“Blue Jean”,  namı diğer “Kot” un kısa tarihi                   

“ORTHOGRAPHİAM”

Blue Jean veya  kot ve biz…

  Blue Jean, veya bizim deyişimizle “kot”… Küçükten büyüğe, kadından erkeğe, gencinden yaşlısına, okumuşundan ilk okulu bile bitirmemiş olanına, işçisinden patronuna, zengininden fakirine, hayatının bir döneminde hemen hemen herkesin giymiş olduğu kot!.. 1870’lerde özellikle maden işçilerinin giydikleri “mavi sağlam tulumlar” olarak doğan, daha sonraları kovboyların yatarken bile üzerlerinden çıkarmadıkları,  günümüzde ise çeşitli devletlerin saray sosyetelerinden tutun da, kapak kızları ve ünlü modeller tarafından bile  benimsenmiş olan, bırakın mavi rengi, kırmızısından turuncusuna kadar her renge bürünen “kot” veya gençlerin çılgınca bağlı oldukları, çantalarında kotları olmadıkça uzun yola bile çıkmadıkları, benim gibi 60’nı aşmışını  devirmiş olanların bile uygun yer ve zamanda halâ inatla vazgeçemedikleri kot veya namı diğer “Blue Jean”.

   “Çete Reisi” filminde çetenin reisini oynayan Marlon Brando’nun giydiği Blue Jean ile özellikle dönemin yakışıklı ve asi genci James Dean’in “Devlerin Aşkı” filminde giydiği Blue Jean’lerin ile at üstünde boy gösteren kovboyların tümünün Blue Jean’lerin bizde yarattığı heyecan nasıl unutulabilir? Ortaokul ve lise yıllarımda yakın arkadaşlarımın, kendilerine PX mağazalarından ve Ankara’da TUSLOG satış noktasından kendilerine Blue Jean satın alsınlar diye tanıdıkları yüksek rütbeli subayların peşinden nasıl koştuklarını veya Salıpazarı ve Tophaneden karaborsadan nasıl Jean aldıklarını halâ hatırlarım. Ama aynı yıllarda, İstanbul’da yaşayan anneannem, teyzelerim ve dayılarımın Sultanahmet’te rastladıkları uzun saçlı, sırt çantalı ve Blue Jean’li yabancılara ters ters bakarak “Yahu nereden geldi bu bitli pireli evsiz, yurtsuz pis serseriler” diyerek kızdıklarını ve bana da, “bak sakın o çulsuz hippilerin giydikleri garip pantolonlardan alma haa!” diye ihtarda bulundukları da hafızamdan silinmemiştir! Herhalde dünyada hiçbir giysi, böylesine kısa bir zaman dilimi içinde, toplumların tüm sosyal katmanlarının her yaşa mensup insanları tarafından böylesine benimsenmemiştir. Kadın veya erkek giyiminde bir çok modaya tanık olduk. Bol paça pantolonlar, mini etekler, tam zıddı maksi etekler, uzun yakalı gömlekler, altı kalın dolgulu kadın ayakkabıları, sivri burunlu erkek ayakkabıları, “Gislaved” markası ile başlayan ve ayak bileklerine kadar uzanan muhakkak beyaz renkli olan spor ayakkabıları, sonradan okul forması bile olan ekose desenli etekler… Uzatmak mümkün, ama bu moda akımları geldiler ve geçtiler… Geri de gelmediler… Oysa, Amerika’nın doğu sahillerinde gerçekleşen Jean sevgisi patlamasından sonra hemen Avrupa’ya yayılan Jean modası, gitmedi, son bulmadı ve günümüzde de üstümüzde devam ediyor. Tam bir çılgınlık içinde… Günümüzde dünyada yıllık “Jean” üretiminin 5 milyon adedi geçtiği ve bu rakamın, Avrupa’da kişi başına 1.5, Amerika’da ise 4 Blue Jean anlamına geldiği ifade ediliyor. Tabii, insanı ütüden kurtaran, giyimi kolay ve rahat, üstüne her türlü gömlek, kazak ve mont giyilebilen  böyle bir pantolonu  kim reddedebilir ki? Bakalım nereden çıkmış bu “Blue Jean”…
 

“Blue Jean’in” ilk ortaya çıkışı: Levi Strauss ve Jacob Davis
 

   “Blue Jean”in tarih sahnesine çıkışında, “işbilir bir Yahudi kökenli Alman vatandaşı” olan Levi Strauss ile, yine kendisi gibi Yahudi kökenli olan ve Letonya’dan Amerika’ya göç etmiş olan bir başka iş bilir terzi Jacob Davis vardır. Bilindiği gibi bu isim “Levis” veya “Levi Strauss” olarak bugün de en çok talep edilen ve satılan “Blue Jean” markasıdır. Strauss, 19 yaşına geldiğinde, annesi ve iki kız kardeşiyle birlikte, Amerika’da bulunan ve New York’ da manifaturacılık şirketleri olan kardeşleri Jonas, Daniel ve Louis’in yanına göçmüştür. Amacı, kardeşlerinin şirketinin bir şubesini 24 yaşında iken yerleştiği San Francisco’da açmaktır. Sene 1853’tür ve Strauss aynı yıl Amerikan vatandaşlığına da geçerek Levi Strauss &Co. şirketini kurar. Şirket pamuklu giysi ve malzeme tedariki ile uğraşmaya başlar. Dükkânı, terzilik ve pamuklu giysi konusuyla ilgili her türlü malzeme ile doludur. İşleri güzel gider ve Strauss, talep edilen her türlü malzemeyi civar şehirlere göndermeye başlar.
   Strauss’un müşterileri arasında 1854 yılında Letonya’dan Amerika’ya göçmüş olan ve becerikli bir terzi vardır:  Jacob Davis… Nevada çölünde bir demiryolu durağı olan Reno’da terzilik yapmaktadır. İşleri iyidir… Strass’un dükkanından aldığı “Cenova kaba kumaşından” arabalara tente, çadır tenteleri ve özellikle madencilere,  altın arayan çılgınlara ve kovboylara gömlek, pantolon ve tulum dikmektedir. Davis’in atölyesine bir gün bir kadın gelir ve kocasının pantolonlarının ceplerinin, ağının çok kolay yırtıldığını, ve düğmelerinin de döküldüğünden şikayet ederek yama yapmaktan bıktığını söyler ve kocası için kolay kolay yırtılmayacak, sağı solu sökülmeyecek bir pantolon sipariş eder. Sağlam bir pantolonu nasıl dikebileceğini çok düşünen Davis’in aklına  bakır perçinler gelir ve pantolon üstünde kadının şikayetçi olduğu yerleri perçinler. Sonuç mükemmeldir… Ortaya çok sağlam bir pantolon çıkar ve Cenova kumaşından dikilen bu pantolondan 18 ayda 200 tane satılır. Çok geçmeden diğer terziler de dikmekte oldukları pantolonlarda perçin kullanmaya başlarlar. İşin elinden kaçmakta olduğunu gören Davis, durumu ve kaygılarını toptancısı Levi Strauss’a bildirir ve 68 Dolarlık patent masrafını üstlenmesi şartıyla ortaklık teklif eder. Strauss’un bu teklifi kabul etmesiyle ortaklık kurulur. Levi Strauss’un ilk işi San Francisco’da bir fabrikayı faaliyete geçirmek olur. Davis’in yönetimindeki bu fabrikada üretilen perçinli pantolonlara üretim kodu olarak 501 alınır ve böylece “Blue Jean” ortaya çıkar. Tabii 501 üretim koduyla üretilen bu ilk modelin, yıllar içinde çeşitli değişikliklere uğradığını da hepimiz bilmekteyiz. Örneğin ilk modelinde tek bir arka cep varken 1901’de pantolonun arkasına bir cep daha eklenmiş, 1956’da sol cebin kenarına kırmızı zemin üzerine Levis etiketi konmuş, 1930’ların sonlarına doğru arka cepteki perçinler özellikle at binenlerden gelen şikayetlerle örtülmüş, 1954’de fermuarlı 501 Z modeli üretilmiş, maliyetlerin artması nedeniyle deri yerine dayanıklı etiketler gelmiş ,“işçi tulumu ibaresi” yerini “ Jeans”e bırakmış ve en önemlisi, “Jean”ler,  istenirse boru paça, istenirse İspanyol paça, istenirse düşük bel, istenirse göbek üstü ve istenirse vücudu sımsıkı saracak hale getirilecek şekilde üretilmeye başlanmıştır. 80’lerde başlayan “Blue Jean giyme çılgınlığının” günümüzde ise normal bir olguya dönüştüğünü hepimiz biliyoruz, görüyoruz.

 

“Blue Jean”in kumaşı hakkında anlatılanlar
 

   “Blue Jean” in hangi tür kumaştan üretildiği  konusu tartışmalı ve hakkında bol bol tevatür üretilmiş bir konu. Kaynaklara bakıldığında ilk yazılan, bizim “çivit mavisi” olarak adlandırdığımız renk, Hindistan’da bolca bulunan “indigofera” adlı bir bitkinin yapraklarının işlenmesiyle elde edilmiş ve bu ülkede pamuk çok fazla üretildiği için “indigo mavisi” ile boyanmış olan kaba ve dayanıklı pamuklu pantolonlar Hindistan’da üretilerek gemicilere satılmış ve bu yolla dünyaya da yayılmaya başlamış. Ama, daha fazla inanılan, Jean kumaşlarının kaynağının İtalya’nın Cenova kenti olduğu. Gemi yelkenlerinin ve çadırların yapımı da dahil olmak üzere, çok amaçlı kullanılan bu kumaştan üretilen evladiyelik pantolonlar yine bir liman kenti olan Cenova’da denizcilere bol bol satılmış. Ama aslında, Jean kumaşının dünyaya yayıldığı yerin Cenova kenti olduğuna duyulan inanç, büyük patron Levi Strauss’un, başta pantolon diktiği kumaşlar olmak üzere, Amerika’ya ithal ettiği tüm kumaşları Cenova’dan satın alarak Amerika’ya getirtmesi olmuştur. Hatta pantolon diktiği bu kumaşlar “Blue de Genes” olarak adlandırıldığından “Blue Jean” isminin de buradan geldiği dile getirilmiştir. Cenova kumaşına en yakın kumaşlardan birisi de, 17. Yüzyıldan beri Fransa’nın Nimes kentinde üretilen ve yün ile ipek karışımı olan  “Serge de Nimes” adı verilen kumaş olmuştur. Bu kumaş İngiltere’de çok beğenilmiş ve İngiliz dokumacılar, bu kumaşın aynı nitelikleri taşıyan pamuklusunu üreterek adını “Denim” koymuşlardır. Bugünkü “Denim” marka  Blue Jean’lerin atası da işte bu kumaştır. Hatta bu görüşü savunanlar, 17. Yüzyılın ortasında yapılan bir tabloda, ressamın, “Denim” kumaşından pantolon giymiş olan bir köylüyü resmettiğini bile ileri sürmüşlerdir.
   Blue Jean kumaşların kökeni hakkında ilginç bir görüş de ünlü tarihçimiz Halil İnalcık tarafından öne sürülmüştür. Üstada göre, XVIII. Yüzyılın başlarında, İzmir limanından, Fransa’nın Marsilya limanına, İzmir bölgesinde ve Güneydoğu’da yetişen beyaz ve mavi renkli kalın pamuklu kumaş ihraç edilmeye başlanmıştır. Yapılan bu ihracatın giderek artması ve 3 milyon Fransız Lirası gibi dev bir miktara ulaşması üzerine, dönemin Fransız hükümeti, ithal edilen bu kumaşları yeniden İspanya’ya ihraç etmeye başlamış ve İspanya da bu kumaşları tarlalarda çalışan kölelere giydirilmek üzere Amerika’daki kolonilerine ihraç etmiştir. Daha sonra bu kumaşlardan dokunan pantolonlar, Amerika’nın güneyine de gönderilmiş ve giderek Amerika’da da kabul görerek yaygınlaşmıştır. Sonuçta İnalcık Hoca, Blue Jean kumaşlarının Anadolu kökenli olduğunu iddia etmiştir ve dayanağı da Fransız ve Japon tarihçilerdir.


 

Muhteşem Kot ve Blue Jean’ın bizde “Kota” dönüşmesi
 

   Muhteşem Kot, 1925 yılında Yugoslavya’nın Gossiva kentinden Edremit’e göç etmiş olan ve bir ailenin çocuğudur. Ailenin maddi imkânları sınırlı olduğundan, ancak ortaokula kadar okuyabilmiş, daha sonra bir terzinin yanına girerek çırak olarak çalışmak zorunda kalmıştır. Bir süre sonra yapmaya çalıştığı sanatı daha iyi öğrenmek için, dedesinden babasına, babasından da ona kalan 8 tane altınla Fransa’ya giden Muhteşem Kot, Paris’ta  “La DevezeDerrox” adlı terzilik okuluna devam etmiş ve okulu son derece zor şartlar bitirerek İstanbul’a dönmüştür. Jandarma Dikimevinde ustabaşı olarak çalışmaya başlayan Kot, boş durmamış ve yurt dışından getirttiği dergileri araştırarak giyim konusundaki yenilikleri yakından takip etmiştir. 40’lı yıllarda Fransa’da benimsenmeye başlanan bir tür kaba ve pamuklu kumaş olan ve “denim” ya da Blue Jean” adı verilen kumaşa ve bunlardan dikilen pantolonlara, özellikle dikim tarzları açısından hayran olmuştur. Bu kumaşı araştırmış, bulmuş ve Kazlıçeşme’deki Mensucat Santral fabrikasında bir Levis örneği olarak üretmeyi başarmıştır. Bir süre sonra Amerika’dan getirttiği makinelerle pantolon dikmeye başlamıştır. Hatta söylendiğine göre, diktiği ilk pantolonu da 3 yaşındaki oğlunda denemiştir!  Rahmetli Muhteşem Bey, bu pantolonları, çalışan işçilere giydirilmek üzere ihale yoluyla satın alan Etibank ve Kömür İşletmelerine satmaya başlamış. Ama asıl büyük atılımı, 1958 yılında İzmir Fuarında Pavyon açan ve Amerika’dan bu tür kumaşları dikerek pantolon imal eden makineleri getiren ve fuarda sergileyen Singer Şirketiyle bir sözleşme imzalayarak yapmıştır. Zira, bu sözleşme uyarınca Singer Pavyonunda kurulan küçük bir üretim atölyesinde bu “Jean”lerden günde 200 adet üretmeye başlamış ve bizzat kendisi pazarlayarak hatırı sayılır bir para kazanmıştır. Ancak ne yazık ki, Muhteşem Bey’in ömrü yetmemiş ve 1958’de hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine, babası gibi Fransızca bilen ve çok iyi bir terzi olan oğlu Aytaç Kot müessesenin başına geçmiş ve ürettikleri pantolonu “Kot” adı ile marka olarak tescil ettirmiştir. Artık Türkiye’de Staruss’un “Blue Jean”lerinin ismi “Kot” tur… Hatta alıcılar,  “Jean” ararlarken, satıcılara m arkasına bile aldırış etmeden “Kot geldi mi?” diye sormaya başlamışlardır. Bu anlamda halkımız, “Kot” kelimesinin “Blue Jean” anlamına gelmediğini, “bir markayı ifade ettiğini” bir türlü anlamak istememiştir. Ama bütün bu gelişmeler sonunda, bir zamanlar İstanbul’da Tophane’de, Ankara’da da Hergele meydanında satılan “Blue Jean”ler, namı diğer kotlar İstanbul’da Nişantaşı, Ankara’da ise yeni yeni açılan Amerikan pazarlarında satılmaya başlanmıştır. “Kot” marka “Blue Jean”lerin alıcılar açısından yarattığı tek sorun, kotun yapımında kullanılan “denim” cinsi kumaşların “indigo” boyası yıkanıp dokunmadığı için renginin koyu olması ve yıkama veya aşınmayla renginin açılmaması olmuştur. Bu sıkıntı nedeniyle, zamanla “taşlama” olarak anılan eskitme ve renk açma  işlemi yapan atölyelerin açılmış olduğunu ve burada çalışan çok sayıda  işçinin, maskeyle çalışmalarına rağmen, ciddi bir akciğer hastalığı olan “silikozis”e yakalandığını da belirtmek gerekir. “Kot” marka “Blue Jean”in altın yılları 1990’ların sonuna kadar sürmüştür. Ancak Özal hükümetinin iktidara gelmesiyle birlikte liberal ekonomik düzene geçen Türkiye, yurt dışından “Blue Jean” ithalinin kaplarını geniş bir şekilde açınca kot fabrikası 1992 yılında üretimini durdurmuş ve fabrikasını da kapatmıştır. Ama biz halâ “kot” demeye devam ediyoruz.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75