Bizim derdimiz, niyet kötülüğü…

   LONDRA… Önceki gün öğle saatlerinde Londra’ya geldim.
   Londra’da bulunmayı seviyorum.
   Bunun en önemli nedeni, Londra’da yaşayan birinci derece aile bireylerinin Kıbrıs’tan fazla olması.
   Londra’ya ayak bastığım andan itibaren hiç yabancılık çekmem.
   Nereye gideceksem, toplu taşıma sistemini kullanarak gidebilirim.
   Bir şehri, tanımak istiyorsanız, o şehirde yaşayanlarla ortak yaşam alanlarında bulunacaksınız.
   Toplu taşıma araçları bu bağlamda önemlidir.
   Dünyanın her köşesinden insanlar var Londra’da.
   Gerçek anlamda bir dünya şehri.
   ***
   Eray abimde kalırım genelde.
   Oturur, sohbet ederiz.
   Anılarla zaman tünelinde yolculuk yaparak, yıllar öncesine, 1963 öncesi K. Kaymaklı’ya mutlaka gider, bir yüro atar, anılarımızla buluşur geliriz.
   Hiçbir şekilde Kıbrıs için ‘Yaşanmaz’ demeyiz.
   Küçük dokunuşlarla Kıbrısımızın, Kuzey Kıbrıs’ın çok daha kaliteli bir yaşam alanı olacağından da kuşkumuz yok.
   ***
   Politikayı, eli mahkum konuşuyoruz, elbette.
   İçimiz yanıyor, insan eliyle yaşadığımız sıkıntıları konuşurken.
   ‘ Elimizle yaptık, boynumuzla çekiyoruz…’
   Gerçekten öyle mi?
   İnsanımızın seçimde kullandığı oyu, bütün olumsuzluklara ortak olması gibi bir sonuç mu yaratıyor?
   Soruyu sordum, kendi bakış açımdan yanıtını vereyim.
   Kıbrıs Türkünün kaderinde söz sahibi olanlar orantısız, güç ve etkinlik sahibidir. Bir biçimde geldiler mi, kolay kolay gitmiyorlar.
   Koltuklarından kalkarlarsa, veremeyecekleri hesapları birikiyor.
   Koltuklarda olmak, hizmet için araç değil, onlar için amaçtır.
   Siyaset gerçek anlamda bir işgal yaşamaktadır.
   Seçimde, işgal anlayışının dışında bir seçeneğin konum elde etme şansı yok.
   Bir biçimde içeri girenler sistem tarafından hızla dışarı atılır.
   Benzetme yerindeyse, bizim seçimler, sınırlı sayıda kraliçe adayının katıldığı güzellik yarışmasına benzer. Seçilen ülkenin en güzeli değil, yarışmaya katılanların, jüriye göre en güzelidir.
   Bizim seçimlerde, seçmen önüne konulan isimlerden seçmek durumunda.
   Sistem yaratıcıları, seçmenin seçme hakkını daha da etkisizleştirmenin yollarını arıyor. Karma oydan duyulan rahatsızlığın kökeninde yatan nedenlerin başında bu gelir.
   Eğer siyaset gerçek anlamda toplum için yapılsa, partilerin aday iradesine eksiksiz saygı duyabilirim.
   ***
   Dünkü sohbette buluşma noktalarımızdan biri de niyet kötülüğü oldu.
   Bizim en temel sorunumuz, derdimiz NİYET KÖTÜLÜĞÜDÜR.
   Niyet kötülüğü yukardan aşağıda doğru akan kirliliktir.
   ***
   Her seçim dönemi öncesinde adı ne olursa olsun anket, araştırma ya da kamuoyu yoklaması yapılır.
   Bu sadece bizde değil, dünyanın her yerinde yapılır.
   Amaç eğilimlerin ne olduğunu bilmekse hiçbir sorun yok.
   Ancak, amaç eğilimi bilmek yerine, iradeye müdahaleyse, niyet kötülüğüne bir örnekle yüzleşiriz.
   Açıklanan sonuçların, çalışmayla elde edilen veriler olduğuna da inanmak olası değil.
   Sorular kötü niyetle belirlenir… Yine de istedikleri gibi sonuç alınmazsa, sonuçları istedikleri gibi açıklarlar.
   Emin olun, şu kadar bin kişiyle yüz yüze, ya da telefonla yapılan görüşme ifadesi de gerçeği yansıtmaz.
   Amaç, siyasi mühendisliğe, anket yoluyla kötü niyetli destek sağlamaktır.
   Bu görüşlerim yeni değildir.
   Anketler kötü niyetli kullanılmaya başladığını gördüğüm günden beri bunları yazıp, söylüyorum.
   Dürüst, evrensel ilkelerle uyumlu yapılan anketler elbette bu eleştirilerimin dışındadır.
   Kötü niyetli ‘Anket’ kılıklı çalışmaların zararı dikkate alındığı zaman, sadece seçime yaklaşırken olan yasaklamanın aylar öncesine kadar uzatılmasını çok daha yararlı görürüm.

YORUM EKLE

banner107

banner96