Çağlayan’lı günleri anımsamak

En güzel panayır etkinliklerimiz olan, o güzelim “Bayram Yerleri”nin kurulmadığı bir bayramı daha geride bıraktık… Bayramlarda büyük toplumsal buluşmaların yaşandığı, çocuklara ve gençlere bayramı tam da tadında yaşatan ışıltılı yerlerdi oralar… Önümüzdeki Kurban Bayramı’nın da bu pandemi sürecinde bayram yersiz geçeceği kesindir…
Adamızın en kapsamlı ve en coşkulu “Bayram Yerleri” Lefkoşa’da Çağlayan Bölgesi’nde kurulurdu… Ne unutulmaz bayramlar yaşandı o ünlü ve nostaljik bölgede!.. Ama bırakınız bayram yerlerini, o yerlerin ünlü mekânı ve simgesi Çağlayan bile siliniyor sosyal haritamızdan ve belleğimizden…
Kaderi meçhul olan o tarihi mekânın bugünkü durumu son derece hüzün verici ve iç sızlatıcı... Gerek o mekânı yaratıp sosyal tarihimize armağan eden Çağlayan Ailesi’ne gerekse yeri her geldiğinde mekânın önemine ve günümüze dek yansıyan albenisine dair görüş ve anılarını seslendirenlere kültürümüz adına teşekkürler…
Duyarlılığa bakar mısınız: Çağlayan binasının satışa çıkarıldığına dair sosyal medyaya Bayram öncesinde yansıyan minik bir bilgi, anılarını paylaşmaya duranların akınıyla bir fırtınanın tetiklenmesine neden oldu… Gerek bu bölge için yapılan belgeseller, gerekse “Çağlayan” sözcüğü her geçtiğinde tetiklenen duyarlılıklar bu nostaljik bölgenin toplumsal bellekteki unutulmaz ve önemli yerini vurgular…
Yorumlar zincirleme sürerken bir aile bireyinden gelen açıklama Çağlayan binasının satılık olmadığına ilişkindi... Ama Çağlayan bölgesiyle ilgili paylaşımlar berdevam oldu yine de… Halka mal olmuş değerler konusunda halkın konuşmasından ve tarihi alt yapı üzerinde düşünce üretmesinden daha doğal bir şey olamaz… Çağlayan binasının Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından birinci derecede koruma altına alınarak listelenen değerli yapı olduğu bilgisi de ulaştı bana bu arada…
***
Orayı “Anıt Bina” olarak listelemek yeterli mi?.. Değil salt Lefkoşa'nın, bir zamanlar tüm Kıbrıs'ın simge mekânlarından biri haline gelen böylesi bir binayı otantik kültürel kent müzemiz olarak düzenlemek üzere harekete geçmek elbette ki çok güzel olacaktır…
Bir semte adını veren ve çatısı altında nice pırıltılı güzelliğin anısını saklayan bu yorgun ve talihsiz mekânın çevresinde bir zamanlar her sınıftan halkın yüreği atmaktaydı... Ki, o yöredeki yaşanmışlıklara ve insan manzaralarına dair yazıya bir durulsa ortaya çağıl çağıl bir kitap çıkar...
Çağlayan Gazinosu, yıllar önce üzerinde “Taksim”, “Halk”, “Şahin” ve “Kristal” gibi açık hava sinemalarını ve nice dinlence ve eğlence mekânını barındıran cıvıl cıvıl bir eksenin tacıydı… Mekân, en eski çocuk parkımızın karşısındaydı… Çağlayan Çocuk Parkı’nın… 1950’li yıllardaki muhteşem albenisiyle Lefkoşa'nın da surlar dışına taşmasına öncülük eden Çağlayan Gazinosu, çevresindeki geniş bir alanda da olayları, etkinlikleri ve figürleriyle unutulmaz bir semt yaratılmasını tetiklemişti...
Sosyal tarihimizin en güzel ve en kalabalık bayram yerlerinin de yılda iki kez oralarda kurulduğunu yazımın başında irdeledim...
***
Çağlayan Gazinosu'nun speşiyal yemekleri kadar, çağını aşan beynelmilel eğlence programları ve orada bulunmaktan keyif alan ünlüler, efsanenin oluşmasında pay sahibi olgulardır... Düşünebiliyor musunuz; turizm sektörünün bile henüz var olmadığı o günlerde Paul Newman, Ursula Andres ve Telly Savalas gibi Hollywood yıldızları bile bu büyülü otantik mekânda Hüseyin Çağlayan Amcamızın ünlü fırın kebaplarının tadına bakmışlardı... Ve hatta Hüseyin Amcamızı masalarına davet ederek, onunla anı fotoğrafları çektirerek... Bu yıldızların adını verdikten sonra o mekândan geçit resmi yapan yığınla ünlüyü saymaya duramam tabii ki…
“Çağlayan” mekânı, o şanlı adını Hüseyin Amcamızın adından almamıştı… Tam tersi olmuştu bu durum… Hüseyin Amcamız, yarattığı mekân hızla ünlenince soyadını “Çağlayan” olarak almıştı…
Oğulları Alper ve Ata çocukluk arkadaşlarım... Erken yitirdiğimiz Alper'e Allah'tan rahmet, Londra'daki Ata'ya; yani dünyaca ünlü modacımız Hüseyin Çağlayan'ın babasına, sağlık ve mutluluklar dilerim... Kıbrıs'a geldiğinde hep mazinin güzelliklerini konuşmaktayız dünyalar iyisi Ata ile... O da Londra'nın ünlü restoranlarından birini yaratarak, oralardaki kozmopolit yaşama damgasını vurmuştur... Ağırlandığım en güzel restoranlardan biri... Çağlayan genleri o restoranda da var...
Sözün özü, Çağlayanlı olmak bir ayrıcalıktı ve benim çocukluğum da bu ayrıcalıklı ortamda şahane yaşanmışlıklarla geçti... Bugün o bölgede ulaşılan kadere "Ah Çağlayan" nidasını koparmaktan başka ne yapabilirim ki artık?!..
***
İtalya’daki sanatçımız Yılmaz Hakkı Hakeri’den de bir yorum aldım bu konuda... Ülkemizde, kültürümüzü yansıtmakta olan pek çok yapının oluruna bırakıldığından yakınarak bakın  ne diyor Hakeri:
“….Yapılması gereken; ilkelleşmiş bir sanat ve kültür politikasından kurtulmak için yurt sevgisiyle birlikte davranmaktır… Bir uygarlık kendisini devam ettirmek istiyorsa geçmişine sahip çıkmalıdır. Keşke bu gibi binaların onarımı, anlam ve amaçlarına uygun şekilde düzenlenebilmeleri için Devlet ve Belediyeler ellerini uzatsa...”

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75