Biz abesle iştigal ederken

Vay be; MTG – Salamina tartışmaları hâlâ sürüyor… Rum algı operasyoncularının planlayıp beklediği de tam buydu zaten... Sözde “dostluk maçı” diye düzenlenen o sportif etkinlik ustaca Rum tarafının siyasal şovuna dönüştürüldü ve olayın bu boyutunu hiç umursamıyoruz biz…
   Anastasiadis Akıncı'nın o maça gitmemesini yorumlamaktan kaçındı. Adam hangi inandırıcı yorumu yapabilirdi ki?. Ama içi rahattır… Çünkü onun yapmaktan kaçındığı yorumları Türk tarafında yapan çok kişiye tanık olmaktadır o günden bu yana…
   Her şeyi planlı programlı yapan, ayrıntılara şeytanı yerleştirmeyi de asla ihmal etmeyen Rum Rejimi, bir yandan dünyaya “bakın biz ne kadar barışçıyız; aha ambargoya rağmen Türklerle futbol maçı da yaparız” mesajını, öte yandan da siyasal açıdan Türklerin kendilerine asla eşit olamayacağı vurgusunu kurnazca sundu…
                                                                              *
   Eşitlik ilkemiz üzerinde Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı’nın gösterdiği duyarlılığa ve tepkiye gelelim… Akıncı’nın maç için tarafsız bölge yerine Rum bölgesinin yeğlendiğine dikkati çekmesi, bu koşullar altında o maçı izlemeye gitmemesi ve BM’ye de anlamlı göndermelerde bulunması, içinde haklı gerekçeleri barındıran onurlu bir siyasi tavırdır…
   Bizim duyarlılıklarımızı ve beklentilerimizi hiç dikkate almadan sergilenen Rum siyasetlerine “eyvallah” deyip uymamız teslimiyetçilik sendromundan başka nedir ki?..
                                                                              *
   Bu gelişmeler dolayısıyla Akıncı’nın BM’nin Kıbrıs’taki varlığına ilişkin görüşlerinde de değişiklik gözlendi… Şimdiye dek BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’ta kalması gerektiğini ve bunun önemli olduğunu savunan Akıncı, ilk kez "BM, ara bölgedeki maçta bile güvenliği sağlayamıyorsa, BM'nin buradaki varlığı sorgulanmalı" dedi...
   Oysa, Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı dönemi dahil, 1964'ten bu yana BM'nin Kıbrıs'taki varlığının sorgulanmasını gerektiren yığınsal o kadar olay oldu ki!.. Ve bunların çoğu trajiktir…
   BM'nin bu gündem saptırıcı sözde barışçıl maçla ilgili olumsuz tavrı, geçmişte olanların yanında devede kulak bile değil, ancak kıl kalır!..
                                                                              *
   Evet; Kıbrıs sorunu bağlamında çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir ortamda o sözde barışçıl maçın ortaya atılması tam anlamıyla bir softa şaşırtmasıydı… Ve biz maalesef bu şaşırtmaya gelerek abesle iştigal ettik Kıbrıs Türk tarafı olarak… Buna “zokayı yuttuk” desek, tam yerinde olur…
   Kıbrıs Türk halkına, çok önemli  gelişmelerin ortasında resmen “abesle iştigal”i oynattılar..
   Onlar bizi futbol maçı gündemine kilitlerlerken, Rum – Yunan – İsrail – ABD ittifakında ivmeler yaşandı… ABD’nin Güney Kıbrıs’a uygulamakta olduğu silah ambargosunun kaldırılması an meselesine dönüştürüldü… Tüm bu olaylara da ilgimiz sıfır!..
                                                                              *
   Bu arada Güney'de üs almasının şerefine Fransa'nın burnumuzun dibinde başlattığı müthiş askeri tatbikatla da ilgilenenimiz pek olmadı!..
   Oysa meskûn bölgeler üzerinde alçaktan uçuş yapan Fransız savaş uçaklarına pek çok Rum ve hatta Rum basınının bir kesimi bile tepki gösterirken biz olaya resmen Fransız kaldık… Yahu, kulak versek savaş uçaklarının, bombaların, mermilerin sesini duyacaktık… Ne ki Güney’de bu Fransız olayı yaşanırken bizim aklımız o maçtaydı hep!..
   Sarı yeleklerimizi giyip sokaklarda protestoya çıkmasak da, Fransa’nın Kıbrıs’ta diğer emperyallerle birlikte karıştırmakta olduğu tehlikeli haltları artık ciddiyetle düşünmenin barış adına zamanıdır…
                                                                              *
   Hiç soranımız çıkmayacak mı yani?.. Bu bitip tükenmeyen tatbikatlar, Rum’un yapmakta  olduğu bu askeri ve siyasi ittifakların gemi azıya almakta olması, İsrail komandolarının Trodos’ta fink atması, Güney’de emperyal güçlere verilmekte olan şu askeri üsler kime karşı?.. Nasıl da hiç tepkisiz bir halka dönüştürdüler bizi böyle?..
   Cumhurbaşkanımız ve siyasetçilerimiz bile MTG - Salamina maçını konuşurken yediğimiz stratejik gollerin, çevremizde oluşturulan ve gittikçe daralan cehennemi ateş çemberinin hiç farkında olmayacak bir yapıya mı dönüştürüldük biz?...
                                                                              *
   Ha bu arada Güney Kıbrıs inanılmaz boyutlarda bir silahlanma isterisi içinde… Birkaç gün önce KKTC Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Güney Kıbrıs’ın son dönemlerde artan ve savunma amacını da aşıp ağır bir tehdit oluşturan silahlanma faaliyetlerine değinildi.. Rum’a bu silahlanmayı bir an önce durdurması konusunda uyarıda bulunuldu…
   Da, kim dinler bizi!.. Yalova kaymakamına dönüştük resmen… Rum’un silahlanma isterisi aha aşikâr şekilde berdevamdır…
   Dışişleri Bakanlığı’mızdan yapılan açıklamada Rumların silahlanma isterisine ilişkin somut vurgulamalar da yapıldı… Alınmakta olan silahlar konusunda net bilgiler verildi…
   O bilgilere göre Rumlara Sırbistan’dan yeni ağır silahlar geliyor… Bu bağlamda Rum yönetimi, Sırbistan’dan 8 adet devriye, keşif, personel taşıma ve ambulans olarak kullanılabilen Milosh BOV M16 4x4 zırhlı savaş taşıtı (TOMA) ve 24 adet 155’lik NORA B-52 çekili top alıyor… Söz konusu topların, 8x8 araçlar olduğu, dakikada 11 mermi atabildiği ve çeşitli kalibrelerde mermi kullanabildiği, hedefini 42 kilometre mesafeden vurabildiği, ayrıca bunların GPS güdümlü atış özelliğinin bulunduğu öğrenildi…
   Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ayrıca Almanya’dan 41 adet Leopard 2A4 tipi tank ve Rum Deniz Kuvvetleri’nin takviyesi için de Fransa’dan 2 adet açık deniz gemisi alacağı bilinmektedir.
   Rum donanması envanterine ilk kez katılacak olan bu iki geminin, Mari’deki Evangelos Florakis Deniz Üssü’nde konuşlanacağı, bu maksatla gemilere hizmet verebilecek şekilde limanın yeniden düzenlenmeye başlandığı belirlendi…
   Öte yandan Fransa ile Rum Yönetimi arasında güvenlik işbirliğini güçlendirmek amaçlı mevcut savunma anlaşmasının geliştirilerek yine Mari’de Fransız donanmasının kullanımına tahsis edilecek bir deniz istasyonu inşa edilmesine de izin verildiği zaten bilinmektedir...
   Ve biz softa şaşırtmalarının anaforları içinde abesle iştigalimizi sürdürelim, Rum’un bizimle yeniden görüşme masasına oturacağı günü bekleyelim… Bakalım nereye kadar!..

 

 

YORUM EKLE