Bizim değil onun evliliği

Sevdiği kadınla hayatını kuran bir erkek... Kuralları, alışkanlıkları oturmuş çekirdek bir aile... Evliliğinin ruhunu kaybettiren müdahaleler...
 

Bu yaşanmış hikayemizde evliliği sürecinde yaşadığı psikolojik baskıyı bizimle paylaşan direnişçi bir erkek var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Erkut” olarak bahsedeceğiz…

   Çekirdek aile olarak mutlu ve huzurlu bir evliliği olan Erkut, ev içinde alıştıkları düzene ve alışkanlıklarına yapılan müdahale ile karısı ve çocuğuyla arası bozuldu. Bu süreçte yaşadığı psikolojik buhranı ve çözümsüzlüğünü gelin kendi ağzından dinleyelim:
 

İçine kapanık ve duygusal
 

İçe kapanık, yalnızlaşmış, kendine ait dünya yaratmış bir çocuktum. Zamanımı sanatla, şiirle ve kitaplarla geçiriyordum. Bu durum beni insanlardan daha da uzaklaştırıyor ve yalnızlaştırıyordu. Annem ve babam eğitimli insanlar değildi ama insan olma ve okul eğitimimi tam almam konusunda maddi manevi yönlendirici oldular. Ekonomik durumumuz çok iyi olmadığı halde beni okutmak için ellerinden geleni yaptılar.
   Eğitimime yeteneklerime uygun, istediğim bölümde okuyarak devam ettim. Üniversite döneminde de içine kapanık ve duygusaldım. Çok kalabalık ortamlarda ve tanımadığım insanlar arasında rahat hissetmiyordum. Üniversitenin bitmesine bir sene kala hayatıma biri girdi. Mutluydum, ikimiz iyi anlaşıyorduk fakat ailelerimizin çok farklı yapıda olması zamanla ilişkimize olumsuz yansıdı. Ve sonunda kültür farklılığından dolayı ayrıldık.

 

İşe girmeden olmaz
 

Üniversite bittikten sonra adaya geri döndüm. Askerliğimi bitirdikten sonra okuduğum alanda kamu işine girdim. Mesleki olarak şanslıyım, kendi eğitimime uygun bir iş yapıyorum. Çocukluğumda gerçekleştirmek istediğim her şeyi yaptım. İşe girmeden, ekonomik anlamda ayaklarımın üzerinde durmadan evlenmeyi düşünmedim.
   Gönlümde birisi vardı ve ona açılmak için işe girmeyi bekliyordum. Sürekli gördüğüm birisiydi ve ona hayrandım. İşe girip, kendi paramı kazanmaya başlamadığımdan kendimi yetersiz hissediyordum. Bu yüzden, iş bulmadan ona yaklaşmama kararı aldım. İşsiz biri olarak evlilik sorumluluğunu kaldıramazdım.

 

Kaleyi içten fetih
 

İşe girdikten ve hayatım düzene girdikten sonra ona açılmaya karar verdim. Ama ilk olarak ona yaklaşmak yerine, varlığımın farkına varması için ailesi ile samimiyet kurmaya başladım. Onun çevresindeki yakınlarıyla, birincil ailesiyle samimiyet kurarak, kaleyi içten fethetmeyi düşünüyordum.
   Babasıyla aram çok iyiydi ve uygun zamanda kızıyla ilgili ona açıldım. Niyetimin ciddi olduğunu belirttim. Açık sözlülüğüm onu çok etkiledi ve kızıyla konuştu. Babasının benimle ilgili anlattıklarından çok etkilendi ve benimle tanışmak istedi. Böylece sevdiğim kadının hayatıma girmesini sağlamış oldum. Kısa bir arkadaşlık döneminden sonra evlendik.

 

Beklenmedik olay
 

Sevdiğim kadınla, kızlarımla, çekirdek aile olarak mutlu bir hayatımız vardı. Evle ilgili sorumluluklarımız belliydi, kendimize göre bir düzenimiz vardı. Evimiz çekirdek ailenin yaşayacağı orta büyüklükte, ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekildeydi. Fakat her şey düzene girmiş, huzurlu bir şekilde devam ederken beklenmedik bir olayla hayatımız kökten değişti.
   Kayınpederim sağlığı ile ciddi bir sorun yaşadı ve hastaneye onlardan daha yakın olduğumuzdan, tedavi sürecinde bizimle birlikte kalmaya başladılar. Bir süre tedavi olduktan sonra maalesef vefat etti. Kayınvalidem geçici olarak bizimle kalmaya devam etti. Ve bu olayla birlikte çekirdek aile durumumuz birden geniş aile durumuna geçti. Yaşlı insanlardı ve sağlık konusu da hassas bir konu olduğundan, o dönem bizimle kalmaları en doğrusuydu. Eşi vefat ettiğinde, kendini toparlayana kadar kayınvalidemin de bizimle kalma isteğine saygı duyulması gereken bir dönemdi.

 

Yavaş yavaş bozuldu
 

Bu süreçte çekirdek aile olarak kendimize ait yaşantımız, kurallarımız değişmeye ve büyüğümüz tarafından müdahale görmeye başladı. Çocuğumla ve eşimle iletişimi kuramaz oldum. Çocuğum olumsuz bir davranış gösterip ve çekirdek aile düzeninde yaptığımız gibi ceza vermeye çalıştığımda, bu davranışım yüzünden nerdeyse ben suçlanır oldum. Çocuğum da bu durumdan yararlanmaya ve herhangi bir durumda ona sığınmaya başladı. Yani çocuğuma istediğim gibi aile terbiyesi bile veremez duruma düştüm.
   Ceza verilmesi gereken noktada bile, büyüğümüz müdahale ettiğinden ve çocuğu koruduğundan, çocuğumla iletişimim bozulmaya başladı, kötü baba gibi gözükmeye başladım. Çocuğumun gözünde bu şekilde gözükmem, kendi çocuğuma istediğim terbiyeyi verememem psikolojik olarak beni derinden yaralıyordu. Ben kendi ayakları üzerinde duran bir yetişkinim ama sanki çocukmuşum gibi muamele görüyordum.
   Daha önce benim olan her şey, yavaş yavaş elimden kayıp gidiyor gibi hissetmeye başladım. Çekirdek aile düzenimiz, dengemiz bu şekilde yavaş yavaş bozuldu, bize ait olmayan bir düzene evrildi. Eşimin annesi olduğundan, bu durumun düzelmesi için onun konuşmasını bekliyordum. Ama o da, hassas bir dönemdeydi ve bu yüzden annesinin evliliğimize, evimize, düzenimize müdahalesine ses çıkarmıyordu.

 

Toparladıktan sonra gidecekti
 

Kaynatam öldükten sonra, kayınvalidem kendini toparlayana kadar, geçici olarak bizimle kalacaktı. Kendini toparladıktan sonra evine geçecekti, başta böyle konuşulmuştu. Ama sonrasında kendi evine gitmek yerine, bizim evimizde kendi düzenini yaratmaya başladı. Bu şekilde aile yaşantımız, alışkanlıklarımız tamamen değişti. Yediğimizden, içtiğimizden, dışarı çıkıp sosyalleşmemize kadar her şey kaynanamın istediği şekilde oluyordu artık.
   Kayınvalidem kendi kurallarını ve isteklerini bize empoze ediyor ve buna göre yaşamamız için baskı yapıyordu. Eşim de sorgusuz, sualsiz annesinin isteklerini uyguluyordu. Normalde eşim kıskanç biri değildi, aramızda güvene dayalı bir bağ vardı. Ama sosyal ortamda bir kadın arkadaşımla konuşmam bile kaynanamın gözüne batıyor, karımı dolduruşa getiriyor ve kavga etmemize neden oluyordu. Bu süreçte çocuğumla olduğu gibi, eşimle de iletişimim bozulmaya başladı.

 

Sınırlanmış ve çözümsüz
 

Eşimi çok seviyorum ama artık başta beraber kurduğumuz evliliğin bana, bize ait olduğunu hissetmiyorum. Kendi evimde rahat kıyafetler giyip veya giymeyip, istediğim şekilde bile gezemiyorum. Çocuğumla iletişimim bozuldu, eşimle bireysel ilişkimiz, cinsel hayatımız olumsuz etkilendi. Psikolojik olarak sınırlanmış ve çözümsüz hissediyorum. Düşünsenize; kendi evinizde sürekli olarak başkasının istediği televizyon kanalları, haberler izlensin, farklı görüş belirtildiğinde çatışma ve huzursuzluk yaşansın. Ve bir şey söylemek istediğinizde büyüğe saygısızlık olarak algılansın.
   Çekirdek ailemizin bu şekilde bozulmasıyla, yeni bir düzen, yeni alışkanlıklar oluştu. Artık evde daha az zaman geçirir, daha az konuşur oldum. Eşimi ve çocuğumu seviyorum ama huzur duymadığım ve ait olduğumu hissetmediğim için evde zaman geçirmek istemiyorum. Büyüklerimizin her zaman başımızın üzerinde yeri var, saygım sonsuz. Ama bu durumun çekirdek aile kurallarına da, çocuklarının kurmuş oldukları düzene de saygı duyularak olması gerekir. Ki, çocuklarının evlilikleri sağlıklı bir şekilde devam etsin.

*
 

ÖNERİ KÖŞESİ
 

Evliliğe dıştan müdahale
 

Uzman Psikolog Gülşen Koşucu aile büyüklerinin evliliğe müdahale etmesi konusuyla ilgili olarak bizlere bilgi veriyor:
   Sağlıklı bir evlilik için çekirdek aileyi kurabilmek çok gereklidir. Kültürümüzde aile büyüklerinin, çocukların evliliklerinde bir parçası olması doğal karşılanmaktadır.  Bu durumda ailelerin, evliliğe ne kadar müdahale ettiği önem kazanmaktadır. Ayrıca çocukların da ailelerine “bağımlı” değil,“bağlı” olmaları evlilik kurumu için sağlıklıdır. Evliliklerin temeli sağlam olabilmesi için eşlerin kendi kararlarını bağımsız bir şekilde kendilerinin verebilmesi gereklidir. Sonuçta aynı yastığa baş koyacak olan eşlerdir. Eşler birbirlerine destek vererek, acıyı, kederi, hüznü, mutluluğu, sevinci, olumlu-olumsuz olayları birlikte yaşayarak ve birçok aşamadan geçerek evlilikteki sağlam temeli oturtacaklardır.
   Her türlü sorunda ailelerden destek istenildiği takdirde, evlilikte eşler bir birey olmayıp, kendi başlarına evliliği yürütmekte zorluk yaşayacaklardır. Ve zorlandıkları durumda evliliği yürütmek yerine veya çaba sarf etmek yerine ilişkilerini bitirmeyi en kolay yol olarak görebilme olasılığı yükselecektir. Kısacası, her zorluğu kendi başlarına atlatmalarını ve olabildiğince az bir şekilde ailelerinden destek almalarını tavsiye ederim. Kendi başlarını atlattıkları her sorunda çok daha sağlam adımlarla evliklerini yürütmek için yol kat edeceklerdir.
   Bunların yanında ailelere de önemli görevler düşüyor. Genel olarak, aileler çocuklarının bir birey olduklarını kabullenmekte zorlanıp, evliliklerine müdahale etme haklarını kendilerinde buluyorlar. Örneğin, aileler haber vermeden veya emri vaki bir şekilde evli çiftin evine gitme hakkını kendilerinde görebiliyorlar. Gelinin yaptığı yemeği eleştirebiliyorlar, torununa çiftlerin iyi bakamadıklarını dile getiriyorlar, evdeki düzeni eleştiriyorlar veya maddi konusuna müdahale edebiliyorlar. Fikirlerini çifte dayatıyorlar. Bu noktada çiftler evlilikteki rolleri benimsemekte ve sınır koymakta zorluk yaşıyorlar. Sizlere önerim ailelerinize sınır koyabilmeniz, hayır diyebilmeniz ve kendi kurallarınızı eşinizle ortak bir şekilde koymanızdır. Burada ailenizle görüşmemenizi veya yüzeysel bir ilişki içinde olmanızı önermiyorum ama “bir çift” olarak evliliğinizi yaşamanızı öneriyorum.
   Ayrıca ailesine bağımlı olan kişiler evlendikten sonrada ilişkilerinin benzer şekilde olmasını isteyebilirler ve bu yüzden eşlerinden sürekli ailesi ile birlikte olmasını bekleyebilirler. Bağlarının kopabileceği endişesiyle akşam yemeklerini, öğlen yemeklerini veya kahvaltıyı birlikte yapmak isteyebilirler. Hafta sonu sürekli ailesinde geçirme isteği olup, bunları gerçekleştirmek için bahane üretebilirler. Evlilikte olup biten her şeyi ailesi ile paylaşır.  İşin de üzücü yanı birçok aile bu durumdan memnun kalıp ses çıkarmıyor. Çocuklarının onlardan hiç uzaklaşmadığıyla ilgili konuşup övünüyorlar. Oysa aslında, bu durum ailelerini sevip sevmediğini göstermiyor, sadece ailesine bağımlı olduğunu ve ailesinin tepkisinden korkup bir birey olmadığına dair ipucu veriyor. Bu durum da ileriki zamanlarda evlilikte sorun oluşturmaya yol açabiliyor.
   Unutmayınız ki evlilik bir mahremiyetin başlangıcıdır. Yani evlilikte yaşadığınız her şey sizin özelinizdir.  Sorunlarınızın çözümü de size aittir. Bunlara ilaveten, evlilikte eşlerin her birisi kendi ailelerinden sorumludur.  Kendi ailenizle olan sıkıntıları kendiniz yönetmeye çalışınız. Yani eşinizin üzerine atmayınız. Örneğin, “eşim bugün size gelmek istemiyor yerine biz size bugün gelmek istemiyoruz” diyebilirsiniz. Çünkü eğer eşinizi öne sürerseniz, eşinize karşı olumsuz bir tavır sergileyeceklerdir. Hep birlikte ortak karar alıp hareket etmenizi öneriyorum. Özetle, evlilikte “Ben”, “Sen”, değil “Biz” olabilmektir.  Fakat evliliğiniz giderek yalnızlaşıyorsa, hikâyede de anlatıldığı gibi birbirinize yabancılaşıyorsanız, konuşamıyorsanız ve birbirinizden koptuğunuzu hissediyorsanız çift ve evlilik terapistlerinden yardım almanızı tavsiye ediyorum.

 

YORUM EKLE

banner108

banner107

banner88

banner96