Cumhuriyet ve Türkiye’nin ilk kadın yargıcı

Bugün 29 Ekim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 98. yıldönümü. Çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti Atatürk ve arkadaşları tarafından kurulalı neredeyse 1 asır oluyor.
Kıbrıslı Türkler de İngiliz sömürge yönetiminde olmalarına rağmen, Cumhuriyet devrimlerini gönüllü olarak kabul etmiş ve hayatlarında uygulamaya başlamışlardı.
Cumhuriyet devrimleri özellikle kadınlara, Osmanlı döneminde olmayan pek çok hakkı kazandırmıştı. Hatta, bazı haklar, birçok batı ülkesinden önce Türkiye’de uygulanmaya başlamıştı.
Ben de, bugünkü yazımda, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ndeki kadınların kazanımlarına ve çok önemli makamlara gelmesine güzel bir örnek olan ve daha önce de çeşitli medya organlarında yayınlanan gerçek bir hikayeyi, günün anlamına binaen sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yaşlı kadın yatağından kalktı.
88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açmasıyla odaya ezan sesiyle birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkı’na bakarak yaşlı ciğerlerini sabahın ılık esintisiyle doldurdu.
Oturma odasına geçti.
Masanın üstü çerçevelerle doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
Bu siyah beyaz fotoğrafta, subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı.
Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. “Günaydın kocacığım” dedi.
Kadın bu çerçeveyi bıraktıktan sonra diğer çerçeveye uzandı.
Artık gözlerinden yaş damlıyordu.
Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp “Günaydın evlatlarım” dedi.
Gözlerinde biriken yaşları sildi ve telefona yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. “Bir taksi istiyorum” dedi ve adresi verdi.
Gelen taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu.
Nihayet taksiye binebildi.
“Teyze hoş geldin” dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. “Nereye gidiyoruz?”
Kadın kısa bir sessizliğin sonunda “Tüm bir gün beni taşır mısın?” diye sordu.
“Sana 500 lira veririm.”
Adam küçümser bir gülümsemeyle, “Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze” dedi.
Kadın gülümsedi.
“O zaman sana 650 lira vereceğim, ne dersin?”
“Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?”
“Anıtkabir’e.”
“Tamam teyzeciğim.”
Taksi, Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Yaşlı kadın, “Evladım burada yardımına ihtiyacım var” dedi.
“Benimle gel.”
Şoför şaşırmıştı.
“Tabii teyze” diye cevap verdi ve kuşkulu gözlerle sordu: “Bizi buraya alırlar mı?”
O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak “Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?” dedi.
“Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?”
“Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme.”
“Ee o zaman?”
“Ne bileyim, bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben.”
Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler.
Kadın Çantasını açtı.
Tek bir karanfil çıkardı. Çiçeği mozoleye koydu.
Şoför, şaşkınlıkla olayı seyrederken yaşlı kadının ağzından çıkan şu sözleri fark etti:
“Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım.”
Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp dua okumaya başladı.
Kadın bir anlık suskunluktan sonra, “Hadi gidelim” dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır adımlarla arabaya döndüler.
Şöför sordu:
“Şimdi nereye gidiyoruz?”
“Bankaya!”
“Teyzeciğim, bir şey sorabilir miyim?”
“Sor bakalım evladım.”
“Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?
“Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Ben de ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın?’ diye sorunca, ‘Hemşire’ cevabını verdim. O da ‘Güzel meslek ama bence sen hâkim ol. İsmine çok yakışır’ dedi. ‘Kadından hâkim olmaz ki’ dedim.
Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum, hâkim olacaksın’ dedi.”
“Sen ne cevap verdin?”
“Mustafa Kemal emretmiş, ne denir? Söz verdim.”
“Peki olabildin mi Adalet Teyze?”
“Evet, ben Cumhuriyet’in ilk kadın hâkimlerindenim.”
“Vay be. Sende ne hikâye varmış Adalet Teyze.”
“Herkesin bir hikâyesi vardır evladım.”
“Haklısın Adalet Teyze. İşte bankaya geldik.”
“ Beni 45 dakika kadar sonra buradan al oğlum”
Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet Hanım 15 dakikalık gecikmeyle geldi.
"Şimdi nereye gidiyoruz teyze?"
“Seyranbağları’na.”
“Hâkim Teyze çok yer gezmişsindir sen.”
“Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla.”
“Ne iş yapardı amca?”
“Subaydı.’
“Ne zaman vefat etti?”
“1952.”
“Çok olmuş. Gençmiş.”
“Kore savaşında şehit oldu.”
“Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz teyze?”
“Sağa sap. İkinci binanın önünde dur ve beni bekle.”
Osman beklerken,“Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu” yazısını okudu.
Yarım saat sonra Adalet Hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı.
Kadın “Adalet Hanım, size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlar da sizi çok seviyor. Yine gelin” dedi.
Adalet Hanım, “Ben de onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın” dedi.
Osman, kadının isteği ile, oradan sonra iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
Bu binada da “Ankara Seyranbağları Huzurevi” yazıyordu.
Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında birçok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım.
Onlarla sarılıp, öpüştükten sonra oradan ayrıldılar.
Osman, dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
" Şimdi nereye gidiyoruz?"
“Cebeci Asri Mezarlığı’na oğlum.’’
“Teyze nerelisin sen?”
“Aydın Sökeliyim.
“Atatürk’e verdiğim sözü tutmak için İstanbul Hukuk Fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik.”
“Çocuğunuz var mı?”
“Bir kızım bir oğlum vardı.”
“Neredeler şimdi?”
“Oğlum Dışişleri’nde çalışıyordu.”
“Fransa’da Ermeni  teröristler tarafından öldürüldü.”
O da babası gibi şehit oldu yani?”
“Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.”
“Amin. Ya kızın?”
“O eşi ve çocuklarıyla İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999’da depremde hepsi vefat ettiler.”
“Allah rahmet eylesin. Boşboğazlığımla üzdüm seni Hâkim Teyze, kusura bakma.”
“Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım?”
"Geldik teyze."
“Tamam evladım. Al işte paran, artık gidebilirsin.”
“Hâkim Teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim, eve bırakayım.”
“Yok, beni alacaklar buradan.”
“Hâkim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.
Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350’yi ona veririm. Gerisi kalsın.
Ben de para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.”
“Çocukların var mı?”
“İki tane.’’
“Adları nedir?”
“Kemal ve Ayşe.”
“Oğlumun adı da Kemal’di.”
Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
“Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokmayla büyüt ve okut.
Atatürk’ün bana yaptığı gibi, içlerindeki gücü fark etmelerini sağla.
Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.”
Osman, Adalet Hanım’ın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
Adalet Hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken, Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.
Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.
Ertesi gün Ankara’da şiddetli bir yağmur yağıyordu.
Osman taksi ile durağa gelmişti.
Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı.
Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:
“Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri Mezarlığı’nda bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hâkimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi.
Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların, eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ’ın vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi.
Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında “Gökler bile sana ağlıyor” diyerek hıçkırarak ağlıyordu.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104