Ertuğrul’a bol bol Balaban’ın resimlerini anlattı. Nazım’ın Türkiye’deki son evi Kadıköy Dumlupınar sokaktaki ev oldu. Balaban resimlerinin de satılmaya başladığı bu günlerde, Arnavut ciğeri, marul, roka ve uskumrudan oluşan bir sofra daha donattı. 1951’de Balaban Sivas 12. Tümen 36. Piyade Alayında askerliğe başladı. Nazım’ın, Türkiye’den ayrılmadan askerdeki Balaban’a son yazdığı mektup, “seni hasretle öperim …” oldu. Yıllar sonra beyaz atlarına binip gittiler. Allah ikisine de gani gani rahmet eylesin.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75