Cenevre görüşmelerinin etkileri

27-29 Nisan tarihlerinde Cenevre’ de gerçekleşen 5 + BM Kıbrıs görüşmeleri sona erdi. Ama etkileri uzun bir süre konuşulmaya devam edecek. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri taraflar arasında ortak bir zemin bulunamadığını açıkladı.
Aslında bunun böyle olacağı, yeni sunulan Kıbrıs Türk tarafı tezlerinin Güney Kıbrıs tarafından kabul edilmeyeceği ve gayri resmi görüşmelerde bir ilerleme kaydedilemeyeceği beklenen bir şeydi, yani sürpriz olmadı.
Genel Sekreterin, ortak zemin bulunamaması nedeniyle, bir daha müzakere olmayacak dememesi ve görüşmeleri devam ettirme isteği önemlidir. Bu bağlamda, BM, önümüzdeki 2-3 aylık süreçte ortak bir zemin oluşur mu diye nabız yoklayacağını, süreci canlı tutmaya, kalıcı barış için çalışmaktan vazgeçmeyeceğini de ifade etmiştir.
Kıbrıs Türk tarafı, yapılan görüşmelerde egemen eşitliğin tanınması ve 2 tarafın uluslararası statüsünün eşitlenmesi ve yeni müzakere sürecinin 2 devlet arasında olması gerektiğini söyledi. Bu çerçevede, 6 maddelik yeni tezlerini sundu.
Bu tezlerde, esas olarak BM Güvenlik Konseyi’nin yeni bir karar üreterek, Kıbrıs Türk tarafının uluslararası eşit statüsünü veya egemen eşitliğini içeren karar üretmesi talep ediliyor.
Kıbrıs Türk tarafının bu yeni talebi, bugüne kadarki BM kararlarının ve parametrelerinin dışında görünüyor. Bu yeni durumun, uluslararası arenada bize neler kazandırıp, kaybettireceği, önümüzdeki 2-3 ayda netleşecektir diye düşünüyorum.
Kıbrıs Rum tarafı ise, 2017’ de Crans Montana’daki görüşmelerde kabul etmediği siyasi eşitliği ve dönüşümlü başkanlığı kabul edeceğini ve 2 kesimli, 2 toplumlu Federasyon zemininde görüşmelere devam edebileceğini açıkladı.
Aslında, Rum tarafı çok istemese de, Türk tarafının yeni tezlerinden sonra, BM’nin Federasyon parametrelerini görüşebileceğini bir fırsat olarak görerek, kendilerinin çözüm isteyen taraf olduğunu söylemeye başladı.
Hâlbuki Rum tarafı, gerek 2004’teki Annan planını reddederek, gerekse de 2017’de Crans Montana’da siyasi eşitliği, ilgili BM kararından saptırarak, tartışma konusu yapmış ve çözümsüzlüğün esas sorumlusu olmuştu.
Cenevre görüşmeleri esnasında, garantörlerden Yunanistan, B.M parametreleri çerçevesinde, Federasyon temelli görüşmeleri işaret ederken, İngiltere ise, 2 taraf arasında bir orta yol bulunur mu diye çaba gösterdi ve Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini tümüyle reddeden bir tavır izlemedi. İngiltere’nin bundan sonraki dönemde atacağı adımlar, bizim tarafça yakından takip edilecek gibi görünüyor. Ayrıca, İngiltere’ den sunulan yeni tezlere destek olması da istendi. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan İngiltere’nin tavrı, bu aşamada merak ediliyor. 
Cenevre Zirvesi’nden sonra en çok konuşulan konulardan biri de, Rum tarafının, Maraş ve Ercan hava alanının, BM, Mağusa Limanı’nın da AB kontrolünde açılması önerisiydi. Kıbrıs Türk tarafı ise, bu konunun Cenevre görüşmelerinde konuşulmasının yeri olmadığı ve kendi idaremizdeki yerleri, başka kurumların denetimine vermek, egemenlik sorunu yaratır gerekçesi ile reddetti.
Aslında, bu öneriler oldukça önemli konulardır ve eğer görüşmeler çıkmaza girecekse, ülke ekonomisinin geleceğini ilgilendiren açılımlardır. Bunlarla ilgili olarak, alternatif çalışmalar yapmak, stratejiler geliştirmek şarttır.
Öte yandan, ülkemizdeki muhalefet partileri, gelinen noktadan memnun değiller. Şu anki aşamada, geçmişten gelen, toplumlararası görüşmelerdeki liderlerin tüm uzlaşı ve yakınlaşmalarının göz ardı edildiğini, bugüne kadar kabul edilen BM zemini ve parametrelerinin tanınmamasının kabul edilemez bir durum olduğunu ifade ediyorlar ve Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin Kıbrıs sorunun yegâne çözüm modelinin BM kararları ve parametreleri doğrultusunda iki toplumlu federasyon olduğunu belirttiğini hatırlatıyorlar.
Sunulan yeni önerilerde ısrar edilmesi halinde, Kıbrıs Türk tarafını Dünyada çözüm istemeyen taraf pozisyonuna sokacağını ve daha da yalnızlaştıracağını belirtmektedirler.
Öte yandan, muhalefet partileri, sunulan önerilerin, Kıbrıs Türk halkının çözüm ve AB vizyonu iradesi ve bu vizyonla elde edilen tüm kazanımları da çok ciddi riske attığını, Kıbrıslı Türklerin AB vatandaşı olmalarının getirdiği kazanımlar, AB Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü konularındaki elde ettiği kazanımlar, yabancı turistlerin Güneyden gelip, Kuzeyde turizm yapması ve Rumların Kuzeyden alışveriş yapması, hellim tescili gibi fırsatları ve Kıbrıs’ın denizlerindeki hidrokarbon kaynaklarındaki haklarını riske atabileceğini ifade ediyorlar.
Sonuç olarak şunları söylemek istiyorum. Eğer, önümüzdeki dönemde de, taraflar arasında ortak bir zemin bulunmazsa, Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin yol haritasının ne olacağını şimdiden belirlemesi gerekmektedir. Görüşmelerden çekilecek mi? KKTC’yi tanıtmaya mı yoğunlaşacaktır? Yoksa güven artırıcı önlemlere mi ağırlık verilecek?
Şu gerçeğe sanırım kimse itiraz etmez. Çözüme daha fazla ihtiyacı olan Kıbrıslı Türklerdir. Rumların tuzu kurudur. Tanınmış bir devletleri vardır. AB üyesidirler ve ekonomik olarak güçlüdürler. Bizdeki, ekonomik ve sosyal sorunlar ise herkesin malumudur.
Esas önemli olan hedef, ismi, şekli nasıl olur bilinmez ama 2 tarafın uzlaşı içinde karar vereceği bir çözüme ulaşmak olmalıdır. Bulunacak çözümle birlikte, Kıbrıslı Türklerin, uluslararası hukuk içinde, kimliğiyle, varlığıyla, kültürü ile kendinin de yönetiminde söz sahibi olduğu bir devlet ile yer alması sağlanmalıdır.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104