Bizde sanayi bölgeleri, hep ‘üvey evlat’ olarak kaldı…

Başta İstanbul olmak üzere; Ankara, Gaziantep ve diğer bazı şehirlerdeki sanayi bölgelerini görme olanağı elde etmiştim… Hepsinde de bir nizam ve düzen hakim… Nerelerden girileceği, nasıl çıkılacağı bir sisteme bağlanmış. Bizdeki gibi ‘Han kapısı’ misali yok oralarda. Bekçisi de var, kapıcısı da! Vatandaşa gerekli kolaylığı sağlıyor, gideceği yeri tarif ediyorlar.

Bizde sıkça kullanılan ‘Sorma gir hanı’ derler ya, sanayi bölgelerimiz de aynen öyle! Dilediğin yerden gir, dilediğin yerden çık. Halbuki oraları ekonominin motoru. Çalışıyor, üretiyorlar. Tek istedikleri, bölgenin daha cazip bir hale getirilmesi… Bu nasıl olur? Elbette ilgi göstermekle… Öncelikle çöplükten arındırılacak, düzgün yollar olacak. Daha çok eksikler var, ama şimdilik bunları yazmakla yetinelim.

Çoktandır bu konuya değinecektim, ama dünkü KIBRIS Gazetesi’nde ön sayfada çıkan haber bir vesile oldu. Muhabirimiz Doğan Samer’in haberinde, “Haspolat Sanayi bölgesindeki yollar, lağım suyuyla doldu. Pis kokudan ve sinekten dolayı bölgede durmak imkânsız hale geldi-Sanayi bölgesinde yolları lağım bastı” deniyordu.

Lefkoşa Türk Belediyesi ile Sanayi Dairesi’nin mağduru olan esnaf ve işçiler, “Salgın hastalıktan korkuyoruz. Bu durum ilgili makamların ihmalkârlığının da ötesine geçti. Sanayide çalışanların günlük hayatını mahvediyor, resmen bizi yok sayıyorlar” diyerek acı acı dert yandılar.

Sanayi bölgeleri, Sanayi Dairesi’ne bağlı… Temizlik de belediyenin sorumluluğunda… Bu uygulama siddin senedir böyle devam ediyor. Bir nevi yetki karmaşası var. Bir ara Belediye, sanayi bölgesinin kendilerine devredilmesi talebinde bulunduysa da, kabul edilmedi. Beri yandan Kıbrıs Türk Sanayi Odası var. O da talip olmuştu… Hatta birçok ülkede organize sanayi bölgelerinin Sanayi Odalarına bağlı olduğunu dile getirmişti… Ancak bizde oldum olası ‘çok başlılık’ geleneği var ya, sanayi bölgelerinin durumu da bundan her zaman nasibini almaktadır.

Sanayi Dairesi mi, Belediye mi, yoksa Sanayi Odası mı sorumludur? Soruna göre herkes topu birbirine atıyor da, sorunlar çözüm yerine halının altına süpürülüyor. Mesela Lefkoşa Organize Sanayi Bölgesi yıllardan beri benzer sorunlarla boğuşmuyor mu? Sel baskınlarında ilk hedef Lefkoşa Sanayi Bölgesi oluyor. O kadar ki, bu yüzden Doktoroğlu’na gına gelmiş ve sahibi olduğu işletmenin üzerine ‘Satılık’ levhasını asmıştı…

Tam 46 yıldan bu yana sanayi bölgeleri konusunda da yetki karmaşası devam edip gidiyor. Halbuki esas amaç buralarını tanzim etmek, ekonomiye katkıyı daha fazla artırmak ve esnaf ve zanaatkârı, iş adamlarını, çalışanları huzurlu kılmak, bürokrasinin sıkıcı ağının pençelerinden kurtarmak olmalıdır.

Sanayi bölgeleri KKTC ekonomisi açısından büyük ve önemli bir potansiyeldir. Bu noktadan hareketle sorunlarına ilgi göstermek, duyarlı olmak gerekir. Yeni Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy’un bu konularda ne denli duyarlı olduğunu bildiğimizden gerekli adımları atacağına inanıyoruz.

***

Taşarkan’ların en acı günü

Ülkenin sevilen simalarından, tanınmış Diş Hekimi İnci Taşarkan’ın (63) hayatını kaybetmesi, ailenin yanı sıra, meslektaşları ve sevenleri arasında büyük üzüntü yarattı. Kadim dostum, değerli meslektaşımız, Erenköy mücahidi Sami Taşarkan’ın eşi İnci Hanım iki çocuk annesiydi. Yakalandığı rahatsızlıktan dolayı beş gün önce hastaneye kaldırıldıysa da, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

İnci Taşarkan dün Lefkoşa İsmail Safa Camii’nde kılınan öğle namazının ardından gözyaşları ve dualarla son yolculuğuna uğurlandı. Büyük bir kalabalığın katıldığı cenaze töreninde, ailesi perişandı ve “Meleğimizi kaybettik” diyerek acılarını dile getirdi.

Annesi Aynur Yaygın, eşi Sami Taşarkan, çocukları Ali-Fehim Taşarkan, kardeşleri Mehmet-Leyla Yaygın, Nilgün Gürol Ruso, kardeş çocukları Tara-Azmi Can, Shanel Yaygın ve Okan-Emre Ruso, ayrıca kardeşi torunları Kaya-Kale Can, eş çocukları Refika-Prof. Dr. Ulunay Kanatlı ve İbrahim-Nevin Taşarkan üzüntülerini tüm dost, akraba ve sevenleriyle paylaşırken, mekânının cennet olmasını dilediler.

Erenköy Mücahitler Cemiyeti de yayınladığı bildiride, silah arkadaşları Sami Taşarkan’ın eşinin vefatından duydukları üzüntüyü belirterek, merhumeye rahmet, yaslı ailesine başsağlığı diledi.

Öte yandan Üstün ailesinin çınarı Nefise Üstün de dün Lefkoşa’da dualarla toprağa verildi. Çocukları Emine Üstün, Hüseyin-Yelda Üstün, Feridun-Nevgül Üstün ile torunları ve torun çocukları Nefise Hanımı her zaman kalplerinde yaşatacaklarını ifadeyle, ‘Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun’ dediler.

Dörtyol köyünün sevilen simalarından Şerife Karabardak ise, geçen pazartesi günü köy mezarlığında defnedildi. Eşi Hasan Hüseyin Karabardak, evlatları Özgür ve Cemaliye Karabardak, torunu Özlem Tekinalp ve tüm ailesi, üzüntülerini tüm dost, akraba ve sevenlerine duyururken, Şerife Karabardak için “Allah’ım sevdiğini yanına tez alırmış derler, doğruymuş. Seni bizden aldı götürdü. Bu nasıl acıdır tarif edilemez. O sevgili annemiz, nenemiz, yengemiz, halamız, teyzemiz, her şeyimizdi” dediler.

Tümüne Ulu Tanrı’dan rahmet, yaslı ailelerine başsağlığı ve sabır dileriz.

YORUM EKLE

banner107

banner96