Çok kolay aldatılır, çok kolay lades oluruz…

   Kimse farklı bir ısrarda bulunmasın, ciddi bir moral çöküntüsü yaşıyoruz. Bu çöküş Dipkarpaz’dan Yeşilırmak’a kadar her yeri kapsıyor.
   En önemli sorunumuz, yaşanan olumsuzluklarla ilgili kimden hesap soracağını insanımızın yıllardır bilmemesidir. Ombudsman Emine Dizdarlı’ya ciddi bir güven söz konusu. Sonuç elde etme konusundaki ikileme rağmen Dizdarlı’nın kapısına gidiyor haksızlığa uğradığına inananlar. Hatta Emine Dizdarlı’nın adını Cumhurbaşkanı adaylığı için seslendirenler de var.
   *    *    *
   Futboldaki oyun kuralları dünyanın her yerinde aynıdır.
   Hakemler oyunun kuralına göre oynanmasını sağlamak için sahadadır. Hakemin işi hakimden daha zordur. Hakemin, hakim gibi davayla ilgili tarafları, tanıkları dinleyip karar için odaya çekilme şansı yok. Anında düdüğünü çalıp kararını vermek durumundadır.
   Bütün mesele, farklı hakemlerin de benzer yanlışlarda aynı karar için düdük çalmasıdır. Bir ülkede hakemlerin yönetimlerindeki standart ne kadar birbirine yakınsa, o ülkede hakemler daha az eleştiri alır ve saygınlık çıtaları da daha yukarılarda olur.
   Günlük yaşamımızda karar ve tavırlarıyla etkili olanlar vardır.
   Bunlar cumhurbaşkanından başlayıp, her kademede sorumluluk taşıyan herkese kadar uzanır.
   Haksız ve hatalı bir uygulamaya muhatap olduğumuz an tepkimizi uygarca, kararlılıktan hiç ama hiç taviz vermeden koymalıyız.
   Yaşamın, yaşamımızı etkileyen gelişmelerin hakemi bizleriz, hepimiziz.
   Nasıl bir hakem oyundaki hataları görmezlikten gelip, düdüğünü yerinde çalmaz, sarı-kırmızı kartlarını yerinde kullanmazsa oyun çığırından çıkar, günlük yaşamımızda olumsuzluklar karşısında vatandaşın duyarsızlığı da toplu yaşamın her alanında yıkım ve berbatlığın nedeni olur.
   Tepki koymada birbirine çok yakın olumsuzluklar, toplum yaşamımızda çok rahat gözlenebilir.
   Bir... Çok kolay aldatılırız. İş için gittiğimiz bir bakanlıktan lafla geriye dönüp vaatlerle kolayca lades oluruz.
   İki... En önemli konuları bile ısrarla takip etme becerimiz gelişmemiştir. Bunu bilen “yöneticiler” bir iki göndermeyle en ciddi konuları unutturabilmektedir.
   Üç... En haklı konuları bile izlerken “dayı” arayıp, devlette “dayı müessesinin” kurumlaşmasına alet olmaktayız.
   Dört... Aynı konuda yola çıkanlar, bir tutam yeşil otla mücadele arkadaşlarını yarı yolda bırakarak, örgütlü mücadeleye zarar verip, iktidarda olanların ekmeğine yağ sürmektedir.
   Beş... Takım tutar gibi parti tutan büyük çoğunluk, başarısızlığı oylarıyla bile cezalandırmayıp yanlışın devamına destek vermekte, boynunun çektiğinin elinin eseri olduğunu bir türlü görememektedir.
   Altı... Toplumsal tepkide en geniş anlamda davranış standardı yoktur. Toplumsal çöküşün olduğu yerde bireysel kurtulma şansının olamayacağını göremeyenler boş yere zaman tüketirken, pozitif sonuçları olacak en geniş birlikteliği geciktirmektedirler.
   Daha örnekler vermek olası. Ancak buraya yazdıklarım ve yazacaklarım herkesin günlük yaşamda yaşadıklarıdır. Sorun olumsuzlukların varlığından fazla, bitmeden devam etmesi ve bunda yönetenler kadar hatalı tavırları olan büyük çoğunluğun da dolaylı olarak suç sahibi olmasıdır.
   ***
   Etkin baskı gruplarından yoksun toplumlarda yanlışlar içselleştirilir. Dün görüşlerine değer verdiğim bir arkadaşla konuşuyordum. HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMEZ, deyince doğal olarak, “ Sen etkin bir göreve gelsen hiçbir şeyi değiştiremez misin?” sorusunu sordum.  Yanıtına üzüldüm. “ Bu yapıda olmaz.”
   Bu satırların yazarı olarak çok şeyin hızla değişebileceğine inanırım. Yeter ki doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanlar olsun.
 

YORUM EKLE