Büyük zaferin onur abidesi: Miralay Reşat Çiğiltepe

Mustafa Kemal ve kurmaylarının en ince ayrıntılarını bile düşünüp tartışarak hazırladıkları büyük taarruz plânı, özünde düşmanı yarma harekâtına dayanan bir baskın plânı idi. Sakarya savaşından sonra Eskişehir dolaylarında toplanmış ve güçlendirilmiş halde bulunan ordu, büyük bir gizlilik içinde Afyon’un güneyine intikal ettirilecek ve şanlı-şöhretli İngiliz istihkâm subaylarının “Türkler burayı 6 ayda geçemez!” dedikleri Kalecik Sivrisi-Erkmen Tepeler- Belentepe-Tınaztepe-Çiğiltepe hattından düşmana taarruz edip cepheyi yararak düşmanı Afyon-Sincanlı ovasına doğru sürecekti. Riski çok yüksek olan ve Türk ordusu için geri dönüşü olmayan bu plânda, adı geçen tepelerin, özellikle Erkmen Tepe’nin harekâtın ilerlemesi için stratejik önemi büyüktü. Nitekim bu nedenle, hangi tepeye hangi komutanın komutasında hangi birliğin taarruz edeceği taarruz plânında açıkça gösterilmişti. Plâna göre, bu tepelerden en doğuda kalan Çiğiltepe’ye, yarma harekâtını gerçekleştirecek olan 1.Ordu’ya bağlı 57. Tümen taarruz edecek ve tepeyi ele geçirecekti. 57. Tümen’in komutanı ise Miralay(Yarbay) Reşat Bey’di.
 

Bir yıllık esaret…

Reşat Bey, tanınmış bir aileden geliyordu ve göstermiş olduğu kahramanlıkları bilinen bir subaydı. Ünlü yazar ve devlet adamı Ziya Paşa’nın oğludur. Subaylığının ilk yıllarında Balkanlar’da ortaya çıkan münferit ayaklanma hareketlerinin bastırılmasında görev almış, daha sonraki yıllarda Trablusgarp ve Balkan savaşlarına katılmış ve Yanya savunmasında yer alarak yaralanmıştı. Reşat Bey, Mustafa Kemal’in dikkatini ilk olarak Çanakkale’de Conkbayırı ve Zığındere savaşlarında çekmişti. Daha sonra 17. Alay Komutanlığına getirilen Reşat Bey, bu alayın komutanı iken Muş’un Rus işgalinden kurtarılmasında çok önemli bir rol oynamıştı. Bu nedenle 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal’in daha da fazla takdirini kazanan Reşat Beyi 53.Tümen Komutanlığına getirilerek Suriye’ye gönderilmiş ve İngilizlere esir düşmüştü. Bir yıllık esaretten sonra Mustafa Kemal’in yanında milli mücadeleye katılan Reşat Bey, 21. Tümen Komutanlığına getirilmiş ve İnönü ile Sakarya savaşlarına katılmıştı. 5. ve 4. Rütbeden Mecidi nişanına, gümüş muharebe nişanına, liyakat, tahsiliye madalyalarına ve Almanya ile Avusturya tarafından verilen harp ve demir salip nişanlarına sahipti.
   26 Ağustos sabahı saat 5.30 da Mustafa Kemal’in her zaman övünçle bahsettiği topçu ateşi ile Büyük Taarruz başladı ve birliklerimiz tanzim ateşi bitip de tahrip ateşinin başlamasıyla birlikte isimlerini yukarıda belirttiğimiz stratejik tepelere doğru ilerlemeye başladı. Sabah 06.30’da ilk olarak Küçükkalecik sivrisi ele geçirildi. Bu tepeyi Poyralıkaya ve Kırca Arslan Tepelerinin ele geçirilmesi izledi. Belenepe’nin stratejik önemi çok fazla olduğundan, 23. Tümen, aldığı emir üzerine bu tepeye doğru yürüyüşe geçti. 23. Tümenin yürüyüşü sürerken doğuda Kaleciksivrisi de ele geçirilmiş ve saat 06.55’de Tınaztepe’nin ilk mevzilerine girilmişti. Mustafa Kemal’in 23. Tümen Komutanını arayarak biraz sert bir ifadeyle kesin olarak Belentepe’nin alınması emrini vermesi üzerine, bu tepenin ilk mevzileri de ele geçirilmişti. Sorun sadece Çiğiltepe’de idi. Zira 57. Tümen yaptığı taarruzlar kesin sonuç almayı sağlamıyordu. Mustafa Kemal ve kurmayları, bu gecikmenin harekâtın tümünü tehlikeye düşürebileceğinden endişe duymaya başlamışlardı.

Düşman hattının en kuvvetli noktası

Pekiyi Çiğiltepe’de neler oluyordu? Miralay Reşat Bey 18 saattir süren çatışmada makineli tüfek ve top atışı altında cephenin her yerine koşturup durmuştu. Ancak cephenin mükemmel bir şekilde güçlendirilmiş olan bu stratejik noktasına sanki düşman bir ordu yığmıştı! Belki de düşman hattının en kuvvetli noktası idi… Tüm gayretlerine rağmen, 57. Tümen ancak gece yarısı düşmanla temas sağlayabildi ve tepenin çıkış noktasını kontrol altına alabildi. Tabii ki, kendi tümeni bu kadar gecikirken, silâh arkadaşlarının diğer tepeleri ele geçirmiş olmaları doğal olarak Miralay Reşit Bey’i üzmüştü.
   Vakit gece yarısına doğru gelirken, aksi ve sert yapısıyla tanınan I. Ordu Komutanı (Sakallı) Nurettin Paşa tarafından arandı. Paşa, hal, hatır sormadan ve muharebe hakkında bilgi edinmeye hiç gerek duymadan,  bağırarak,  Reşat Bey’e neden bu saate kadar Çiğiltepe’nin alınamadığını sordu. Reşat Bey, Nurettin Paşa’ya karşı zaten mesafeli bir duruşa sahipti. Paşa’nın sert ve kinci yapısı böyle davranmasını gerektiriyordu. Harekât başladığından beri her türlü tehlikeye rağmen cansiperane savaşırken,  Paşa tarafından hakarete varan bir azarlanmayla karşı karşıya kalmasına üzülmüştü. Nurettin Paşa, Reşat Bey’in soruya cevap verememesi üzerine sesini daha da sertleştirerek sorusunu tekrarladı. Toparlanan Reşat Bey, “yarın saat 12 ye kadar alınacak” diyebildi. Nurettin Paşa’nın cevabı korkunçtu: 12 ye kadar alamazsanız ben sizin yerinizde olsam yaşayamam!

Zaten üzgün olan ve üstlerinden destek beklerken neredeyse azar işiten Reşat Bey hemen cevabını verdi: Sizin benim yerimde olmanıza gerek yok, ben zaten yaşamam!”. İşte bu konuşma Miralay Reşat Bey’in sonunu hazırlayan konuşma oldu.
   Aslında birinci amiri değil, ikinci amiri olan Nurettin Paşa ile aralarında geçen bu sert ve tatsız konuşma Reşat Bey’i derinden etkilemişti. Çiğiltepe’nin bir an önce alınması onun için artık bir gurur meselesi haline gelmişti. Ne hata yaptığını düşündü, fakat bir hata bulamadı. Taarruzdan evvel alay komutanları ile bölgede keşif yapmışlar ve iki alayın gece tepenin solundan geçip, bir alayın sabah düşmanın ikinci mevzilerine taarruz etmesini;  diğer alayın ise düşmana cepheden saldırması konusunda anlaşmışlardı. Ama ilk aksilik gece oldu: Gece ormanlık araziden geçerek Çiğiltepe’yi sarmaya çalışan alaylar yollarını kaybettiler ve taarruz bölgesine ancak öğlen ulaşabildiler. Ama bu gecikme sırasında Yunanlılar da ihtiyat birliklerini cepheye sürdüler! Öte yandan, tümenin elinde sadece 75 lik üç tane top vardı ve I.Ordu ikmal deposu Nurettin Paşa emir vermedikçe cephane vermeyi de reddetmişti. Buna karşın Yunan ordusu, Afyon Ovasından açtığı müthiş top ateşiyle tümenin ilerlemesini engelliyordu. 27 Ağustos’ta da bir şey değişmemişti. Hatta düşman, bir gün önce cepheden taarruz eden alayın ele geçirdiği mevzileri de geri almayı başarmıştı! Vakit geçiyordu ve düşmanda hiçbir çözülme belirtisi yoktu. Bu gecikme üzerine Kolordu Komutanı İzzettin Paşa da Reşat Bey’i aradı ve halini, hatırını sorup Conkbayırı ve Muş’taki başarılarını hatırlattıktan sonra tepenin muhakkak ele geçirilmesini emretti ve başarılar dileyerek telefonu kapattı. Ancak arkadan topçu desteği alamayan tümen yerinden kıpırdayamıyor, üstelik Yunan topçu ateşiyle durduğu yerde eriyordu!  Taarruzun ilk iki saatinde 65 şehit vermişlerdi. 200 de yaralı vardı. Şehit subayların sayısındaki artış, subayların da en önde hücuma katıldıklarını gösteriyordu. Ama nafile, durum değişmiyordu. İşte tam bu hengâme sırasında, Reşat Beyi çok iyi tanıyan Başkumandan Mustafa Kemal Reşat Bey’i aradı. Saat 10.20 suları idi. Halini hatırını sorduktan sonra o da niçin hedefe ulaşılamadığını sordu. Reşat Bey büyük bir heyecanla “yarım saat içinde hedefe ulaşacağız komutanım!”  diyebildi. Mustafa Kemal de “kolay gelsin!” diye karşılık verdi.

Reşat Bey’in Mustafa Kemal Paşa’ya mesajı


   Reşat Bey elinde dürbünle cepheyi kontrol ediyor, kurmaylarına emirler yağdırıyor ama nafile… Düşman bir türlü çözülmüyordu. Neredeyse 1.5 gündür aynı yerdeydiler. Dakikalar geçtikçe Reşat Bey’in çaresizliği daha da artıyordu.  Saat 10.45 sularında Mustafa Kemal Reşat Bey’i tekrar aradı. Reşat Bey, “komutanım neredeyse tepeye bir tümen yığmışlar, direniyorlar ama alacağız” diyebildi!  Saat 11’e geldiğinde, şehit sayısı, 15’i subay olmak üzere 100’e yaklaşmıştı ama ölesiye çarpışıyorlardı. Reşat Bey’in Nurettin Paşa’ya söylediği “saat 12’ye kadar bu tepeyi alamazsam ben zaten yaşayamam!” sözü aklından çıkmıyordu. Saat 12’ye geliyordu ve hem Nurettin Paşa’ya, hem Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği sözü yerine getirememiş Çiğiltepe’yi alamamıştı. Bir sipere girdi ve küçük bir kağıt parçasına “Muvaffakiyetsizlik beni hayatımdan bizar etti!” yazarak gömleğinin üst cebine koydu. Daha sonra tabancasını sağ şakağına dayadı ve tetiği çekti. Sağ şakaktan giren kurşun beynini parçalamış ve sol kulağından çıkmıştı. Saat 11’de Mustafa Kemal tekrar Çiğiltepe’yi aradı ve Reşat Bey’i telefona istedi. Ancak Reşat Bey’in yaveri yüzbaşı Refik Bey, Başkomutanına aynen şunları söyledi: Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti… Okuyorum komutanım… “Yarım saat içinde bu tepeyi almak için size söz verdiğim halde sözümü tutamamış olduğumdan dolayı yaşayamam!”. Haberi alınca telefonda donup kalan Mustafa Kemal, “Allah rahmet eylesin… Reşat Bey büyük bir vatanseverdi!” dedikten sonra ağlamaya başlamıştır.  Eylül 1916’da 16. Kolordu Komutanı olan Mustafa Kemal, Reşat Bey’in sicilini doldururken  “Aldığı emri vaktinde ifa etme alışkanlığı vardır” yazmıştı. Nitekim Reşat Bey de Çiğiltepe’de aldığı emri vaktinde ifa edemediği için hayatına son vermişti. Saat 11.45’te ise bu sefer Başkomutanlık karargahı Çiğiltepe’den aranıyordu. Telefonda olan 57. Tümen Kurmay Başkanı Başkomutan Mustafa Kemal’e şu bilgiyi veriyordu:” Çiğiltepe alınmıştır komutanım… Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovasına doğru kaçmaktadır, arz ederim!”. Sanki her şey onun intiharını beklemişti! Düşman çözülmüş, hatta topçu desteği bile başlamıştı! Böyle onurlu insanlar günümüzde de var mıdır acaba?
 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner104