Chopin’in büyük aşkı: George Sand (1)

Amantine Lucile Aurore Dupin veya Barones Dudevant

Chopin’le George Sand’ın 1800’lerin ilk yarısında yaşamış oldukları aşk, her şeyden önce bay “hüzün”le bayan “çılgın kalem”in yaşadığı bir aşk olarak nitelendirilebilir. Ama bu aşk, aynı zamanda, bir “mükemmel”le, bir “aykırı”nında aşkıdır.Bu aşkı, gerçek bir “aristokratla”, istediği gibi yaşayabilmek ve aklına geleni yapabilmek için “barones olmanın getirdiği haklar”dan bile vazgeçen ve bu nedenle “çağının çok ötesinde” olarak nitelendirilen bir kadının aşkı olarak nitelendirmek de mümkündür.
   Klâsik batı müziğinde “virtüöz” sözcüğü “mükemmel” veya “icra ettiği sanatta olağanüstü yetenekli” sanatçılar için kullanılan bir sözcüktür. Bu yüceltici sözcük, yaşadığı yıllarda Chopin için kullanılmış ve Chopin, “piyanonun şairi, virtüözü” olarak nitelendirilmiştir. Kuşkusuz ki bu sözcüklerin kullanılmasında, Serhan Bali’nin çok güzel ifade etiği gibi, “Chopin’in, insanlığa dair tüm duygu durumlarını bu çalgı için bestelediği eserlerinde notaya dökmeyi başarmış olması” en önemli rolü oynamıştır. “Cenaze Marşı” olarak bilinen op.35 2. Piyano sonatı sizce bunun en güzel örneği değil midir? Mezarlıklardan sonra, bizlere ölümü en fazla hatırlatan ve daha piyanodan ilk notaların dökülmesiyle birlikte insanların ürpermesine yol açan, ölüm duygusunu iliklerimize kadar hissettiren bir başka müzikal provokatör var mıdır? Aynı şekilde, bestelediği “Polonez”lerinde ise, tarihi neredeyse işgal altında geçmiş çok sevdiği ülkesi Polonya insanının alabildiğine soylu ve askeri karakteri ile, ülkesinin bağımsızlığının giderek kaybolmakta olmasının yarattığı endişeleri hissetmek mümkündür. Op 53 Kahramanlık Polonez’i bu duyguları açıkça yansıtmaktadır.

Soylu bir subayın kızı


   Ya George Sand? Kimdir bu asıl adı Amantine Lucile Aurore Dupin veya Barones Dudevant olan ama George Sand ismini kullanan kadın? Efendim bu bayan 1 Temmuz 1804 yılında Paris’te doğdu. Babası imparatorluk ordusunda görev yapan soylu bir subaydı. Babası ölünce, Paris’in güneybatısında küçük bir kasaba olan Nohant’da babaannesi ile birlikte yaşadı. Herhalde bu manastır hayatından çok sıkılmış olacak ki, 18 yaşında bir baronun oğlu olan Casimir Dudevant’la evlendi. Bu evlilikten Solange isminde bir kızı ve Maurce isminde bir oğlu oldu. Ancak bu evlilikte umduğunu bulamadı ve 1831 yılında Paris’e yerleşti. Bu arada uzun uğraşlar sonunda kocasından boşandı. Paris’te Le Figaro gazetesinde yazmaya başladı ve çeşitli dergi ve gazetelerde editörlük yaptı. Böylelikle dönemin ünlü yazar, müzisyen, ressam ve şairleriyle birlikte olma imkânını yakaladı. Tanışma ortamına girmiş oldu. Edebiyat dünyasıyla tanışması ise, o dönem birlikte olduğu yazar Jules Sandau ile birlikte kaleme aldıkları öykülerle oldu. Bundan sonra yine Sandau ile birlikte “Pembe ve Beyaz (1831)” adlı romanı yazdı. Yazılarını kendi ismiyle yayımlayamayacağını anlayan Sand, bu nedenle George Sand ismini kullanmaya başladı ve bu isimle ilk olarak “İndiana (1832)” adlı romanını yazdı ve yayımlattı. Evlilik esaretinden kurtulmaya çalışan bir mutsuz bir kadını konu alan bu kitap onu üne kavuşturdu. Daha sonra yine kendi adıyla“ Valentine ve Lila (1833)” adlı romanını yazdı. Bu sonunca romanı, 1830’larda erkek egemen bir toplumsal yapıya sahip olan Fransa’da kadınların cinsel özgürlüğünü savunan bir eser olduğundan epey tartışma yarattı ve Sand’ın iyice tanınmasına yol açtı. Bu romanlardan sonra bir İtalyan doktorla bir yılık bir serüven yaşayan Sand, bu ilişkisini de yıllar sonra (1859) kaleme aldığı “O kadın ve O adam” adlı romanında anlattı. George Sand’ın bir ilginç tarafı da yazmış olduğu mektuplardır. 2 bin kişiye gönderdiği saptanmış olan ve sayıları 25 bin olarak tahmin edilen bu mektuplar 26 cilt halinde yayımlanarak Fransız edebiyat tarihinin önemli bir kaynağı haline gelmiştir.
 

Çalışkan ve üretken

Yazdığı bu eserlerden de anlaşılacağı gibi, aslında George Sand çalışmayı seven üretken bir kadındır. Eserleri her ne kadar günümüzde pek okunan eserler değilse de, yazıldığı dönemde çok okunan ve aranan eserler olmuştur. Döneminin entelektüel çevresinde kendini kabul ettirmiş, aranan bir yazar olarak kabul edilmiştir. Ama verdiği bunca esere rağmen, onu asıl üne kavuşturan yaşadığı çılgınca hayatıdır. Dilediği gibi yaşıyor, yaşadığı dönemde, hatta bugün bile kadınların yapması hiç de hoş karşılanmayan her şeyi yapıyordu. Onu Paris kafelerinde her gören hemen kıyafetinden tanıyordu. Çünkü aynen erkeler gibi pantolon ve ceket giyiyordu. “Daha sağlam ve daha dayanıklı ve ucuz oldukları” gerekçesiyle erkek kıyafetiyle dolaşan Sand, bu kıyafetle, kadınların girmediği erkeklere özgü yerlere rahatça girip çıkıyordu. Sokaklarda sigara ve puro içiyor, kafelerde de hafif alkollü içkilere hayır demiyordu. Hemen hemen her gece bir davette idi. Yazdıklarında ise, toplumun kadınları baskı altına almasına karşı çıkıyor ve kadınların cinsel özgürlüğünü gündeme getiriyordu. Kendisine yöneltilen eleştirileri ise, “Günün birinde dünya beni tanıyacak ve anlayacak! Öyle bir gün gelmese bile benim için bir önemi yok. Ben başka kadınların önünü açmış olacağım!” diyerek karşılıyordu. Chopin’den önce sevgilisi olan Michel de Bourges’in teşvikiyle siyasete de girdi ve sosyalist saflarda yer aldı. İşçilerin çıkardığı gazetede yazılar yazdı. “Kendi işçi sınıfını öldürerek devrim başlatan bir cumhuriyete inanmam!” diyerek muhalif saflarda yer aldı. Düşünün: Bütün bunları rahatça yaşayabilmek için kocasından gelen “barones” sıfatını bile terk etti!

Erkekler üzerinde etkisi


  Bütün bu hızlı ve çılgın hayata rağmen, George Sandevli veya bekar fark etmez, erkeklerle girdiği evlilik dışı ilişkileri ve ünlü aşıklarıyla tanınmıştır. Gerçekten, o yılların Paris entelektüel çevresindeki hatırı sayılır sayıda erkek, Sand ile arkadaş veya sevgili olarak beraberlikler yaşamış ve Sand, bunların her biri üzerinde ciddi etkiler bırakmıştır. Jules Sandeau, Prosper Mirime, Alfre de Mousset, Michel Bourges ve Chopin bunlardan ilk akla gelenlerdir. Ayrıca Gustave Flaubert, Marcel Proust ve Honore de Balzac’ın da Sand’ın hayranları arasında olduğu yazılmıştır. Nitekim Sand’ın Flaubert ile mektuplaşmaları bir kitap olacak kadar ünlüdür. Bu arada, erkekler üzerinde yarattığı etki kadar, Sand’ın kadın hayranlarının da bulunduğunu veya oyunca Marie Dorval’la olduğu gibi, kendisinin de bazı kadınlara hayran olduğunu belirtmek doğru olacaktır. Bu konuda Darval’a yazdığı müstehcenlik kokan mektupları meşhurdur. Hakkında bu konuda da çok dedikodu yapılmıştır ama, erkek aşıklarının listesinin bir hayli kabarık olması zaman içinde bu dedikoduların son bulmasını kolaylaştırmıştır.
  Hiç kimseyi dikkate almayan, söylenenleri, eleştirileri kulak arkası eden, bugün bile zor kabul edilebilecek bir yaşayış biçimini 1800’lerin ilk yarısında gönlünce yaşayan ama bu arada yazan, üreten bir kadından çok iyi bir ev kadını olması beklenebilir mi? Biraz zor diyeceksiniz değil mi? Ama Sandaynı zamanda mükemmel bir ev kadındır! Evi her zaman temiz, tertipli ve düzenlidir. Nohant’da ve Mallorca’daki Valldemossa köyündeki evinde çekilen resimler de bunu göstermektedir. Belki inanmayacaksınız ama Sand müthiş bir aşçıdır ve çok güzel yemekler yapmıştır. Hatta “ George Sand’ın Sofrasında” isimli bir de yemek kitabı vardır. Bahçe işlerine bayılır ve evinin bahçesine bakar. Başta erik olmak üzere mevsim meyvelerinden kışlık reçeller yapar! Misafirleriyle bilardo oynar ve bir de zaman bulup yazar!
  Pekiyi George Sand ile Chopin arasındaki aşk nasıl yaşanmış ve bu tarihin bu iki ünlü karakteri hayatlarını 9 yılını birbirlerine vermişlerdir? Bu sorunun cevabı da gelecek haftalarda…

 

YORUM EKLE

banner96