DAÜ- YÖDAK… Yazacağımı yazdım, söyleyeceğimi söyledim…

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) ile ilgili yazdığım yazıları bir araya getirsem, kitap olur.

Yazdıklarımdan bir tek yazımı, bir tek paragrafı, hatta bir tek cümleyi bile özür dileyerek geri almam.

Keşke yazmasaydım, demem.

DAÜ’yü Kıbrıs Türkünün en değerli kurumsal yapılarından biri gördüm.

Bir biçimde, DAÜ’de sorumlu konuma gelenler, DAÜ’yü babasının malı sanıp, kendisinden önce yapılanları sıfırlayarak konuşsa da, bizler, herkesin katkısının hakkını vererek DAÜ’yü sahiplendik.

Onlar DAÜ’yü babalarının çiftliği zannederken, biz DAÜ’nün Kıbrıslı Türklerin malı olduğunu bildik.

Samimi görüşlerimizi ortaya koyup, olumsuzluklara dikkat çekerken, doğru dürüst açıklama yapılacağına, akademik bir kuruma hiç yakışmayan tarzla, kaliteden yoksun, yaklaşımlarla, karşı tavır kondu.

Dahası, gazetecinin düşünce özgürlüğüne müdahale için kapılar aşındırıldı.

***

Acı olan benzer tavrı YÖDAK konusunda da yaşadık.

Gidip yüz yüze görüşme yapıp, yazdıklarımı, neden yazdığımı detaylı olarak anlattım.

Görüşmede karşımda oturan şahıs dışarı çıkıp, ‘Gelip benden özür diledi’ dedi.

Verimli, toplumsal kazanım amaçlı iletişimi bilmeyen insanlarla neyi konuşabilirsiniz?

YÖDAK’ın kurumsal yapısıyla ilgili düşüncelerimi, düşünceden öte kaygılarımı yazdım.

Bugün gelinen noktayı da işaret ettim.

Konuya objektif yaklaşan herkes, ‘Haklısın’ dedi.

Sonuç, YÖDAK’ta başkan bir tarafta, geriye kalan tüm yönetim kurulu öte tarafta oldu.

***

Şimdi Eğitim Bakanı Çavuşoğlu, bakın ne diyor?

“YÖDAK kendisine verilen sorumluluğu yerine getiremeyecek duruma gelmişse siyasetçi buna da müdahale etmek zorundadır. Eğer böyle devam ederlerse yasa önerisi verip atandıkları yolla görevden alınırlar maddesini düzenleyeceğim. Ayrıca muadili oldukları YÖK’le görüşme yapıp bu görevi Eğitim Bakanlığı olarak üstleneceğim ve YÖDAK’ı lokal bir denetleme ve değerlendirme kurulu noktasına çekeceğim.”

Bakan haklıdır, diyebilir miyim?

Ebette, diyemem.

Elbette, demem.

Nazım Çavuşoğlu, kısa vadede yüksek öğretimle ilgili bazı sorunları, çözebilir.

Bunu konjonktürün, desteği, kişisel kapasitesiyle, başarabilir.

Kurumsal bir yapıyı devre dışı bırakırsak, yüksek öğretimi siyasilerin eline değil, kucağına teslim ederiz.

Peki Nazım Çavuşoğlu, kendisinden sonra gelecek, eğitim bakanlarına güveniyor mu, ya da kefil mi?

Çok fazla uzağa gitmeyeceğim.

Bir önceki Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’in dünya görüşü ve siyasi duruşu, Ankara’nın beklentilerinin uzağında olduğu için, Bakanı cezalandırmak için Ankara, sessizce ne gerekirse yaptı…

Cemal Özyiğit, Çavuşoğlu’ndan görevi devralan olsaydı, neler olabileceğini Çavuşoğlu, söyler mi?

***

YÖDAK, kurulduğu günden başlayarak bir türlü olması gereken konumda olamadı.

Yasal yetkilerini kullanması için fiziki alt yapısı yetersiz kaldı.

Kadrosu da, hiç tamamlanmadı.

Siyasiler, YÖDAK’ın eksikliklerini giderme yönünde adım atmadı.

Bu satırların yazarı olarak YÖDAK’ın Kuzey Kıbrıs’ta YÖK’ün karşılığı olması gerektiğini savundum.

Belki yaşadığı sıkıntılar nedeniyle, YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Akile Büke de buna inanmadı.

Şimdi Eğitim Bakanı Çavuşoğlu da benzer bir tavır içindedir.

Eğer başarısız kurumsal yapılara statü düşürmesi bir çareyse, sanırım ilk akla gelen kuruluş, Cumhuriyet Meclisidir.

Sorun varsa, doğru çareyi, çağdaş dünyaya bakarak bulmalıyız.

DAÜ ve YÖDAK’la ilgili, yazacağımı yazdım, söyleyeceğimi söyledim… Ancak susmanın işi yaramadığı da gerçek. Bu konularda söyleyecek sözü olan söyleyecek.

Söylenmek yanlış, söylemek doğrudur.

YORUM EKLE

banner96