Boş verin Hrisostomos'u

Güney Kıbrıs’ta kilisenin, hem siyaset hem de toplum üzerindeki etkisi bilinmeyen bir şey değildir. Yıllardır kilisenin kışkırtmaları ve engellemesi nedeniyle de Kıbrıs’ta çözüm arayışları sekteye uğramaktadır.

Makarios örneğinde de olduğu gibi din adamının devlet başkanı olduğu dönemler de geçiren Rum toplumunun, o gelenekten edindiği bazı alışkanlıklar ya da korkular devam etmektedir. Hatta birçok kesim, Rumlar üzerindeki kilise baskısının “Güney Kıbrıs’ın laikliğini sekteye uğrattığını” iddia etmektedir.

Gelmiş geçmiş tüm Rum yöneticiler, kilisenin baskısını üzerinde hissetti ve etkisi altında kaldı. Belki kiliseden etkilenmeyen ya da en az etkilenen parti AKEL olsa bile, onlar da en azından kilise ve taraftarlarının nefretini kazanmak istemez. Özellikle Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında yakınlaşmaların olduğu dönemlerde, Başpiskopos mutlaka, tuhaf ve kışkırtıcı demeçler vermiştir.

Geçmiş yıllara göre artık kilisenin etkisinin kalmadığı, açıklamalarının da “komik demeçler” olmaktan öteye gidemediği söylenir. Evet, kilisenin etkisinin eskisi kadar olmadığı, yaşadığımız dönemin bazı dinamiklerine karşı duramadığı doğrudur.

Başpiskopos Hrisostomos’un bazı açıklamaları “deli saçması” şeyler olmaktan öteye geçemiyor ancak yine de Rum tarafında “dindar”, “aşırı milliyetçi”, “fanatik” kesimlerin siyaseti, siyasileri ve toplumu engellediği, korkuttuğu gerçeği ortadadır.

Peki halkın korkularını yenmelerine vesile olan nedir? Tabii ekonomik sıkıntılar... Ekonomik olarak durumu iyi olmayan, geçim sıkıntısı çeken ve daha iyi bir hayat düşleyen bireyler, artık bazı “hurafeler” ve “safsataları” dinlemez oluyor.

Rum halkı, yıllarca ekonomik durumu daha iyi olduğundan dolayı, Kuzey Kıbrıs’tan alışveriş yapmayı gereksiz buldu. Ancak halk, geçim sıkıntısı çekince ve döviz, Türk Lirası karşısında değer kazanmaya başlayınca, Kuzey Kıbrıs, Rumlara ucuz ve cazip gelmeye başladı. Uzun kuyruklar oluşturup Kuzey Kıbrıs’a geçen Rumları artık kimse durduramazdı, durduramadı da…

Rumları, kapılardaki engellemeler, eziyetler, tehditler de durduramadı, alışveriş yapmalarına yönelik, bazı kesimlerden gelen eleştirilere aldırmadılar. Rumların kullandığı Euro, Kuzey Kıbrıs’ta değerliydi, alım gücü yüksekti, bu fırsatı kullanmaya kararlıydılar, kullanıyorlar da…

Başpiskopos Hrisostomos, alışveriş için Kuzey Kıbrıs’a geçen Rumlara öfke kustu, suçlamalarda bulundu, yakıştırmalar yaptı. Alışveriş bir tarafa, Rum halkının kuzeye geçip de Ercan Havaalanı’nı kullanarak yurt dışına çıkmasına öfke kustu, kızgınlığı bir o kadar daha kabardı. Hrisostomos, “Kiliseye gelip dua edeceklerine paskalya tatilinde işgal bölgesindeki eğlence yerlerine gidiyorlar” diyerek, adeta çıldırdı.

Başpiskopos’un bu bağnaz, hoşgörüsüz, saçma sözlerini dikkate almamak lazım, zaten Rum halkı da dikkate almıyor. İşin içine geçim kaygısı, ekonomik beklentiler girince, böyle fanatik kişi ve kesimler dikkate alınmaz, değerini kaybeder. Ona cevap vermeye ve ciddiye almaya bile değmez.

Buradan alacağımız başka mesajlar var; Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar yan yana yaşamaktadır ve birbirlerine ihtiyaçları vardır. Kıbrıs ikiye ayrılsa da tümü vatanımızdır ve Rum olsun Türk olsun vatanının her köşesine gitme özgürlüğü vardır.

Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, ekonomik faydaları karşı taraftan elde etmelidir, bu ne ayıptır ne de günah... Ekonomi sınır tanımaz, tanımadığını da gördük, çözüm çabalarında ekonominin de katkısı olacaktır, yaşananlar bunun şifrelerini veriyor, liderler, siyasiler bu yönden de bakmayı ve çaba göstermeyi denemelidir...

YORUM EKLE