Çözümün parçası olmayan, sorunun parçasıdır…

Geçenlerde internette gezinirken Norveç’te kullanılan plastik şişelerin geri dönüşümü ile ilgili bir haber ilgimi çekti.

Ülkede toplam kullanılan plastik şişelerin yüzde 97’si yeniden kullanılmak üzere geri dönüşüme dahil oluyor ve ekonomiye yeniden kazandırılıyor. Bir plastik şişe 50 kez, geri dönüşüme tabi tutulabiliyor. Bu sayede, hem üretimde daha az plastiğe ihtiyaç duyuluyor, hem de dünyanın en büyük sorunlarından olan plastik kirliliği sorunundan kurtuluyorlar. Ara bilgi olarak, Norveç nüfusunun 5.2 milyon ve kişi başına düşen yıllık gelirin 67,989 Amerikan doları ile dünya genelinde, en yüksek 4.ülke konumunda,  olduklarını belirtmek isterim. Aslında, sadece verdiğim örnek bile, refahın yüksekliğinin sebepleri arasında, çalışkanlıklarının yanında, savurgan olmamalarından geçtiğinin ispatı niteliğinde.

Bir an için, satılan her yüz plastik şişeli ürünün, doksan yedisinin, üretime tekrardan dahil edildiğini ülkemizdeki genel idari zihniyete kıyasla, düşündüğünüzde, projenin başarısı, ister istemez, insanı hayretler içinde bırakıyor.

Peki, nasıl oluyor da, yüzde 97 gibi yüksek geri dönüşümü başarıyorlar?

Sadece toplumsal duyarlılık, bunun için yeterli değil.

Aslında kurdukları sistem hiç de karışık değil. Sistem, henüz bizde pek yaygın olmayan, ama Güney Kıbrıs’taki marketlerden aşina olduğumuza benzer bir durum. Nasıl ki, bazı marketlerde alış-veriş arabasını alırken, kilitli olan arabayı almak için metal para koyup, kilidi çözüyor ve arabayı yerine koyduğumuzda geri paranızı alıyorsanız, kurdukları sistemi, buna benzer bir mantıkla kurmuşlar. Plastik şişede alacağınız her bir ürün için fiyatın içinde ekstra(depozito), küçük bir ücret ödüyorsunuz. İçindekini kullandıktan sonra, para iadesi için alternatifler sunulmuş; plastik şişenizi, bu maksatla hazırlanmış geri dönüşüm kutularına atarak veya yakıt istasyonları ile bazı küçük mağazalarda iade ederek, ya paranızı geri alıyorsunuz, ya da maddi karşılığı kadar, alacak fişi alıyorsunuz. Projenin tasarımını devlet organize etse de, finansmanını ülkede plastik şişede ürün satan, şirketlerden karşılandı. Devlet, finansmanın karşılığını, bu şirketlere vergi muafiyeti sağlayarak çözdü. Sonuca baktığınızda, büyük bir çevresel kirlilik sorununa çözüm bulunurken, geri dönüşüm sayesinde, ciddi bir plastik üretim tasarrufu ve ham madde ithalatında azalma elde ettiler ve sistemin bütün tarafları için, kazan kazan durumunun varlığı ise en önemli nokta.

Dünya genelinde plastik atık konusu, büyük bir çevre sorunu. Bu soruna, yapıcı manada çözüm yaklaşımında olan Avrupa Birliği’nin, plastik geri dönüşümü konusunda 2029 yılı hedeflenerek belirlediği nokta  %90.

Norveç ise bu hedefe ulaşma noktasında, Avrupa genelinin 10 yıl önünde.

Yukarıda anlattığım örneğin en kilit tarafı, yüksek maliyetleri olan bir proje olmaması, tasarrufla kazancı, üretimi azaltmadan kesiştiriyor olması yanında, basit çözümlerin büyük geri dönüşleri olabileceğini göstermesidir.

Yazılarımda kıyaslama yaparken, imkanları değil, zihniyet ve yaklaşımı kıyaslamayı hedeflerim.

Yüksek refah içinde yaşarken, aranmaya devam eden çözümler ve gelişim bir yanda dururken, bir krizden, diğer bir krize geçiş yapan biz.

Ülkemizde, geçmişten bugüne, beni en rahatsız eden konuların başında; Toplum olarak, kendi kendimize yetememe edebiyatıdır. Bu edebiyat, gerek burada, gerekse Türkiye’de siyasi çevrelerce, zaman zaman, bilinçli olarak bizi rencide edecek şekilde kullanıldı.

Türkiye’ye avuç açan siyasilerimiz de oldu.

Türkiye para göndermezse, maaşlar ödenemez diyen de.

Aynı bakışı Türkiye’den de zaman zaman gördük. Toplum üzerinde, bu konu üzerinden, tehdit bile oluşturuldu.

Peki biz ne yapıyoruz kendimize yetmek için?

Mevcut yapının çarpıklığı içinde, kendimize yetmemiz konusunda ciddi sorunlar yaşadığımız ortada.

En önemli nokta olan, çözüm üretmek konusundaki sınıfta kalıyoruz.

Yukarıda Norveç ile ilgili örneği verirken devleti yönetenlerin ürettikleri ve işlevselliği yanında kamu- özel işbirliğinin önemi de var. Bizde ise kamu-özel çatışması.

Rakamlarla aklınızı yormak istemem.

Devlet bütçemizin her yıl, düzenli açık vermekte. Bu açık bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti tarafından protokollerle veya başka şekillerde üstü örtülerek, kapanıyor.

Üstü örtülerek tanımlamasını bilinçli olarak kullanmamın sebebi, sorunların örtünün altında durmaya devam etmesindendir.

Bu bütçenin, açık, denk veya fazla vermesi de mana ifade etmez.

Bütçenin başarısı salt rakamlarla değil, sunduğu hizmet ve sürdürülebilirliği ile ölçülür.

Veri güvenliğinden emin olmamakla birlikte, yaklaşık yüzde 85’i maaşlara giden bir bütçenin, geri kalan yüzde 15 ile nasıl hizmet sunduğu da ortada.

Sorunları sıralamanın, getirisi yoktur. Sıraladığımız sorunlara, getireceğimiz çözüm önerileri ile birlikte mana kazanır.

Başbakan Ersan Saner, kamu personelinin, hayat pahalılığı ödeneğinin dondurulabileceğini seslendirdi. Mevcut piyasa şartlarında, likiditenin nasıl artırılacağının yöntemleri aranması gerekirken, böylesi bir yaklaşımın ekonomide yaratacağı tahribatın daha büyük olacağından, şüpheniz olmasın.

Ülkemizin genel bir ekonomik fizibilite haritasına ihtiyacı vardır. Kamu ise, sorunun odak noktasındadır.

Bugünün koşulları ile rakamlar incelendiğinde, her yönü yeni, işlevsel, sürdürülebilir ve sağlıklı bir kamu bütçesi hazırlanmalıdır.

Mevcut koşullarımız ile işlevsel bir yapı için ihtiyacımızın ne olduğu ile ilgili, kapsamlı bir çalışma yok.

Farazi ve veriden yoksun konuşmayı doğru bir yaklaşım olarak görmemekle birlikte, kendi değerlendirmem, bu rakamın, yıllık 300 milyon euro civarında olduğu yönünde. Bu rakamı 10 milyon euro değerinde 30 proje veya 5 milyon eoro’dan 60 proje olarak görmek  bir bakış açısıdır.

Ben bu şekilde bakmayı daha doğru buluyorum.

Niyet olduktan sonr, her şey mümkün. Yeter ki niyet olsun. Sadece konu üzerine proje yarışması bile alternatifler arasında.

İnsan kaynağımızın doğru kullanıldığı takdirde, zor mu 30 veya 60 proje üretilmesi.

Aranızda, çok genel düşündüğümü düşünenler olabilir. Hiç o fikirde değilim.

İhtiyacımız olan, işlevselliği yanında ya gelir artırıcı ya da tasarruf içeren öneriler ve projelerdir.

Sürekli detaylarda kaybolup ana tablodan uzaklaşıyoruz.

Ben bu toplumun içinde bu projeleri üretecek değerlerin olduğuna inanıyorum. Yeter ki, toplumsal sorumluğu olan paydaşlar ve siyaset, bu değerleri kullanacak vizyonda olsun.

Avuç açmak, dilencilerin ve çaresizlerin işidir. Kendi kendine yetenin başı dik ve yukarıda olur.

Çözümün parçası olmayan, sorunun parçasıdır.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75