Çürümüşlük hastalıksa, saydamlık da ilaçtır….

Ülkede, tanımlamakta, doğru kelimeyi bulmakta zorlandığım bir dönem yaşıyoruz.

Ülkenin her yerinden ateşler yükseliyor ama her ne halse, tartışılan gündem ile toplumsal hayatın gerçek sorunlarının gündemi bir türlü örtüştürmüyor.

Gündeme gelmeyen veya çözüm bulmayan her sorun ise, geleceğimizin sorunlu ipoteği olarak durmakta.

Hata, herkesin başına gelebilecek bir şeydir.  Hatanın tekrarı ise,  ‘Yanlıştır’.

İkisi arasındaki temel fark ise, yanlışın yapılırken bilincin yerinde olması ve sonucun ne olacağının farkındalığı ile eylemin veya davranışın gerçekleşmesidir.

***

Yapılan her hatanın ve ihmalin bir bedeli olduğu bir gerçekliktir.

Her ne kadar adil olan, hatayı yapanın bedelini ödemesi olsa da, bizde terazi öyle çalışmıyor.

Bizde,  idare yanlış yapıyor, bedeli ise halk ödüyor.

Bugün yaşadığımız zorlukların büyük bir çoğunluğu, geçmişten gelen yanlışlar ve bu yanlışların yarattığı yapısal bozuklukların toplamından başka bir şey değildir.

***

Bireyden başlayarak, şirketlere ve devlet idaresine kadar, saydamlık, duyulması gerekli, güvenin başlıca faktörüdür.

Güven ise aidiyetin, başlıca tetikleyicisi.

Saydamlığın sorgulandığı durumda, ne güvenden, ne de aidiyetten bahsetmek mümkündür.

Ekonominin temel tanımlarından biri de, sınırlı kaynaklar ile, sınırsız insan ihtiyaçları arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı şeklindedir.

Bu tanımdan yola çıkarak, yönetim bu kaynakların, toplum içindeki eşit ve adil dağılımını sağlayan denge unsurudur.

***

Sürekli  tartışıp bir noktada uzlaşamadığımız konuların başında; Biz kendi kendimize yetebilir miyiz? Yetemez miyiz? Soruları sonrasında, iradeden, müdahaleye uzanan kısır tartışmalar ve sonucunda bu kadar küçük bir toplumda yaratılan kutuplaşma.

Şahsi kanaatim, doğru idare ve anlayış ile kendi kendimize, medeni yaşam standartlarında yaşayacak şekilde yetebileceğimiz yönündedir.

Bugüne kadar bizi getiren anlayışın, benim düşüncemdeki anlayışla örtüşmediğini, söylemeden geçmek istemem.

***

Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik yapısında, birçok  yapısal anomali mevcuttur. Çarpıklığın ilk göze battığı yer ise kamudur.

Kamunun, bırakın organizasyon şemasının yanlışlığını, şişirilmiş istihdamın yarattığı çarpıklığı görmek için uzman olmaya gerek yok. İş tanımlarının, ihtiyaçlarla doğru paralelde tanımlanmadığı bir sistemin, verebileceği hizmeti ve iş verimliliğinin doğruluğunu sorgulamak ne kadar doğru olabilir ki? Kamu istihdamı ve organizasyon yapısının, ivedilikle tekrardan organize edilmeye ihtiyacı vardır.

***

Kamusal kaynak sömürüsünün bir yanı, yanlış istihdamlar ve verimsizlik olarak dururken,  diğer tarafta ise kamuya ait varlıkların idaresindeki yanlışların çarpıklığı ve çarpıklık kaynaklı zarar veya elde edilemeyen gelirler var.

Bugün kamuya ait birçok yer, özel anlaşmalar ile farklı maksatlar için, yap işlet devret, icar veya tahsis yolu ile kullandırılıyor.

Sanayi bölgesi arsaları, Serbest liman arazileri, tarımsal kullanım amaçlı araziler, marinalar, turizm teşviki kapsamında araziler, özel teşvik maksatlı araziler, oteller vs. Tümü devletin olan ama ‘yatırım’  maksatlı, katma değer üretmesi maksadı ile yapılması arzulanan anlaşmalar.

İşini maksada uygun yapanları tenzih ederek, yapılan bu anlaşmaların, ne kadar saydam yapıldığı ve ne kadar maksadına uygun süreçte devam ettiği, ciddi bir araştırma konusudur.

***

Sanayi bölgesi  arsalarının, içine çivi çakılmadan, hava parasına satıldığını bilmeyen yok.

Devletten 80 bin Amerikan dolarına kiralanan otelin, bir başka işletmeciye 700 bin Euro karşılığında kiralanması, kimin kaybı, kimin yanlışı.

Hayatını, gerçek manasında hayvancılık ve  çiftçilik ile geçindirenler, ekecek arazi bulamazken, başkalarına, yüzlerce hatta binlerce dönüm arazi verildiğini, sonra da bu kişilerin, bu arazileri daha yüksek miktarlarda başkalarına icar  ettiğini biz duyuyoruz da devlet mi duymuyor?

 Devletten, özel izinleri ile teşvik kapsamında, kimi zaman karşılıksız alınan arazilerin hava parasına satıldığını biz duyuyoruz da, devlet mi duymuyor?

Yap işlet devret modeli ile verilen, Ercan havaalanı ihalesi, 2012 yılında yapıldı. Üzerinden sekiz yıl geçti. Sonuç ise; ihmal, kaos ve zarar.

***

Eskilerin bir lafı var: ‘Attığın taş, ürküttüğün kuşa değsin.’ Bizde atılan taşlar ise, kuşun yakınından geçmiyor.

Ne hesap soran var, ne de veren.

Kamu harcamaları tarafında da benzer örnekler vermek mümkün. İhaleler, değerinin kat be kat üstünde yapılan alımlar, ancak, rakip birilerinin, canı yandığında ortaya çıkan gerçekler.

KIB-TEK’ten neredeyse her hükümet döneminde, kötü kokular geldi. Yaşanan olayların, bazıları mahkemelere taşındı.

Sonucun değiştiğini ise pek göremedik.

Zarar halkın zararı, kar ise hep şahısların oluyor.

Bütün bu çarpıklıkların faturasını, fon ve vergi olarak, toplum ödemektedir. Sessiz kalındığı müddetçe de ödemeye devam edeceğiz. Yanlışı  yapanla, faturayı ödeyen, her zaman ayni olmadığı gibi.

***

Yukarıda genel bir bakış açısı ile ele aldığım konuların maddi değer toplamı ile ilgili detaylı bir araştırma yapılsa, rakamın ürkütücü boyutta olduğuna inanmaktayım.

Meclis görüşmeleri sırasında yıllardır kurulmaya çalışılan E-devlet’ in ekonomi ile doğrudan bağlantılı  olduğundan ve ivediliğinden bahsedildiğini dinledim. Uygulamayı, düzeni oturmuş, çarkları işleyen bir sisteme entegre etmeye, temel prensipte karşı olmamakla birlikte, temel dengeleri yerinde olmayan, birçok anomaliyi içeren düzeni, e-devlete çevirme, bende, ancak yanlışı daha da meşru hale getirmek olarak tanımlanır.

***

Saydamlık ve güven her kurulu düzenin olmazsa olmazıdır.

Konunun merkezinde devlet ise, toplumun tümünü etkilemesi, ekonomik büyüklüğü ve toplumsal  irade üzerindeki payı ile düşünüldüğünde, hassasiyetin önemi bir o kadar daha artıyor.

Bu günün son sözü de eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’dan ‘ Eğer çürümüşlük bir hastalıksa, saydamlık, tedavinin en önemli parçasıdır’.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75