Bireylere hizmet edecek düzenin bekçileri olmak

Farklı halk hareketlerinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Bir taraftan toplumsal beklentiler bir taraftan ise cumhurbaşkanlığı seçimi yarışının gün geçtikçe hareketlendiği bir dönemin hareket tarzlarının belirlendiği bir dönemin kıvılcımlarının ateşlendiğini görüyoruz.
   Bazı gerçekleri inkâr etmemek lazım, sadece bugünün değil geçmişin de birikintilerin ortaya çıkardığı birçok hata ve iş bilmezlik zincirinin yansımalarını yaşıyor ve yaşamaya devam edeceğiz.
   Bu sorunların bu sistem anlayışla çözümlenmesini beklemek çok doğru bir anlayış şekli olmayacaktır. Sürekli bozulan hükümetlerden tutun da sürekli değişen yönetici kadrolarına kadar birçok sorundan bahsetmek mümkündür.
   Ülkemizde var olan önemli gerçek toplumsal değil kişisel menfaat politikalarıdır. Her noktada kişisel çıkarların hüküm sürdüğü gerçeğinden yola çıkarsak bugün karşı karşıya kaldığımız manzarayı çok daha sağlıklı bir şekilde yorumlamış olacağız.
   İstenilen icraatları yapamıyor; nitelikli hizmet alma noktasında ciddi sıkıntılar çekiyoruz. Niye mi bunları yapmak yerine bireylere hizmet edecek bir düzenin bekçileri olarak hareket etmek herkese çok daha basit ve pratik geliyor.

 

Kazan kazan anlayışının birer çıktısı haline geldik
 

Kişisel yatırımın temelinde ve özelinde kişisel talep vardır. Kişisel talep de döngü halinde yine kişiye döner. Bu yatırım topluma değil kişinin özeline ve beklentilerine hizmet eder. Döngünün sonucunda toplumsal menfaatler olmadığı için kaybeden sonuçta toplum, kazanan ise kişiler olur.
   Halk hareketlerinin temeli de inşallah kişilerin çıkar ve popülizm yerine düzenin daha iyiye gitmesi için kullanılır.
   Bu düzenin yaratıcısı olarak sadece bizleri yönetenlere suçlama getireceksek; zannederim başlamadan pek çok şey bitmiş olacaktır.
   Bugün ülkemizde yaşam olanakları istenilen düzeyde değilse herkesin bu çorbada bir tuzu vardır gerçeğini iyice tartışmak gerekir. Kişisel menfaat düzenin içinde karşılıklı bir beklenti ve hareket tarzının teşkil ettiğini biliyoruz.
   “Talep eden birey, işini yapan halkın seçtiği kişi” gerçeğini kabul etmek gerek. Bir başka değişle topluma hizmet edene değil; kişisel beklentilerimizi yerine getirene oy veriyoruz.
   Ne zaman ki topluma hizmet sunanların yanında olacağız; o zaman bazı şeylerin değiştiğine tanıklık etme şansımız olacaktır.
   Temel felsefe değişmedikçe yapılan hareket ve eylemlerin başarı getirmesi pek de mümkün olmayacaktır.

 

Cumhurbaşkanlığına aday olmayan kaldı mı?
 

Sosyal medyada her gün bir adayın sloganına tanıklık eder olduk. Yıllardır gezilmeyen köyler gezilir, unutulan kişiler hatırlanır oldu.
   Adaylar kendi kitlesini harekete geçirmek için farklı davranış ve polemiklerin içine girerken, anketler ardı ardına gelmeye başladı.
   Peki, halk sandığa gittiğinde neye göre oy verecek bunu gerçekten merak ediyorum. Tanıdığına mı, partisinin adayı olduğu için mi, bağımsızlık simgesine sahip olduğu için mi, kişisel çıkarlarına yanıt vereceği için mi, toplumun geleceği için mi, güvenilir olduğu için mi? Bunları da analiz etmek gerekiyor. Bunlar analiz edilse üzücü ve toplumsal dengelerden uzak sonuçlar çıkacağını tahmin edebiliyoruz. Adaylardan önce toplumsal dönüşümde bunların tartışmaya açılması doğru bir yaklaşım olacaktır.
   Güzelim ülkemizde kişisel çıkarlar yerine toplumsal çıkarların konuşulacağı ve bu bağlamda hareket edileceği günler de gelecektir…
   Yoksa saflaşma ve ayrışma en kolay yol…

 

YORUM EKLE

banner75