Caravaggio’nun 990 milyon TL ye satılan “Judith Holofernes’in Başını Keserken” adlı tablosu (2)

Geçen haftaki yazımızda uzun uzun anlattığımız, sinirli, kavgacı, kural tanımaz, devamlı sarhoş dolaşan, sokaklarda serserilerle ve çetelerle dolaşarak her tartıştığını ölümle tehdit eden, hatta öldürmekten de çekinmeyerek bildiğimiz 2 kişiyi öldüren, sadece masaya getirilen enginar yüzünden garsonu bıçaklayan Caravaggio’nun resim sanatı anlayışı ne idi? Resim sanatına nasıl bakıyor ve nasıl resim yapıyordu ki, 1895’te daha 27 yaşında iken yaptığı söylenen “Judidth Holofornes’i Başını Keserken” adlı tablosu 2 ay önce 990 milyon TL’ye arttırmaya bile çıkarılmadan gizlice satıldı?
   Caravaggio üzerinde çalışmış olan yorumcular, bu soruya gayet kısa ve bir cevap vermişlerdir: Caravaggio’nun resim sanatı anlayışı kural tanımaz mizacının resimlerine yansımasıdır! Aslında, karakterinin temel özelliği olan şiddet yanlısı olması ve geliştirdiği kendine özgü teknik bir tarafa bırakılacak olursa, yorumcuların verdiği bu cevabın aleyhine söylenebilecek fazla bir şey yoktur. Gerçekten Caravaggio’nun resim sanatına olan yaklaşımı, “duygusuz ve taklitçi” bulduğu Rönesans sanatına karşı çıkmaktır. Üstelik Caravaggio bu karşı çıkışını ve dik duruşunu, Rönesans döneminde kabul edilen ve geçerliliğini bugün bile koruyan neredeyse “resim sanatının genel ilkeleri” diyebileceğimiz uygulamaları hedef alarak yapmıştır! Üstelik 100 yıl sonra ve Rönesansçı resim sanatını üzerinde tekel kurmuş, resim piyasasını doğrudan kendisine bağlamış olan kiliseye rağmen! Caravaggio’nun bu dik başlılığı ve kural tanımazlığı, doğuştan sahip olduğu yenilikçi, hatta devrimci bir sanat anlayışının ifadesi değil mi? Unutmayalım ki, Tanrı dahil her kutsal kişiliği gökte değil yerde arayan ilk barok dönemi ressamı Caravaggio olmuştur. Dinsel ve mitolojik karakterleri insanlaştırmak onun işidir. Diğer bir ifadeyle Caravaggio, kilisenin istediği gibi, resmine bakan insanların resminde yer alan dini figürler önünde eğilerek dua etmelerini istemiyordu. Onun için ruhani gerçeklikler, aslında dünyevi gerçekliklerdi. Tabii ki doğal olarak Caravaggio’nun bu dik kafalılığından bıkan kilise, yani Roma, en sonunda Cravaggio’nun “kellesine” ödül koydu. O da elinde kendi “kellesi” ile resmini yaparak “buyurun alın!” dedi ama dik duruşundan ödün vermedi. Aslında o sinirli, kavgacı, onu katil yapan hayatı da belki kilisenin onu rahatsız etmiş olmasının bir bedelidir! Olamaz mı?

Şiddet içeren tablolar


   Şiddet konusuna gelince, bir çok yorumcu, Caravaggio’nun, herhalde şiddetle dolu bir hayat geçirmiş olması nedeniyle resimlerinde çok fazla şiddet figürlerine yer verdiğini söyler. İyi de, madem bu aykırı ressam hep şiddeti resmetmiş, insanlar bu kadar mı şiddet görmekten haz duyar hale geldiler? “Judith ve Holofernes” tablosunda Judith Holofernes’in kafasını “kıtır kıtır” kesiyor! Ama birisi çıkıp bu tabloya milyarlar veriyor! Herhalde milyarları veren bu parayı tabloyu karşısına koyup şiddete seyretmek için almıyor! Hera Syundulla’nın da çok yerinde belirttiği gibi mesele “insanların şiddeti sevmesi değil, Caravaggio’nun o şiddetine kadar “mükemmel ve gerçekçi olarak resmetmesi!”. Caravaggio’nun sahip olduğu inanılmaz gözlem gücü, onu zaman alan düşüncelere dalıp olağanüstü kompozisyonlar kurmak yerine, vermek istediği mesajı, doğrudan doğruya ışık ve gölgenin uyumu ve zıtlığı ile açık bir şekilde vermesini sağlamıştır. Herefonesin başı sanki önümüzde kesiliyor! Tabii bu muhteşem resimlerin ortaya çıkmasında Caravaggio’nun Venedik’li ustası Simone Peterzone’den öğrendiği ve her geçen gün geliştirdiği ışık huzmesiyle belirginleşen fon ve güçlü ışık-gölge etkisi çok önemli bir rol oynamıştır. Öte yandan, modellerini gerçek yaşamdan serseriler, köylüler, çingeneler, fahişeler ve çocuklar arasından seçerek yine gerçek yaşamdan seçtiği mekanlarda gerçekçi bir dille resmetmesi de Caravaggio’nun tekniğinin bir parçasıdır. Eklemek gerekir ki, sokaktaki basit insanları dini konularda kullanarak dönemin yaygın sanat anlayışının dışında kalması da bu üslubun oluşmasına yardımcı olmuştur.
 

Tablo’nun hikayesi…

Gelelim nerdeyse trilyonluk “Judith Holofenesin Kafasını Keserken” adlı tabloya… Caravaggio’nun bu tabloyu 1590’ların sonlarına doğru yaptığı ifade edilmektedir. Hatta kesin tarih olarak 1598’de, yani 27 yaşında iken yaptığını söyleyenler de vardır. Ancak tablonun kimin tarafından ona sipariş edildiği bilinmemektedir. Tablo konusunu “Apokrif” bir metinden, Eski Ahitt’e yer alan bir hikâyeden almaktadır: Asur Kralı Nabukadnezar’ın komutanı olan Holofernes, güzel dul Judith’in de yaşadığı Yahudi şehri olan Betulya’yı işgal etmiştir. Judith’in bütün derdi şehri Pagan Asurlularından kurtarmaktır. Bunun için, soydaşı olan Yahudilere ihanet etmiş gibi görünerek komutan Holofernes’e yaklaşır. Holofernes güzel Judith’e fazla direnemez ve aşık olur. Bir gece büyük bir ziyafet verilir. Ziyafette çok şarap içen Holofernes, sarhoş ve neredeyse kendini bilmez bir halde çadırına döner. Yatağa uzanmışken Judith hizmetçisi Abrail’le çadıra girerek Holofernes’in başını keser ve hizmetçisi ile beraber bir torbaya koyarak soydaşlarına getirerek kurtulduklarını müjdeler.
 

Güzel ve güçlü bir kadın

Aslında bu öykü Cravaggio’dan önce de hem Rönesans, hem de Barok dönemi ressamları tarafından çok sık resme dökülmüştür. Tabii ki bunun nedeni dinsel konulu resimlere gösterilen rağbettir. Bunların arasında Rönesans döneminde Michelangelo, Barok döneminde de Rembrant gibi ünlü sanatçıların bulunduğunu söylemek gerekir. Hatta Caravaggio’nun da bu tablolardan birini incelemiş olabileceği söylenmektedir. Tablodaki Judith, yorumculara göre güzel bir kadın. Güçlü kollara sahip ve tuttuğunu koparacak bir güce sahip olduğu belli. Holofernes bıçağı boynuna yiyince perişan olmuş! Gözleri dışarı fırlamış, vücudu adaleleri açıkça ortaya çıkacak kadar kasılmış, avucunu kapatmış ve var gücüyle sıkıyor. Bakışları boş, sanki bu dünyadan şaşırmış bir şekilde başka bir dünyaya bakıyor gibi! Judith, üstünün başının kan olmaması için biraz geri çekilmiş ve tiksinti ve acıma ile Holofrenes’e bakmaktadır. Jüdith’in bir katil mi, yoksa bir vatansever mi olduğu sorusu ise ortadadır. Ama resmi yorumlayanlar Judith’in kılıcı tutmasındaki acemiliğinden adi bir katil olmadığı sonucuna varmışlar ve tabloyu da sonuçta “Yahudilerin kurtuluşunu” resmeden bir sanat eseri olarak kabul etmişlerdir. Caravaggio, daha önce de “Meryemin Ölümü” gibi bazı tablolarında kullandığı kırmızı perdeyi bu tablosunda da kullanarak sahne derinliği yaratmış ve o ünlü ışık-gölge oyunuyla tabloya bakanları da sanki tablonun içine çekmiştir. Bu dini hikâye, aynı konuyu resmeden eski tabloları aratmayacak kadar mükemmel bir şekilde yeniden resmedildiği için yorumcular Caravaggio’nun bu eserinden sonra eski tabloların hiçbir değeri kalmadığı yönünde görüş birliği içindedirler. İnsan anlamıyor, böyle bir sanatçı nasıl katil olabilir?
 

YORUM EKLE

banner96