Chuchill’in Koloniler Bakanlığı siyasi müsteşarlığına getirilmesi

Winston Leonard Spencer- Churchill, 30 Kasım 1874 tarihinde Oxfordshire da bulunan Blenheim Sarayı’nda dünyaya geldi. Napolyon’u yenen Lord Erl Marlborough soyundan geliyordu. Babası Randolph Churchill, annesi zengin bir Amerikalı olan Jenny Jerome idi. Bu soyun, İngiltere’deki en yüksek soy olarak kabul edildiğini hemen belirtmek gerek. Babası Churchill’i başka bir meslek bile düşünmeden askeri eğitime yöneltti. 1895’te Kraliyet Harp Okulu’ndan mezun oldu ve orduya girdi. Askerlik hayatında İngiliz sömürgelerinin tadını çıkardığı söylenebilir. Ancak, İngiltere ile Güney Afrika Özgür Orange Devleti arasında yaşanan Boer savaşında esir düştü. Kaçarak ülkesine döndüğü için kahraman olarak kabul edildi ve Muhafazakâr Parti’den milletvekili oldu. 1904 yılında Liberal Parti’ye girdi. İktidarın değişmesi ve Henry Campbell-Bonnerman’ın başbakan olması üzerine, kurulan yeni hükümetin Koloniler Bakanlığı2nda siyasi müsteşar olarak atandı. Artık aktif politikanın içindeydi. Bu dairede görevli olduğu yıllarda İngiltere’nin sömürgelerini teftiş ederek durumlarını incelemeye ve her sömürge için bir rapor yazmaya gayret etti. Aslında bu gezilerin ve incelemelerin arkasında İngiliz sömürgelerinin 1919 yılında yapılacak olan Paris Konferansı’nda ele alınarak tartışılması ihtimalinin olması yatıyordu. Churchill, yapılması gereken bu hazırlık çerçevesinde, 7-12 1907 tarihleri arasında, 29 yıldır İngiliz idaresinde olan Kıbrıs’ı ziyaret edip bir rapor hazırlamayı uygun gördü. Düşüncesine göre, Kıbrıs konusu, Paris Konferansı’nda muhakkak önlerine konacaktı.

Churchill: İngiltere Kıbrıs’ta Osmanlılardan

daha fazla bir şey başaramamıştır

 Churchill’in Kasım 1907’da Bakanlığı’na sunduğu rapor, emperyalist bir ruha sahip olma açısından eşi bulunmaz bir ülke olan İngiltere’nin, daha o yıllarda Kıbrıs’a nasıl sömürü anlayışı ile baktığını gözler önüne sermektedir. Churchill raporuna önce ekonomik eleştirilerle başlamaktadır. Churchill, İngiltere’nin Osmanlı ile anlaşarak adanın idaresini ele geçirirken sadece hem İstanbul’u, hem de Mısır’ı kontrol altında tutmayı düşündüğünü, fakat ada halkını düşünmeyi hiçbir zaman aklına getirmediğinin altını çizmektedir. Churchill’e göre, İngiliz idaresi, neredeyse 30 yılı bulan adadaki varlığı süresince, “Osmanlı’nın vergisini toplama acentesi” olarak çalışmış, ama adaya bir çivi bile çakmamış, ada halkını tamamıyla ihmal etmiştir. Ünlü devlet adamına göre, İngiltere’nin her yıl İstanbul’a ödemek zorunda olduğu 92.800 sterlin tutarındaki vergiye el koyarak bu miktarı Osmanlı’nın 1855 yılından kalan 5.000.000 sterlin tutarındaki borcuna sayması etik değildir ve ahlâka da sığmaz! Nitekim Churchill, geride kalan 29 yıl içinde Kıbrıslıların bu durumu anladıklarını, İngilizlerin bu tutumları nedeniyle ada halkı üzerine binen aşırı vergilerin halkı yoksullaştırdığını ve adanın kendini geçindiremeyen, himaye altında bir devlet konumuna düşürdüğünü itiraf etmektedir. Bu anlamda Churchill’in “92.800 sterlinlik verginin tümünü ada halkına ödettirmekle gerçekte İngiltere’nin Osmanlı idaresinden daha fazla bir şeyi başaramadığını” itiraf etmesi şaşırtıcıdır.

Churchill: İngiltere’nin Kıbrıslılardan

1 peni bile alması ahlâksızlıktır

  Churchill, bu eleştirilerden sonra, İngiliz maliyesinin Kıbrıs’a çok sert davrandığını, Kıbrıslıların yaptığı en küçük bir tasarrufa bile el konulduğunu, adanın mali yapısında denk bütçe sağlanmış olmasına rağmen, mali yapının Parlamento’ya ve Kraliçe’ye yanlış aksettirildiğini ve tüm İngiliz idaresinde sanki “Kıbrıs’ın İngiltere’ye muhtaç bir ülke olduğu” izleniminin yaratıldığını dile getirmektedir. Yürütülen bu politikayla, İngiltere’nin 29 yıldır Kıbrıslılardan her yıl 60.000 sterlin “koparmayı” başardığını dile getiren Churchill, “kendi borçlarını ödemek için Kıbrıslılardan bir peni bile almaya hakları olmadığını” belirterek, izlenen bu politikaların bir tür “ahlâksızlık” olduğunun altını çizmektedir. Raporunda, “kâr amacıyla, küçük bir topluma, büyük bir güç tarafından eziyet edilmesi kadar iğrenç bir manzara yoktur!” ifadesini kullanan Churchill, Kıbrıs’ın kendi kaynaklarıyla varlığını sürdürebilen bir ülke olmasına ve İngiliz hükümetinden 1 peni bile almamış olmasına rağmen, İngiltere’nin kendi borçlarını ödemek için Kıbrıslılardan 800.000 sterlin toplamış olmasını ve bir de üstüne üstlük, “Kıbrıs’ın İngiltere’ye mahkûm yoksul bir ülke olduğu” imajının yaratılmasını İngiltere’ye hiç yakıştıramamakta ve İngiltere’nin başka hiçbir sömürgesine böyle davranmadığını vurgulamaktadır.

Churchill: “Kıbrıs İngiltere için önemlidir ve Osmanlı’ya veya Yunanistan’a verilmeyecektir”

Raporunda, 29 yıldır adada bulunan İngiltere’yi çok ağır cümlelerle yerden yere vuran Churchill, daha sonra adanın İngiltere için önemi üzerinde durmakta ve bu çerçevede adanın Osmanlı’ya veya Yunanistan’a verilmesi konusunda yapılan tartışmalara açıklık getirmektedir. Daha adayı ziyarete başladığının ilk günlerinde Rum ileri gelenlerin gündeme getirdikleri “ENOSİS” talebini, “Ada hiçbir zaman Yunanistan tarafından idare olunmamış ve bir Helen adası olmamıştır” diyerek reddeden ve Lefkoşa’da verdiği beyanatta da, “Artık Gladstone zamanı geçmiştir… İngiltere hükümeti yönetimi altında bulunan topraklardan hiçbirisini elden çıkaramaz” diyerek bu beyanına sadık kalmıştır. Rum yetkililerin her fırsatta “ENOSİS” sözcüğünü kullanmaları üzerine, “Adanın Yunanistan’a verilmesi şeklinde bir talebi tanımıyorum ve her fırsatta gündeme getirilmesini de esefle karşılıyorum” diyerek Rumların “ENOSİS” istemlerine bir set çekilmesi gerektiğini vurgulamış ve aksi halde, “Ada nüfusunun beşte birinden fazla olan Müslüman Ahalinin çok büyük acılar çekeceğini” vurgulamıştır. Aynı şekilde, adanın Osmanlı’ya geri verilmesinin de hem Avam Kamarası’nın, hem de Avrupa ülkelerinin izin vermeyeceğini dile getirmiş ve aksi halde 30 yıllık bir uğraşın da boşa gideceğinin altını çizmiştir. Ancak raporun dikkatli okunması halinde ilgi çekebilecek bir nokta vardır: Churchill, “adanın Osmanlıya veya Yunanistan’a verilmesi halinde İngiltere’nin Osmanlı’ya ödemek zorunda olduğu 92.800 sterlin için yeni bir kaynak aramasına girişmesi gerekeceğini ve bunu bulmanın da mümkün olmayacağını” belirterek büyük bir gaf yapmıştır. Raporunun yukarıdaki kısmında “bu parayı Kıbrıslılardan almak etik ve ahlaki değildir” diyen Churchill, bu ifadesiyle, “aman bu parayı Kıbrıslılardan alıyoruz Yunanistan veya Osmanlı’ya verirsek kimden alacağız?” sorusunda somutlaşan bir gaf…

Churchill: İngiltere için Kıbrıs’ta başarılı olunmaya değer”

Churchill, sömürgeler gezisinden sonra hazırladığı raporları hükümete vermiştir. Hükümetine, İngiltere’nin belirsiz bir süre daha adada kalmasının öneren Churchill, ancak durumu artık kavramış olan Kıbrıslıların hayal kırıklığına uğradıklarını ve geçen 30 yıl içinde, “İngiltere’nin, Kıbrıs insanının kalbinde bir yer edinemediğini” de açık açık söyledikten sonra, “oysa ki İngiltere için Kıbrıs’ta başarılı olunmaya “değer olduğunun altını çizmiştir. Churchill bunu yolunu da bir cümleyle hükümetine göstermiştir: “İngiltere’nin Kıbrıs’a diğer sömürgelerindeki insanlar gibi bakmak!”. Bu bağlamda İngiltere’nin Kıbrıs’a adaletle yaklaşmasının şart olduğunu vurgulayan Churchill, adada toplanan bütün vergilerin adanın kalkınması için kullanılması şart olduğunu vurgulamakta, ama “İngiliz yönetiminin 30 yıldır eğitime, yollara, köprülere ve limanlara hiç bakmadığını, tarımı geliştirmek için hiçbir çalışma yapmadığını, demiryolu hattını hiçbir yönden geliştirmediğini, hiçbir ağaçlandırma faaliyetinde bulunmadığını ve memurların neredeyse açlık sınırında yaşadığını” belirterek, ancak bu sorunların düzeltilmesi halinde adanın canlanabileceğini dile getirmiştir. “Başarısızlık itibarsızlığı da peşinden getirir” diyen Churchill, raporunu, “Adanın bu raporun yazıldığı günlerdeki halinin Osmanlı dönemindeki halinden hiç farklı olmadığını ve İngiltere’nin adada Osmanlıdan daha ileri gidemediğini, bu durumun da İngiltere adına açık bir başarısızlık olduğunu” belirterek bitirmektedir.

Tabii bizler “müsteşar” seviyesindeki bir kamu görevlisinin bağlı bulunduğu hükümetine bu derece ağır eleştiriler getirmesine hiç alışık değiliz! Biraz da hayretle, Churchill’e bu imkânı veren İngiliz demokrasisine saygı duymak gerektiğini belirtmek herhalde gerçekçi olacaktır. Ya Kıbrıs halkı? Bu halkın kaderi Isaac Comnenus’tan beri kandırılmak ve aldatılmak mıdır?

Malûm, Churchill zaman içinde Amirallik Birinci Lord’luğu, yani Bahriye Nazırlığı’na kadar yükseldi. Savaşın ne olduğunu bildiğini iddia ediyordu, ama ilk önce “Gelibolu fiyaskosu”nu yaşadı ve sorumluluğu ona kaldı. Gözden düştü ve aktif politikadan uzaklaşarak uzun yıllar geri plânda çalıştı. Rahmetli annemin yedi dayısı da dahil olmak üzere, yüz binlerce vatan evlâdının ölümüne yol açan o değilmiş gibi, yıllar sonra geri plâna düşmesinin sebebi olarak da Türkleri gördü ve bunu, “Siyasette 20 yıl geri hizmete çekilişimin nedeni siz Türklersiniz!” diyerek büyük bir pişkinlikle yüzümüze vurdu! Geri plânda kalmaktan şikayet etse de şanslıydı 1940 Mayıs’ında başbakan oldu. Ama İngiliz halkına sadece “kan, ateş ve sabır “tavsiye edebildi. 1945 seçimlerini kaybetti, seçilemedi. Şansı halâ devam ediyordu. Clement Attlee ayrılınca tekrar başbakan bile oldu. Galiba tek şansızlığı Çanakkale’de Mustafa Kemal’e rastlamaktı.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75