Demir Özlü’nün ardından…

Genel çizgileriyle çileli özgeçmişi
   “1950 kuşağı” olarak anılan yazarlarımızın önemli bir temsilcisi olan Demir Özlü, İsveç’in Stockholm  kentinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle 13 Şubat günü hayatını kaybetti. 1935 yılında İstanbul’un Vefa semtinde dünyaya gelen ve 1986 yılında aramızdan ayrılmış bulunan Tezer Özlü ile yazar ve çevirmen Sezer Duru’nun ağabeyleri olan yazar, varoluşçuluk akımının ülkemizdeki önemli temsilcilerinden birisi olarak görülüyordu.
   Demir Özlü, ilk ve ortaokulu Ödemiş İstiklâl okulunda okuyan Demir Özlü, liseyi İstanbul Kabataş Lisesine okumuş ve burada Behçet Necatigil’in öğrencisi olmuştur. Necatigil’in yıllar sonra “entelektüel ve esrarlı havasıyla yalın gerçeklerin karşıtı” bir yazar olarak tanımladığı Özlü, liseden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Bu yıllarda, dönemin iktidarı tarafından temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmaya başlaması nedeniyle başlayan öğrenci hareketlerine Özlü’de arkadaşlarının yanında katılmış ve polis, adliye ve hapishane üçlüsüyle ilk defa 60 ihtilâli öncesinde tanışmıştır. 1961-1962 yıllarında Paris Sorbonne’da felsefe okumuş ve İstanbul’a dönüşünde de, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Metodoloji Kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başlamıştır. 4 yıl kadar çalıştıktan sonra, sol görüşlü ve İşçi Partisi üyesi olması nedeniyle, “sol eylemleri destekliyor ve katılıyor” gerekçesiyle üniversitedeki görevine son verilmiştir. “Sakıncalı” bulunduğu için, yedek subaylık hakkı elinden alınmış ve askerliğini 1969 yılında Muş’ta “çavuş” olarak yapmıştır. “Sakıncalı” halinin ise ömrü boyu sürdüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Askerlik dönüşünde avukat olarak çalışmaya başlamış ve bu yıllarda var gücüyle yazamaya da başlamıştır. “Boğuntulu Sokaklar” adlı öykü kitabı bu yılların bir ürünüdür.
   Ancak, zaten her dakikası takip altında geçen bu yılları da pek uzun sürmemiş, 12 Mart müdahalesiyle birlikte tutuklanmış ve 4 ay cezaevinde kalmıştır. Kendi ifadesiyle “İşçi Partisi üyesi olmasının bedelini bu 4 ay içinde çektiği zulüm ile” ödemiştir. Daha sonraki günlerde 12 Mart dönemindeki sıkıyönetim mahkemelerinde görülen davalar sırasında, bir duruşmada, “Burada Atatürk yargılanıyor!” diye bağırarak cübbesini çıkarıp fırlatması da akıllardan çıkmamıştır. 70’li yılların sonlarına doğru ülkedeki baskıların iyice artması üzerine, İsveç Stockholm’de bulunan eşi Ula’nın yanına, yine kendi ifadesiyle “gönüllü sürgün” olarak gitmiştir. Nitekim 12 Eylül 1980’de, öngördüğü gerçekleşmiş ve ülkenin müthiş bir baskıcı rejim altına girmesiyle birlikte, Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığı kaybettirilmiştir. (Genelde yazarlarımız “vatandaşlıktan çıkarıldığından” söz ederler ama bu ifade doğru değildir. Zira, an’asıl Türk vatandaşları Türk vatandaşlığından çıkarılamazlar. Çıkarma ancak sonradan Türk vatandaşı olan kişiler hakkında verilebilen bir karardır). Hakkında verilen kaybettirme kararı nedeniyle yabancı durumuna düşen Özlü’nün ülkeye girmesi de yasaklanıştır. Böylelikle, “gönüllü sürgünlüğü” yine kendi ifadesiyle “zorunlu sürgünlüğe” dönüşmüştür. Dünyadaki tüm ülkeler girme ve hatta ikamet etme hakkına sahip olan Demir Özlü’nün kendi ülkesine girebilmesi yasaklanmıştır! Komik değil mi? Bu yasak 1989 yılına kadar sürer ve Özlü ancak 1989’da ülkeye geri gelebilir! Gerçi bu konuda Demir Özlü’nün çok ama çok güzel bir açıklaması vardır: “1979’dan sonra 32 yıl İsveç’te yaşamak zorunda kaldım. Fakat konuyu derinleştirirseniz, kültürel bağlantılarımız ve edindiğimiz vicdan farklılığından dolayı kendi öz yurdumuzda da sürgün gibiydik”. İnsanın istediği gibi yazamamasının, başkalarının istediği gibi yazmak veya hiç yazamamak zorunda olmasının, konuşamamasının, eleştirememesinin ne kadar kötü, ne kadar sıkıcı ve insan haysiyetine ne kadar aykırı olduğunu düşünenler, konuşanlar ve özellikle yazanlar çok iyi bilirler. İşte “kendisini, kendi ülkesinde de sürgün gibi hisseden Demir Özlü 13 Şubat günü, artık gönüllü olarak yaşadığı Stockholm’de bir kalp krizi sonunda aramızdan ayrıldı. Ama yine kendi ifadesiyle, “hiç olmazsa kapısını siyasi polis veya askerler çalmadığı için, sanki adam öldürmüş, terör yaratmış, bomba patlatmış, para çalmış gibi onların önünde yapılacak olan sorgulamalarda geçecek olan vakti yazmaya vererek…!”

Edebiyat anlayışı, eserleri ve ödülleri
 

   Demir Özlü ilk şiirini Behçet Necatigil’in öğrencisi olduğu Kabataş Lisesinin öğrenci dergisi olan “Dönüm” de  yayımlamıştır. 1952’de yayımlanan bu şiirini, 1958’de ise, ilk öykü kitabı olan “Bunaltı” izlemiştir. 1950 kuşağı olarak anılan ve aralarında Ferit Edgü, Orhan Duru, Onat Kutlar, Erdal Öz, Bilge Karasu, Leylâ Erbil, Adnan Özyalçıner gibi yazarların bulunduğu “1950 Kuşağı” grubunun yazarları arasında yer aldığı söylenir ve yazılır. Ancak edebiyata bakış açısı çok daha geniştir. Zira Özlü, 50’li yıllarda Türkiye’nin politik şartlarını gündeme getirerek sorgulayan ve değerlendiren, var olan geleneksel kalıpları kırmaya, yıkmaya çalışan, bireysel varoluş sorunlarını edebiyata katmaya çalışan varoluşçuluk, gerçeküstücülük ve ikinci yeni gibi akımlarla beslemeye çalışan, dolayısıyla çok zengin bir bakış açısına sahip olan bir edebiyatçı idi. Stockholm Öyküleri adlı kitabıyla Sait Faik Öykü Armağanı’nı kazandığı günlerde, “bu öykülere tanıklık etmek, resimlerini çizmek ve imge yaratmak istediğini “söylemesi varoluşçu bir yanı olduğunu ortaya koymuyor mu? Aynı şekilde, edebiyatın en büyük iki itici gücünün “okumak, büyük yazarları okumak” ile “yaşamak, yaşam deneylerini de modern edebiyata bilinçaltı birikimleri olarak katmaktır” demesi ve “bir konuyu, bir imgeyi canlandırma isteği, bir duyguyu somutlaştırma eğilimi” dir ifadesi de varoluşçulukla çok yakın olan bu geniş bakış açısını ortaya koymuyor mu? Nitekim 2013 yılında, Mersin Kenti Edebiyat Ödülünü alırken, seçici jüri de ödülü, “Öykülerinde kentlerin ruhunu ve bu ruhu oluşturan insanları varoluşçu ve üst gerçekçi öğelerle örülü, entelektüel ve gizemli bir atmosferde sorunlaştırdığı” için verdiğini açıklamıştır.
   Öte yandan, Özlü, kişinin yanında, kentlerin, özellikle İstanbul (hele hele Beyoğlu…) ve Stockholm’ün de en büyük yazarlarından biriydi.  Böyle olduğunu da,“Kent yazarıyım... 20’li yaşlarımın başında çok Balzac okumuşumdur… İnsanlar kentleri yaratarak uygarlığa adım atmışlarıdır. Yaşadığı kent insanı biçimlendirir!” demesi de bu düşünceyi güçlendirmektedir. 60’lı yıllarda İstanbul’da okurken ve İstanbul’u, hele hele Beyoğlu’nu sevmeye daha yeni başladığımda, bana bütün o harika sokaklarıyla Beyoğlu’nu öğreten de, “Bir Beyoğlu Düşü” adlı kitabıyla Demir Özlü olmuş ve bu kitabından sonra neredeyse yayımlanan bütün kitaplarını okumuşumdur. Baksanıza şu ifadeye: “Bütün o büyük gece vakti ışıklı, parlak cadde; sinemalar, pastaneler, lokantalarla meyhaneler, vitrinlerinin ışıkları yanan büyük mağazalar, sonra da o ana caddeden aşağıya inen ya da Meşrutiyet Caddesiyle birleşen Tepebaşı Caddesi’ne açılan, ardından da Aynalı çeşme’ye, Dolapdere’ye, Kasımpaşa’ya ve Ziba Sokağı’na inen sayısız bakımsız yol…”  Bilenler için, İstanbul’un bu yolları bundan güzel anlatılabilir mi? Farklı zamanlarda da olsa aynı yollarda ayakkabı eskitmişiz rahmetli ile… Üstat Doğan Hızlan boşuna dememiş “Beyoğlu’nu özümsemek, bireysel ve nesnel tarihini öğrenmek için mutlaka Demir Özlü okunmalıdır dememiş!
   Demir Özlü, aralarında Türk Dili, Mavi, Pazar Postası, Soyut, Yeni Ufuklar, Somut, Adam Öykü ve Gösteri gibi bir çok dergide öykü, deneme, eleştiri kaleme aldı. Eksik olabilir ama benim tespit edebildiğim kadarıyla 30 tane de kitabı… Bunlardan “Soluma 1963 TDK Ödülünü”, “Stockholm Öyküleri 1988 Sait Faik Hikâye Armağanı”nı, “Bir Yaz Mevsimi Romansı 1990 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı”, “İthaka’ya Yolculuk 1996 Dünya Kitap Dergisi Yılın Kitabı Ödülü ile 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü”nü almaya lâyık görülmüşlerdir.
   Türk edebiyatının bu çok değerli yazarını saygı ve rahmetle son yolculuğuna uğurlarken, “Çocukluğun Soğuk Geceleri” ve “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı eserleriyle gençliğimde beni derinden etkilemiş olan ve 43 yaşında kaybettiğimiz son derece “kırılgan” kız kardeşi Tezer Özlü’yü de rahmetle anmadan geçemeyeceğim.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75