Devlet kim için var?

Ülke gündemini yakından takip ediyorum.
Gündemi takip ederken, içine gömülmemeye özen gösteriyorum.
Çoğu zaman, konuşulan ya da konuşturulmak istenen gündem ile ülkenin reel sorunları örtüşmüyor.
Rahatlıkla söyleyebilirim ki, dahil olduğum ve ülke sorunlarının tartıştığımız, birçok arkadaş sohbetinin verimliliği, meclisin verimliliğinin çok ötesindedir.
İyimserliğimi kolay kaybetmem, ancak iyimserliğim, gerçekliği görmemin önünde, engel olarak durmuyor.
Geçtiğimiz hafta Maliye Bakanı Dursun Oğuz, devletin kasasında para olmadığını söylerken, ay başına  634 Milyon TL ödeme yapılması gerekliliğine vurgu yaptı ve borçlanmanın kaçınılmaz olduğunu belirtti.
Sadece şubat ayı için devletin kasasında, yaklaşık 450 milyon açıktan bahsediyoruz.
Olağan dışı bir dönemden geçiyor olsak da, devlet gibi bir kurumun bu denli çaresizliğine anlam vermekte zorlanıyorum.
Son yıllara bakıldığında, kamu bütçesindeki açığın, artarak devam ettiğini görmekteyiz.
Bütçedeki açıklık, fazla veya denk bütçenin yakalanması, tek başına, başarılı veya başarısız yönde yorum yapma imkanını kimseye tanımaz.
Önemli olan gerek kamu, gerekse özel sektörü kapsayan, mali yapının hizmet sunabilme kabiliyetidir.
Mevcut yapının, hizmet özelliğini hızla kaybettiği gözle görülür bir hal almıştır.
Bütçedeki açıklığın birçok sebebi olsa da, tümünü tek çatıda açıklayacak kelime sanırım yapısal bozukluk.
Yapısal bozukluk, geçmişten gelen uygulama ve yanlış kararların ürünüdür ve bugünün sorunu değildir.
Yapısal reformdan başka bir çözüm ise, devamlılığını kaybetmiş ekonomik yapımız için tek çözümdür.
Ülkenin, işgücünden, üretime, tüm ekonomik unsurlarının tekrardan analiz edilip değerlendirmesi yapılmalıdır.
Reçete belli olduktan sonra ise uygulamaya geçilmelidir.
Kimse acı bir reçeteyi kabul etmek istemez.
Ama, adaletsiz bir reçeteyi kabul etmeyi, hiç istemez.
Toplumun bir yükü paylaşmakta sıkıntısı yoktur. Sıkıntı, güçlüğün orantılı paylaşımındadır.
Alınacak kararların temel felsefesine bakmayı, teknik detaylarında kaybolmamaya tercih ederim.
Gerçeklerimizin bilinci ile, dünyadaki medeni ülkelerdeki ekonomik yapılanma modelleri ile kıyastan çok uzak noktalardayız. Sosyal devlet anlayışı felsefesi, ise neredeyse  tamamen karşı karşıya.
Sosyal devletçilik bu mudur?
Bugün gelinen noktanın, sebebi yapısal bozukluk ve sosyal adaletsizliktir.
Bu olgu, bu toplum için, yeni  bir olgu değildir.
Bugün gelinen noktada, yaşadığımız sorunlar,1974’de yaşanmış adaletsizliğin farklı bir versiyonudur.
İnsanların, hükümetlerin sundukları paketlere, itirazındaki  ve isyanındaki  temel nokta budur.
Orta okula yeni başladığımız dönemde, İngilizce öğretmenimiz Miss Margaret bize, ünlü İngiliz yazar George Orwell’in, ‘Animal Farm (hayvan çiftliği)’ adlı kitabının, çizgi roman versiyonunu  izletmişti. Çok etkilendiğim, dün gibi aklımda.
Orwell’in, ‘Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir’ sözü, o günden bugüne hiç aklımdan çıkmadı.
Orwell’den bugüne, yetmiş yıldan fazla süre geçmesine rağmen,  cümle hala geçerliliğini koruyor.
Sosyal adalet toplumu, toplum yapan ilkelerin başıdır.
Sıkıntıyı, herkes gücü oranında bölüşse, halkın itirazı bu denli olmayacaktı.
Ülkemizde, sadece balon ekonomi değil, balon düzen de sönmüştür.
Krizler, yeni başlangıçlar için fırsattır.
Yeni bir başlangıç yapalım. Bu düzeni bu hale getiren ve kendilerini devletten büyük görenlerin olduğu bir düzen olmasın.
Sermaye denetimi ve meşruluğu olsun.
Hesap sormanın yanında, yaptırım uygulayacak otorite olsun.
Şişmiş ve hantal bir kamu yapısı olmasın.
Devlet halka hizmet eden ve insan kaynağını verimli kullanır hale gelsin.
Eski hesaplar kapanmadan, yeni sayfa  açılmasın.
Halkın genelinin, nelere itiraz ettiğini anlamak isteniyorsa, hükümet edenler, yönünü halka çevirsin.
Halkın kimseye yalan borcu olmaz.
 Koronavirüs salgını, elbet bitecek.
Ancak bu kötü günler, ancak doğru ve adil kararlar alınırsa geride kalacak.
Aksi takdirde, daha kötü günlerin bizi beklediğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Bugün, toplumun büyük bir kesimi, nasıl hayatını idame ettireceğinin derdindeyken, emin olun ki, sayısı küçük maddi hacmi büyük bir zümre şimdi avuçlarını ovuşturarak, kelepire konacakları malların ve hayatların hesabını yapıyor.
Çareyi önce içimizde bulursak, ne devletin, ne de halkın, kimseye muhtaç ve avuç açar olmayacağından şüpheniz olmasın.
 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75