Çernobil felaketini unutmayalım, unutturmayalım…

Tam 33 sene önceydi.

26 Nisan 1986.

Öğretmenlik yıllarım.

Şehit Tuncer İlkokulu Kız Basketbol takımıyla Karadeniz sahillerinde, Ordu’ya grup elemeleri için gitmiştik.

Karadeniz kıyılarında yeşille - mavinin çok yakın oluşu görsellik için harika bir yakınlık.

Her şey çok güzeldi.

***

Gün başlamış, programımız devam ediyordu.

Haber kaynaklarına bir haber düştü.

Elbette biz de duyduk.

Duymak başka, öğrenmek başka.

Çernobil Nükleer Santrali’nde 01.23’te nükleer bir kaza meydana gelmişti.

Kaza sonrası tehlikenin boyutunu hemen anlamamıştık.

Merak bu ya…

Çernobil ile Ordu arasının kuş uçuşu kaç km olduğuna bakmıştım.

Bin iki yüz seksen altı (1286) kilometre…

Tehlikenin boyutunu anlamıştık.

Yağmur yağmadığı zaman, yağmur duasına çıkılır.

Biz içimizde yağmur yağmasın duası yaptık.

Çernobil’den çıkan radyasyonun yağmur bulutlarıyla daha kolay ulaşacağını erken öğrenmiştik.

Yağmur yağdı mı?

Yağdı.

Çocukların yağmurda dışarıya çıkmamalarını sağladık.

Aradan 33 yıl geçti.

O felaketi unutmadım.

***

Neydi o felaket?

Ansiklopedik bilgi olarak Çernobil Kazası’nın kısaca şu bilgilerle anlamak olası:

‘‘Çernobil faciası, Çernobil felaketi veya Çernobil reaktör kazası ya da Çernobil kazası, 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna Pripyat şehrinin 14.5 km. kuzeybatısında bulunan Çernobil şehrinde konuşlu olan Çernobil Nükleer Santrali'nde yapılan bir deney esnasında meydana gelen nükleer kaza felaketidir. Nükleer Santral’de meydana gelen patlama ve yangın sonrasında SSCB' ye, Avrupa' ya ve Türkiye'ye büyük miktarda radyasyon yayıldığı tespit edilmiştir.

Kaza Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği’ne göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazadır.’’

***

Çernobil’den 1286 km uzaktaydık o gün.

Ancak aklımın bir kenarında o günün korku izleri hep kaldı.

Felaketi daha yakında yaşayanlar elbette o korkuyu daha derin yaşıyor.

Olga Zakrevska Ukrayna’nın Başkenti Kiev’de kendi stüdyosunu işleten profesyonel bir fotoğrafçı.

Genç fotoğrafçı 11 Nisan 1986’da Çernobil nükleer santrali yakınındaki Prypiat kasabasında doğdu. Kaza olduğunda babası santralde çalışan nükleer enerji uzmanlarından biriydi.

Dört yıl önce Euronews’e duygularını aktarıp şunları anlatmıştı:

“Hayatımın ilk 15 gününü Prypiat’ta yaşadım. Kasabadan 26 Nisan 1986’da ayrıldık. Yaklaşık bir yıl Kiev’de ailemizin ve yakınlarımızın yanında kaldık. O zamanlar ufak tefektim ve sanki annem geleceğimize dair endişelerini yansıtıyordu. Bir yıl sonra kendi evimiz oldu ki bunun için minnettardık. Babam Çernobil’e gitmeye ve orada çalışmaya devam etti.

“Hatırladığım kadarıyla Çernobil ailemizin hikayesinin bir parçasıydı. Komşularımız da nükleer tesiste çalışıyordu. Çernobil adeta günlük yaşantımızın bir parçasıydı. Düzenli olarak geçmemiz gereken muayeneler de, devletten yardım alabilmek için doldurmamız gereken belgeler de hep vardı.

“Şimdi Çernobil’in benim için tam olarak ne ifade ettiğini idrak etmeye çalışıyorum. 25 yaşıma bastığımda, bu felaketin gölgesinde büyüdüğümü fark ettim.

Akranlarımın çoğunun kendi ailesi ve çocukları var. Elbette sağlığımızdan endişe ediyoruz. Ben küçükken doktorlar “Radyasyonun sizi nasıl etkileyebileceğini bilmiyoruz” diyordu. Birçok şey tahmin edilebilir ancak birçoğu da edilemez.

“Prypiat’ta doğanlar da dahil olmak üzere insanların Çernobil’in bizim için ne anlama geldiğini düşünmeye ve analiz etmeye henüz hazır olmadığını düşünüyorum. Bazıları olanları unutmak istiyor.

Çernobil faciası bize travma yaşattı ve bu travmayla başa çıkarak gelecekte daha iyi bir yaşantıya sahip olacağımızı düşünüyorum.”

“Zaman yaraları sarar ancak hiçbir zaman tam olarak iyileştirmez. Ancak bazı yaraların bizi daha güçlü hale getirdiğine inanıyorum. Benim ve akranlarımın güçlü insanlar ve belki de hayatın zorluklarıyla mücadele etmede diğer insanlardan daha güçlü olduğumuzu düşünüyorum. Ön yargıyla başa çıkmamız gerekti. Bölgeden taşındıktan sonra bazı aileler radyoaktif ve hastalık bulaştıran olduğumuz gerekçesiyle çocuklarının benimle ve erkek kardeşimle oynamasına izin vermedi.’

***

Bize çok yakın, Türkiye’nin güneyinde, Mersin Gülnar’da Akkuyu mevkiinde nükleer santral yapılıyor. Çok güvenilir olduğu söyleniyor. İnanıyor muyum? Söylenenler, adamızın geleceği ve gelecek nesillerimiz için kuşku duymamızı engellemiyor. KORKUYORUM…

 

YORUM EKLE