Cezaevi kaynıyor

Geçenlerde Merkezi Cezaevi’ndeki tutuklularla görüştüm. Ne suç işlenmiş olursa olsun tutukluların da hakları var. Yargı süreçleri nasıl duygudan uzak bir objektiflik gerektirirse, tutuklu hakları da kendi nesnel koşullarında değerlendirilmelidir.
   Koğuşlardaki insan yığılması, böcekler, tahammülü gittikçe zorlaşan koğuş sıcaklığı, oldukça yetersiz sayıdaki tuvalet ve banyo, tutukluların en sık dile getirdiği sorunlar... Koridorlara taşan ranzalar ve mescitteki yataklar arasında haşerelerin dolaştığını söyleyen hükümlüler, az sayıdaki eski vantilatör nedeniyle koğuşlarda terlediklerini belirtiyor. Bölümlerde 54 kişiye sadece 2 tuvalet ve 2 banyo düşüyor ve ihtiyaçlarını gidermek için kuyrukta bekliyorlar. Kışları 10 kişilik koğuşlara ‘kendine bile hayrı olmayan’ elektrikli küçük bir ısıtıcı verildiğini, kışın soğuktan yazın aşırı sıcaktan sürekli hastalanıldığı ifade ediliyor. Türkiyeli tutukluların cezalarının belirli bir kısmını KKTC’de doldurduktan sonra Türkiye’deki cezaevlerine iade edilmemeleri hijyen ve sağlık sorunları dışındaki en büyük problem olarak aktarılıyor.
   2013’de Lapta’da işlenen vahim bir cinayetten sonra tutuklanan ve 2018’de KKTC vatandaşlığından kendi talebiyle çıkartılan fakat Türkiye’ye gönderilmeyen Umut Taş günlerdir açlık grevi yapıyor. Kan şekeri 60’a düşen Taş’ın ölüm orucuna gireceği iddia ediliyor. Umut Taş’la birlikte İranlı bir başka tutuklu da hastalığına rağmen ilaç tedarik edilmediği için açlık grevinde. Türkiyeli tutuklular ısrarla İçişleri Bakanlığı’nın aldığı bir ‘prensip kararı’ndan ötürü Türkiye’ye iadelerinin durdurulduğunu ve Umut Taş’ın de bu karar sebebiyle Türkiye’ye gönderilmediğini ileri sürüyor.
   Görüştüğüm bazı tutuklularsa hapishanede uyuşturucudan ölen vakalar olduğunu ve cezaevine uyuşturucu sokulabildiğini ima ediyor. Hükümlülerin anlattıklarına göre Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nde sayımlar sonrası tahtada yazan tutuklu sayısı 650. Cezaevinin kapasitesi ise 170. Hükümlü sözcülerinden biri, tutukluların insanlık dışı şartlara artık dayanamadığını dillendiriyor. Kendisinin de cezasının onda birini çekmiş olmasına karşın 15 aydır Türkiye’ye sevk edilmediğini ve ailesini göremediğini söylüyor. Hükümlü sözcüsü, koğuşlarda artan böcekler ve pireler nedeniyle idareye dilekçe yazdıklarını ancak ilaçlamanın hâlihazırda yapılmadığını açıklıyor. Yaşanan sıkıntılar bir yana, gardiyanların da yükünün çok ağır olduğunu kabul ediyor temsilci.
   Sinema izlenen konferans salonu ve mescit koğuş yapılmış, insanlar yerlerde yatıyor. Saat 18.00’de kapanan kapılar sabah 8.30’a kadar açılmıyor, tutuklular nefes almakta bile zorlanıyor. Saat 10.00’dan itibaren aşırı sıcaklardan ötürü tutuklular havalandırmadan da yararlanamıyor. Hükümlü sözcüsü her grevden sonra yönetimin ve İçişleri Bakanlığı’nın sorunlara çözüm bulunacağını söylediğini fakat hep kandırıldıklarını düşünüyor. ‘İpler koptu kopacak, açlık grevleri ile bir sonuç elde edilmiyor. İdare sorunları çözmek için daha büyük eylemlere mi gitmemizi bekliyor?’ diyen sözcü, kaleme aldıkları basın bültenlerini Bakanlık baskısı nedeniyle gazetelerin yayınlamadığını iddia ediyor.
   ***
   Türkiye ve KKTC arasındaki suçluların iadesine ilişkin sözleşme ve taraflarca kabul edilmiş yasa gereğince Kıbrıs’ta suç işleyenler cezalarının belirli bir bölümünü doldurduktan sonra Türkiye’ye nakillerini isteyebiliyor. Türkiye’de görece daha az verilen ceza ve indirimlerden yararlanan tutuklular böylelikle KKTC’de verilen ceza süresinden daha azını Türkiye’de yatabiliyor. Bu durum da Kuzey Kıbrıs’ta aynı suçu işleyen KKTC vatandaşları ve TC’li hükümlülerin çektikleri cezalarda adaletsizlik yaratıyor.
   Fakat imzalanmış bir anlaşma mevcut mu mevcut. Şıklar nelerdir? Sözleşmeye ve yasaya uyarsınız. Yasada tadilat istersiniz. Veya Türkiye bize iade yapmıyorsa Türkiye ile tutuklu pazarlığı yaparsınız. Bizim siyasetçilerimiz ne yapıyor? Popülizmle oy aldıkları tabana şirin gözükmek adına iadeleri geçiştiriyor. Biri Barbaros Şansal’ı hukuksuzca deport ediyor; sonraki deport kararını kaldırıyor fakat bu sefer de Türkiyeli tutukluları iade etmiyor.
   ***
   Türkiye’deki demokrasiye aykırı yönelimlere Kıbrıs’ta biat edildiği bir kez daha ortaya çıktı. Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın saygınlığı zedeleyenler Cumhurbaşkanı Akıncı’ya olan desteğin yükseldiğini fark etmiş olmalı.

 

YORUM EKLE

banner107

banner96