Denktaş'ı anarken

Osman ERTUĞ

Emekli Büyükelçi
 

Aramızdan ayrılalı 9 yıl oldu...
Ama hatırası ve eserleri, dün olduğu gibi bugün de bizimle...
Ve bizimle olmaya devam edecek...
En büyük eseri de Kurucusu olduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
O Cumhuriyet ki bütün sorunları ve zorluklarına karşın, başımızdaki şemsiye, altımızdaki zemin, fırtınalı havalarda sığınacağımız güvenli limandır.
Ben Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ilk kez lise öğrencisi olduğum yıllarda, 1967 krizinden sonra, sürgünden döndüğü 1968 yılında yakından görebilmiştim. Kendisini Atatürk Meydanı'nda büyük bir heyecan ve coşkuyla karşılayarak omuzlarda taşımıştık.
Denktaş'la yüz yüze tanışmam ise yüksek öğrenimimi gördüğüm Amerika Birleşik Devletleri'nden dönüşümde oldu. Huzuruna çıkarak, izniyle gittiğim yurt dışından kesin dönüş yaptığımı, "göreve hazır olduğumu" söylemiştim. Üniversiteden yeni çıkmış bir genç olarak heyecanlıydım, çünkü yaşayan bir efsanenin karşısındaydım.
Heyecanımı anlamış olacak ki, bana babacan bir tavırla ne gibi bir göreve talip olduğumu sordu; "Çizgin nedir?" dedi. Üniversitedeki ana dalım İngiliz Edebiyatı olduğu için ve konuya olan özel ilgim nedeniyle "Dışişleriyle ilgili bir görev efendim; tercümanlık da olabilir" yanıtını verdim.
Anında karar veren pratik zekasıyla, "Git seni Müsteşar'ım Kemal Nidai Bey imtihan etsin. Başarırsan aradığımız adam olabilirsin" dedi. Tarihin tekerrürünün bir örneği olabileceği cihetle anlatıyorum: Kemal Bey, ABD'nin Türkiye'ye karşı 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra uyguladığı silah ambargosu konusunda bir değerlendirme yazmamı istedi. Kısa sürede yazıp getirdim. Yazıda Beyaz Saray-Kongre (genel anlamda Senato ve Temsilciler Meclisi'nin ikisi için de kullanılıyor) arasındaki anlaşmazlıkların dış politikadaki etkisi, Vietnam harbi sonrası Kongre'nin dış politikaya artan müdahaleleri, fren-denge sisteminin bozulması ve ambargonun NATO İttifakı'na yaptığı menfi etkiler üzerinde durmuştum.
Bir süre sonra yazıyı Denktaş Bey'in de gördüğünü ve beğendiğini duyurdu, birkaç Türkçe-İngilizce tercüme verdi. Onları da tamamlamam üzerine ve kısa bir İngilizce mülakattan sonra "arizi tayin" denen bir yöntemle Ocak 1975'te Devlet Başkanlığı'nda işe alındım.
Denktaş Bey'le bu şekilde tanışmam, 40 yıla yakın sürüp aslında emeklilikten sonra da devam eden meslek hayatımın ilk adımı oldu. Bunu takip eden yılları, görev yerim ve taşıdığım sıfatlar ne olursa olsun, O'nun, liderimiz Dr. Fazıl Küçük'le birlikte bayraktarlığını yaptığı, Kıbrıs Türkü'nün varoluş ve özgürlük mücadelesinin bir neferi olarak geçirdim. Ondan sadece eğitim değil, motivasyon ve ilham aldım. Görüşme masalarında, KKTC'nin ilanı gibi tarihi dönemeçlerde ve Annan Planı gibi çok sıkıntılı dönemlerde birlikte çalıştık. Dış seyahatlerinin önemli bir bölümünde hep beraberdik ve bu bana onu sadece bir devlet adamı olarak değil, bir insan olarak da tanıma fırsatı verdi. Herkese nasip olmayan bu imkanı kazandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Denktaş ve ekibiyle çalışmak, mücadele arkadaşları, görüşmecileri ve danışmanları olarak, Osman Örek, Ümit Süleyman Onan, Necati Münir Ertekün, Mümtaz Soysal ve Turhan Feyzioğlu gibi hukukçu/devlet adamlarıyla görev yapmak da gerçek bir ayrıcalıktı. Hepsini rahmetle anıyorum.
Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Kıbrıs Türkü'nün ve Türklüğün tarihindeki önemini ve bir insan olarak meziyetlerini anlatmak kuşkusuz bu sayfalara sığmaz. Bu nedenle özetlemeye çalışacağım.
Diplomasinin yapı taşları olan kelime ve terimlere olan ilgimi bilenler beni anlayacaklardır. Ben gençlerimize hep Denktaş'ı üçü D, birisi ise E harfiyle başlayan sözcüklerle tanımalarını, anmalarını ve anımsamalarını salık veririm:
Birincisi, DİRENİŞ! Haksızlığa, adaletsizliğe, Rum-Yunan tahakkümü, yayılmacılığı ve mezalimine karşı direnmek!
İkincisi, DAVA! Kıbrıs Türkü'nün olduğu kadar Türklüğün bir milli davası olan Kıbrıs davası.
Üçüncüsü, DEVLET! Yani kurucusu olduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
Kısacası, Direniş, Dava, Devlet ve Denktaş!
Ama, bunların ötesinde E harfiyle başlayan bir kelime daha var ki yukarıdakiler kadar önemlidir: Egemenlik!
Bir konuşmamızda bana "Sağ isem nasihatim, ölürsem vasiyetim: Egemenlikten taviz vermeyin!" demişti.
Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ı anarken, Devletimize ve egemenliğimize, ulusal Kıbrıs davamıza sahip çıkalım; onları elimizden almaya yönelik girişimlere karşı direnelim.
Ruhu şad olsun!

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Guven
Mehmet Guven - 1 hafta Önce

Cok guzel bir yazi. Sizin de KKTC temsilcisi olmaniz bu yavru vatanin varligina buyuk degerler katti.
Sayin Denktasa hizmet etme firsatim icin mutesekkirim.

banner75