Çaresizliğe mahkum devlet, olmaz…

Yaklaşık 10 aydır, öncesine kıyasla,  daha izole bir yaşam sürmekteyiz.

Halkın büyük çoğunluğunun, temel veya zorunlu tüketim ihtiyacını giderme eğiliminde olduğu, açıkça görülmekte.

Bu güne kadar gelinen süreçte, henüz, geniş tabanlı,  ekonomik manada, trajik olayların patlak vermediğini, ancak ateşin alevini görmesek de, dumanın görüldüğünü söylemek mümkün.

***

İlerleyen yakın gelecekte, nelerle karşılaşacağımız ise, krizin yönetimi ile doğrudan bağlantılı.

Bu noktada, sırasıyla meclis ve ülkenin dümenini elinde tutan Başbakan Ersan Saner hükümetinin, üstüne düşen görev, oldukça ağır.

Pandeminin ilk iki ayı sonrasında, o dönem Maliye Bakanı olan Olgun Amcaoğlu, devletin gelirlerindeki düşüşe dikkat çekmiş, ileriye dönük öngörülerini paylaşırken, Türkiye’den gelmesi olası bir yardım olmazsa, sistemin tıkanacağını açıkça ifade etmişti.

Aradan geçen zaman içinde, hükümet değişikliği yaşasak da, hükümetin başı, Başbakan Ersan Saner’in de, Maliye Bakanı Dursun Oğuz’un da açıklamaları, Amcaoğlu ile ayni paralelde.

***

Mecliste bu sıralar bütçe görüşmeleri var, fırsat buldukça yakından takip etmeye çalışıyorum.

Gördüğüm ise, çare üretmekten yoksun bir yapı ve çaresizlik edebiyatı.

Kimsenin, elini taşın altına koyma gibi bir niyeti yok.

Herkes, pozisyonundan memnun ve muhafazasının peşinde.

Doğru ve yanlış kavramları,  bir birinin içine geçmiş.

Aslında yaşadığımız süreç, sürekli ifade edilen yapısal bozukluğumuzun, ayyuka çıkmasıdır.

Neredeyse herkes tek bir ağızdan, ‘bu düzen, sürdürülebilir bir düzen değildir.’,  diyor, ama iş değişime gelince, gerek halk, gerekse siyaset sınıfta kalıyor.

İddia ediyorum, bugün, devletin kasasındaki paradan daha fazla mevduatı olan insanımızın sayısı, nüfusa oranla bakıldığında inanılmaz boyutta ve bütçeleri her koşulda artıda.

Bu iddiayı yaparken, amacım, ne servet, ne de sermaye düşmanlığı, sadece vurgu yapmak istediğim, devletin, kötü yönetimler sonucunda, içinin boşaltıldığına vurgu yapmaktır.

***

Gelinen noktada ise, devlete en fazla ihtiyaç duyulduğu zamanda, çare üretmesi beklenen devletin çaresizliği ile yüzleşiyoruz.

Siyasiler, sürekli kaynak yetersizliğinden bahsederken, birileri bu ülkede milyonlarca sterlinlik servetlere 5-10 yıl gibi sürelerde sahip olabiliyorsa, ortada başka sorunlar vardır demektir.

Ülkemiz KKTC, ne yüzlerce milyon nüfusu olan, ne de dünyada  benzeri olmayan kıymetli kaynakları olan, uçsuz bucaksız bir ülkedir.

Başı ile sonu arası ulaşım, 2 saat, kaynakları ve nüfusu kısıtlı, kendine has, izole siyasi statüsü olan, bir ülkeden bahsediyoruz.

Kaynakların kısıtlı oluşu, kaynak kullanımının önemini bir o kadar daha artırması ve efektif kullanımını tetiklemesi gerekirken, bizde işleyiş, çoğunlukla ters yönde olmuş.

Bu düzenin sonu nereye varıyor diye, toplum olarak bir türlü düşünemiyoruz.

***

 Koronavirüs salgınını,  bir spor müsabakasının devre arasına benzetiyorum.

Sahada iki takım var ve devreye yenik girdik.

Değişim olmadan, ayni düzen ve zihniyetle ikinci devreye çıkarsak, skorun lehimize değişme ihtimali yok.

Bugüne kadar yaşadıklarımız, bunu, bize açıkça söylüyor.

Halkın içindeki sessiz çoğunluğun, beklentisinin de bu yönde olduğuna, siyasilerin de şüphesi olmasın.

Halkın, sonucun zümrelerin değil, toplumsal faydanın olacağı, her türlü planın altında, yükü eşit sırtlayıp, paylaşacağından eminim.

Şu anda hala devre arasındayız.

Takımın düzeni bozuk, oyun planı yok ve oyuncuları arasında sakatlıklar var.

***

Karamsar değilim.

Yapısal küçüklüğümüzün, hareket kabiliyetimizle doğru orantılı avantajımız olduğuna, hep inandım.

Yeter ki planlama ve paylaşım, sosyal adalet çerçevesinde olsun.

Öncelik verilmesi gereken, yapısal bozukluğun dengeli bir düzene geçişi olmalıdır.

Aşı ile dünya için, tünelin ucunda ışık belirmiştir.

Aşı, bizde de, sağlık tarafına çözüm olacak olsa da, çarpık yapının anomalilerinin, iradeye varan sorunlara sebebiyet verdiği ülkemizin, tünelin ucunda ışığı, gerçek manada görmesi için, tek seçenek köklü reformist kararlar.

***

Devletin hantallaşmış yapısından kurtarılması, hareket eden ve hizmet sunan bir pozisyona geçirilmesi ana temasında, özel sektörün, rekabet ve çalışma koşullarının, daha fazla insanımıza hitap etmesine olanak sağlanmasına, ivedilikle öncelik verilmelidir.

Turizmden, eğitime, sağlıktan, finansa, tarımdan, hayvancılığa kadar tüm servis ve  üretim sektörleri ile ilgili, A’dan  Z’ye , güçlü  ve zayıf yönlerimiz ile ilgili bir fizibilite çalışması yapılması elzemdir.

Nerede durduğumuzu bilmezsek, nereye gideceğimize de karar veremeyiz.

KKTC’de, hareketi engelleyen, bir çok gereksiz ağırlıklar, aracılar ve ilişkiler mevcuttur. Tümünden bir an evvel kurtulmak, toplumsal fayda için bir zorunluluktur.

Güçlü  ve zayıf yönlerimiz belirlendikten sonra, projeksiyon modellemeleri ile A,B, C, D …. planlarımız olmalıdır.

Mevcut devlet kaynakları, bunu yapacak kabiliyette değilse, üniversiteler, interaktif bir şekilde bu sürece dahil edilebilecek adreslerin başında durmaktadır.

Yapılabilecek, gelir artırıcı veya tasarruf öngören birçok fikrin, niyet olduktan sonra ortaya çıkabileceğine inananlardanım.

***

Doğru değişimi gerçekleştirebilecek tek şey, doğru zihniyette, doğru siyasi iradedir.

Niyet, doğru olduktan sonra, yapılanların, karşılığını bulacağına inancım tamdır.

Çaresizliğe mahkum devlet, olmaz……

Çaresizlik edebiyatı ile değil, doğru adımlarla, bu süreci atlatabileceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Yeter ki, devre arasını yaşadığımızı ve şu ana kadar mağlup durumda olduğumuz bilinci ile galip gelmek için ikinci devreye çıkalım.

Kazanan da halkımız olsun.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75