“Çok güzel günler bekliyor” safsatası ve 2006 yılından daha fakir olduğumuz gerçeği!

  

Öncelikle belirtmek isterim ki; bu yazıyı çok değer verdiğim Ekonomi eski Bakanlarından Derviş Deniz’in bir açıklaması üzerine kaleme aldım.  Derviş Deniz,geçtiğimiz haftalarda şu açıklamayı yapmıştı: “Hükümetin programı yok, çok güzel günler bekliyor dışında bir laf yok. Bunlar boş konuşmalar… Hükümetin önce ekonomide durum tespiti yapması lazım. Kendi aldıkları kararları bile uygulamıyorlar…Türkiye veriyor, kolaycılığı var. Doğru bu desteği veriyor ama sabah akşam namaz kılar gibi sadece teşekkür ederseniz size de, siz ne yapıyorsunuz, derler.”

   Sayın Deniz’in bu ifadelerine katılmaktan pek memnun değilim. Ancak, KKTC’nin durumu maalesef bundan çok daha fazla içler acısıdır.

   Ülkenin kalkınması, halkın mutluluğu, gençliğe sahip çıkma, KKTC’nin egemenliği ve her sıkıştığımızda ezanlar susmayacak ve bayraklar inmeyecek demagojileri bir yana dursun KKTC’nin her açıdan dökülmekte olduğuna herkes tanık olmaktadır.

   Sayın Derviş Deniz’in de altını çizdiği gibi; herhangi bir yapısal reform yapmaya basireti ve dirayeti olmayan hükümetler kendi kararlarını dahi uygulamaktan aciz durumdadır. Bundan daha vahim olanı ise aklını ve fikrini emanete vermişcesine namaz kılar gibi sabah akşam şükran edebiyatına devam edilmekte ve başarısızlıklarına kılıf uydurmak için ya dış güçleri(ambargolar,  dünya bize düşman) ya da Anavatan Türkiye’yi günah keçisi olarak göstermektedirler. Sonuç olarak ise aşağıda özetlendiği gibi;  KKTC giderek dibe çakılmakta ve çağın dışına sürüklenmektedir.

   Geçmiş haftalardaki köşe yazılarında da vurguladığım gibi; KKTC giderek yolsuzluk bataklığına sürüklenmekte ve kültürel yozlaşma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır

   Kıb-Tek’te hapis cezaları ile de tescillenen yolsuzluk ve usulsüzlük girdabına sürüklenirken belki de Afrika ülkelerinde de rastlanmayacak şekilde Kıbrıs Türkü sık sık karanlığa mahkûm edilmektedir.

Vatandaşa hizmet odaklı kamu yönetimi halen daha bekletilmekte ve pandemiyle daha da bozulan kamu düzeni adeta Hint filmlerindeki devlet dairelerini andırmaktadır.

   Kıbrıs Türk Ticaret Odası Rekabet Edebilirlik Raporuna göre yol kalitesizliğinde dünya birincisi durumundayız. Ayrıca, tüm yollarda ışıklandırma nerede ise kalmadığı gibi; başkent Lefkoşa’da Saray önünde dahi geceleyin karanlıkta kaybolma tehlikesi metafordan öte acı bir gerçeğin en yalın ifadesidir.

   Duygusal nedenlerle midir bilinmez, yeni Ercan Hava Limanının yılan hikâyesine dönen açılışı veya açılamayışı hükümet edenlerin niteliğini açık ve net olarak ortaya koyan bariz bir örnektir.

   Belediye sayısını 18’e düşürmekten ibaret olduğu izlenimi veren yerel yönetimler reformu,  hangi çağdaş hizmetleri garanti edeceği, belediyelerde norm kadro, iç ve dış bağımsız ve etkin denetim, belediyeleri sorumlulukları yüzünden batıran başkanlara cezai yaptırımlar, belediyelerin mali ve idari özerkliğinin nasıl sağlanacağı ve mali sürdürülebilirliği gibi kritik sorulara net yanıt vermemektedir.

   Kuzey Kıbrıs Rekabet Edebilirlik Raporlarındaki rehber niteliğindeki bulgulara rağmen KKTC’nin rekabet edebilirliğini artırma yönünde somut bir çabaya rastlanmamaktadır.

Başta ülke kalkınması için en elzem kurumlar olan DPÖ ve İstatistik Kurumundaki atamalar olmak üzere, KKTC tarihinde liyakat bu kadar ayaklar altına alınmamıştır.

   Lokomotif sektör olarak adlandırılan turizm için halen daha ne stratejik bir plan yürürlüğe konmuş ne de turizm örgütü gibi profesyonel yönetim oluşturulmuştur.

   Diğer bir lokomotif sektör/alan olan yükseköğretim kapsamında; YÖDAK’ın denetim sorumluluğuna yönelik gereksinim duyduğuteknolojik altyapı ve veri tabanı projesi için 100,000 $’lik bütçenin tahsis edilmediği KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde öğrenci affı ile ilgi tartışmalar sırasında gündeme getirilmiştir.

   Yukarıdaki liste daha da uzatılabilir. Ancak, tartışmasız olan gerçek atalarımızın şu atasözünde saklıdır: “Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz”.  Şöyle ki, devletin resmi kurumları tarafından açıklanan verilere göre; KKTC’de 2021 yılı için kişi başı milli gelir 2006 yılının dahi gerisindedir.Dünyanın her yerinde hükümetlerin en öncelikli hedefi hizmet ettiği insanların refahını ve yaşam kalitesini artırmaktır.  Bunun dışında bizde olduğu gibi ezana, bayrağa veya gösterişe dayalı diğer yaklaşımların kıymeti harbiyesi yoktur ve laf-ı güzaftan ibarettir.

Refah ve yaşam kalitesinin göstergelerinden biri de kişi başı milli gelirdir. En basit ifade ile kişi başı milli gelirin artması zenginleşmeyi, düşmesi ise fakirleşmeyi göstermektedir.  Kişi başı milli gelirdeki artışın reel olarak(alım gücündeki değişiklik) hesaplanması ise genelde dolar bazında olmaktadır.

Şekilden de görüleceği gibi; ne acıdır ki; aradan geçen 15 yıla rağmen bazı yıllar Fert Başına GSMH ($) 15,000 ve 16,000 $’ı aşsa dahi gelmiş geçmiş hükümetler vatandaşın alım gücünü artıramamış ve 2021 yılındaki Fert Başına GSMH ($) maalesef 2006’nın gerisinde kalmıştır. Şöyle ki, 2006 yılında Fert Başına GSMH ($) 11,837 iken bu rakam 2021’de 11,129 olarak gerçekleşmiş/hesaplanmış/tahmin edilmiştir.

Sonuç olarak; KKTC’yi yönettiğini zannedenler şeffaflık, hesap verebilirlik, verimlilik, etkinlik, inovasyon, yatırım ikliminin iyileştirilmesi ve rekabet edebilirlik gibi unsurlara dayalı yapısal dönüşüm programı uygulamak yerine patronaj sisteminin baş aktörleri çıkar ve baskı gruplarını tatmin etmeye odaklı palyatif işler yaptıklarından ülkenin orta gelir tuzağına saplanıp kalmasına neden olmuşlardır.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104