Bu çocuk Müslüman mı? Hıristiyan mı?

   2009 yılında, 19 yaşımda ilk kez kendi yaş grubumdan bir grup Rum gençle tanıştım.
   O yaşıma kadar, en yakın komşularımızla tanışma şansım da ortam da olmadı hiç.
   Ancak, ailem beni Rum toplumuna karşı hiçbir zaman nefret söylemleriyle yetiştirmedi, onlara karşı önyargım yoktu.
   Savaşta şehit düşen akrabaları olmasına rağmen asla annem bana Rumlar “kötüdür” ya da “Gâvurdan dost olmaz” demedi.
   Aksine, hep ılımlı konuşurdu, hatta Güney’de kalan köyünde bir zaman her iki toplumunda yıllarca birlikte nasıl yaşadıklarını anlatırdı.
   Savaşla ilgili konu açıldığı zaman da, her iki toplumun hataları olduğunu, aşırı fanatikler nedeniyle adanın bu durumlara geldiğini, “beş parmağın da beşinin bir olmadığını” söyler hep.
   Türkiye harici başka bir ülkeye gitmemiştim 19 yaşıma kadar, haliyle ister istemez merak ediyordum ben de, aynı topraklarda yaşamamıza rağmen, kendime bir o kadar da uzak olan bir Rum gencin geçmişle ilgili düşüncelerini ve yabancıların Kıbrıs’la ilgili fikirlerini.
   2009 yılı Eylül’ünde, Meral Akıncı’nın başkanı olduğu (KAYAD) Kadından Yaşama Destek Derneği’nin Kuzey İrlanda’da düzenlediği, belki de hayatımın en önemli dönüm noktalarından birisi olan çok kültürlü gençlik kampına katılma fırsatım oldu.
 

Kıbrıs sorununu, dünyanın en büyük sorunu değilmiş!
  
Kuzey İrlanda, Güney İrlanda, Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs’tan 10’ar genç, Belfast yakınlarında bir yer olan Londondery’de toplandık.
   Oraya gittiğim zaman çok şaşırmıştım ikisi de aynı dili konuşmasına, aynı dine mensup olmalarına rağmen İrlandalıların burada ne işi var diye, ta ki bir araya gelip onları dinleyene kadar.
   Kıbrıslıların sorunlarını dinlemek için orada olduklarını düşünüyordum, dünyanın en büyük sorunu olarak Kıbrıs sorununu görüyordum.
   İlk olarak biz Kıbrıslılar anlattık adada yaşadığımız sorunları, sonra İrlandalı gençler kalktı ayağa.
   Birbirlerinden nefret etmiyorlar ama korkuyor gibi, çekingendiler. Hikayelerini anlattıkları zaman ağlıyorlardı. Hatta birkaç hafta önce kendi aralarında bir çatışma olmuş, sanırım patlama olmuştu ve hayatını kaybedenler vardı.
   Onların hikayelerini dinleyince biz Kıbrıslılar, durumumuzun o kadar da kötü olmadığını onaylarcasına birbirimize baktık.
   Üzüldük, bizim büyüklerimizin 45 yıl önce yaşadıklarını onlar halen yaşıyordu ve toparlamaları çok zordu.
   İrlandalıların sorunu mezhepselmiş! Hıristiyan olsalar da, bir taraf Protestan, bir taraf da Katolikmiş. Meğer bizim durumumuz iyiymiş aslında onların yanında, Kıbrıs sorununu, dünyanın en büyük sorunu değilmiş dedim kendi kendime onları dinleyince. En azından bizde öyle gerginlikler, olaylar olmuyordu artık.
 

“Rum olarak doğan, sonradan Türk olan bir çocuk”
  
Bizden, gruplar halinde toplanarak sunumlar hazırlamamız istendi.
   Kıbrıslı Türkler için o zaman genç bir akademisyen olan Birikim Özgür de bizimle birlikteydi.
   Amacımız dini ve etnik kökeni kendimize göre tanımlayarak bir hikaye anlatmaktı. Özgür’ün de fikirlerinden ve İngilizcesinden yararlanarak şöyle bir hikaye hazırladık:
   “1974 yılında, Kıbrıslı Rum ve Türklerin birlikte, sorunsuz yaşadığı bir köy var. Köylüler fırında pişirdiği ekmeğine kadar birbiriyle paylaşım içerisinde, komşuluk ilişkileri çok iyi. Köyde sıcak bir aile ortamı mevcut.
   Yeni doğum yapan bir Rum çift var köyde, ilk çocukları olduğundan, yan evlerinde yaşayan Türk çift de hayırlısı olsun diye ziyaret ediyor bir akşamüstü. Aynı günün gece yarısı herkes evindeyken köyde fanatikler tarafından bir çatışma çıkıyor ve Rum çift hayatını kaybediyor.
   Türk çift, ertesi sabah hemen komşularına bakmaya gidiyor.
   Rum çift hayatını kaybetmişti, ama çocuğun halâ hayatta olduğunu görüyorlar ve onu hemen yanlarına alıp karnını doyuruyorlar. Rum çiftin ailesi, akrabası olmadığından, çocuğu kendileri sahiplenmeye karar veriyor. Zira onların da çocukları olmuyormuş.
   Hıristiyan inançlarına göre vaftiz edilen, Rum aileden gelen bir bebek daha sonra Türk ve Müslüman bir aile tarafından sünnet edilerek, Kıbrıslı Türklerin örf ve adetlerine göre yetiştiriliyor.
   Okul hayatında da başarılı olan ve çevresi tarafından sevilen bu gence 18 yaşına geldiği zaman ailesi gerçekleri anlatmaya karar verir. Ona tüm olan biteni tek kelimesine kadar anlatırlar.”
   Hikayemiz buydu. Ardından da şöyle bir soru yönelttim “Sizce bu çocuk şimdi ne yapmalı? Rum mu? Türk mü? Müslüman mı? Hıristiyan mı?”
   Bir anda sessizlik oldu salonda ve herkes sorgulamaya başladı kendi arasında.
   Ama ne kadar çabalasalar da hiçbir önemi yoktu aslında çocuğun dininin ırkının, çünkü çocuk seçmemişti kendi ırkını ya da inancını.
 

Kendini özel bir ırk olarak görmek
  
Anlatmak istediğimiz tam da buydu aslında birbirimize.
   Din ya da etnik köken konusunu günlerce tartışabiliriz ancak, din ya da etnik kökenimizi biz seçmiyoruz, ya da elimizde olan bir olay değil bu.
   Toplumun, ailemizin bize aşıladığı, yetiştiğimiz ortamın, kültürün etkisinde kalarak sahiplendiğimiz bir inanç olduğunu düşünüyorum dinin.
   Sonradan tabii ki insanların dinle ilgili bakış açıları görüşleri değişebilir ama Müslüman bir ailenin çocuğu Müslüman, Hıristiyan bir ailenin çocuğu da Hıristiyan olur.
   İnsanları kutuplaştırmanın, ya da kendini özel bir ırk olarak görmenin bir anlamı yok aslında.
   Müslüman ya da Hıristiyan, İngiliz, Alman, Rum ya da Türk de herkes eşit dünyaya gelir aslında.
   Hiçbir etnik kökenin bir diğerinden üstün olduğunu inanmıyorum, önemli olan kişinin kendini ne kadar geliştirdiği, ne kadar ‘vicdanlı bir insan’ olabildiğiyle alakalı.
 

“İki farklı dili konuşan, aynı toprakların insanları, Kıbrıslılarız biz”
  
Geçtiğimiz hafta düzenlenen futbol etkinliği, mükemmel bir organizasyondu ama bence bu gibi aktiviteler sadece gösteriş için değil, düzenli olarak yapılmalı. Yapılmalı ki iki toplum gençleri birbirini tanısın, kaynaşsın.
   Şu anda samimi olduğum, Güney Kıbrıs’ta bir sıkıntım olsa hemen ulaşabileceğim birçok Kıbrıslı Rum arkadaşım var, bu tür organizasyonlar sayesinde kazandığım ve arkadaşlığımın devam ettiği.
   Sadece futbol değil, diğer spor branşlarında da bu tür aktiviteler düzenli olsa, eminim ki karşılıklı dostluklar, hatta transferler de olacaktır takımlar arasında.
   Belli bir yaşın üzerindeki “milliyetçi” bireylerin fikirlerini, ya da önyargılarını değiştirmek zordur hatta belki de imkansız.
   Ama bu yaşlardaki çocuklara, “karşı taraf” dediklerinin aslında kendilerinden bir farkının olmadığını görmeleri her iki toplumun geleceği açısından da çok önemli olduğuna inanıyorum.
   Çünkü bizler, iki farklı dili konuşan, aynı toprakların insanları, “Kıbrıslılarız” neticede.

ISMAIL VOLKAN

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner110

banner104